Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Okuma Köşesi

Ceyhan Usanmaz

Son zamanlarda özellikle popüler romanlar vesilesiyle karşımıza çıktı iz sürme seyahatleri. Dünyanın dört bir yanından insanlar, zaten bir turizm kenti olan Paris’i, bir de Dan Brown’ın Da Vinci'nin Şifresi romanı rehberliğinde gezdiler.

Kitaplara hayatında daha önemli bir yer veren, boş vaktinin çoğunu kitap okuyarak geçiren insanların sosyal becerilerinin düşük olduğu yaygın bir inanıştır. Fakat bilimsel araştırmalar bunun tam tersini söylüyor!

 

“Başkalarının parka ya da ormana koştuğu gibi ben hep kahveye koşardım”


Thomas Bernhard / Odun Kesmek

 

  

Eleştiri

Kahraman Çayırlı

Tüm modernizm ve modern hayat "tahmin edilebilirlik, tanımlanabilirlik, sayılabilirlik, nitelenebilirlik, belirlenebilirlik" üzerine kurulmuşken, modernizmin ve aydınlanmanın getirdiği kültürel değişimin hızı, bir tür travma yarattı. Rasyonel birikim, kendi karşı-bakışını üretti: Canavarlar, sisli ormanlar, hayaletler, vampirler, kurt adamlar, tüneller, şatolar, kaleler, dolunaylar...

A. Ömer Türkeş

Türkçeye ilk kez çevrilen 1945 Fransa (Lyon) doğumlu René Belletto, ülkesinde şair, yazar, senarist, film eleştirmeni, gitar hocası kimlikleriyle tanınıyor. Takma isimle yazdığı ilk romanı Le Temps Mort ile 1974 Jean Ray fantastik edebiyat ödülünü alan Belletto’nun, 2014 yılına kadar yirmi romanı yayımlandı.

Berkay Üzüm

Anıl Nişancalı’nın ikinci romanı Leyla Sert Bir Nota, aslında adının da işaret ettiği gibi daha çok müzik üzerine inşa edilen bir roman. Altay Öktem ve Müjgan Ferhan Şensoy gibi konukların da yer aldığı roman, bu sayede zaten bol karakterli olan yapısını daha da zenginleştirerek ilerliyor.


Editörün Seçtikleri

Sona Ermek
Selim İleri // Everest Yayınları

“Besbelli aynı sabaha karşı. Beyaza değil, siyaha. Korkun aynı korku: Hiçbir bahçe kalmayacak, hiçbir güzellik.”



Edebiyatının 50. yılında Selim İleri’den yepyeni bir roman: Sona Ermek.

 
Büyük Cam Üç Otobiyografi
Mario Bellatin // Çev. Süleyman Doğru // Notos

Meksikalı yazar Mario Bellatin, deneysel otobiyografisi Büyük Cam’da türün yerleşik kalıplarının dışına çıkıyor. Onun için otobiyografi yazarın kendi kimliğini bütünleştirdiği bir anlatı değil, kendini farklı kimliklere parçaladığı bir kendinden çıkış kurgusu.

Biz Hep Şatoda Yaşadık
Shirley Jackson // Çev. Berrak Göçer // Siren Yayınları

Dünyadan gizlenerek yaşayan iki kız kardeş ve gölgesini geçmişten bugüne, onların üzerine düşüren gizemli bir olay... Usta yazar Shirley Jackson, bu kısa ve mücevher misali pırıl pırıl romanda ters köşelerle örülü bir öykü anlatıyor, okura tuzaklar ve yanılsamalarla dolu bir zemin sunuyor.

 
Havanın Rengini Gören Çocuk
Abdo Wazen // Çev. M. Ekrem Çavuş // Dedalus

Bâsim, parmaklarıyla gören güzel bir çocuk. Kendisine dedesinden bırakılan bir miras, bu şekilde yaşamak. Kendini ve dünyayı böyle tanımaya çalışıyor. Dokunarak. Parmaklarıyla hissettiği herhangi bir varlıktan daha az gerçek değil yüreğiyle hissettiği. Görmeyi ümit ettiği tek şey havanın rengi. Görme duyusunun somut gerçeklikten ayrı olarak var olabileceğini gösteriyor bize Abdo Wazen.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.