Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Editörden // Perdeler yeniden açılırken...




Toplam oy: 729

Ekim ayıyla birlikte tiyatrolarda perdelerin yeniden açılmasını heyecanla beklerken, Devlet Tiyatroları’nda 2016-2017 sezonu boyunca yalnızca yerli oyunların sahneleneceğine dair tartışmalarla karşılaştık. Resmi internet sitesinden yapılan basın duyurusunda da Devlet Tiyatroları’nın, “tüm sahnelerde yeni sezona, ‘Türkiye'nin Perdeleri Türk Tiyatrosuyla Açılıyor’ sloganıyla yerli oyunlarla” merhaba diyeceği belirtiliyordu. Tartışmaların sürdüğü günlerde gelen bir başka açıklamayla, bu kararın yalnızca başlangıç dönemi için alındığı dile getirildi. (Nitekim, şimdilerde genel programa baktığımızda, Patrick Süskind’in aynı adlı eserinden uyarlanan Kontrabas ya da Dostoyevski’nin aynı adlı eserinden uyarlanan Yeraltından Notlar gibi oyunları görüyoruz.) Özel tiyatroların bir kısmı ise, eylül sonu itibariyle oyunlarını sahnelemeye başlamıştı bile...


İşte tam da bu dönemde, SabitFikir’in ekim sayısında, tiyatro-edebiyat ilişkisini ele alan bir dosya yayımlamak istedik. Zaman içerisinde, tiyatronun hemen her aşamasında –kimi zaman oyuncu ya da tasarımcı, kimi zaman yazar ya da yönetmen olarak– yer almış Firuze Engin; hem kendi deneyimlerinden yola çıkarak hem de geçtiğimiz sezonlarda ilgiyle izlenmiş oyunlardan örneklerle “edebiyatın ‘oyun’un alanına taşınmasını” irdeliyor.


Diğer bir deyişle, genellikle beyazperde dolayısıyla karşımıza çıkan “uyarlama” kavramını, bu kez tiyatro perdelerini aralayarak tartışıyor: “Edebiyat ve tiyatronun ilişkisi yalnızca ‘sahnelenmek üzere yazılmış eser’lerden ibaret değil tabii ki. Sahnelenmek üzere yazılmamış olsa da roman, öykü, şiir gibi edebi eserlerin tiyatro sahnesine taşınması da söz konusu. Peki, tiyatro için kaleme alınmamış olmasına rağmen, edebi eserlerin tiyatroyu iştahlandıran tarafı ne? Belki en önce şunu sormalı: Her edebiyat eseri tiyatroya uyarlanabilir mi? Edebiyat eserlerini, tiyatroya uyarlanabilir olan ya da olmayan diye ikiye ayırabilir miyiz?”


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Günlük yaşantıdaki kurallar çoğu zaman, yazılan eserler için de geçerlidir. Zorla gerçekleşen, kendine biçilen rolden fazlası istenen veya aşırıya kaçan her şey güzelliğini yitirir. Şair Eyyüp Akyüz, son kitabı Eskiden Buralar’da, adeta bu bilginin ışığında şiirlerini uzun tutmadan bitiriyor ve akılda kalan mısraları bize yadigâr kalıyor.

 

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.