Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Louisa May Alcott hakkında az bilinen 5 şey




Toplam oy: 45

Amerikalı yazar Louisa May Alcott'ı çoğumuz bir klasik haline gelmiş olan Küçük Kadınlar ile tanıyoruz. Yazar sonrasında Küçük Kadınlar'ın devamı niteliğinde olan Küçük Erkekler ve Jo ve Ailesi romanlarını da kaleme aldı fakat hiçbiri Küçük Kadınlar kadar ilgi görmedi. Öyle ki çoğu kez Küçük Kadınlar yazarının önüne geçti ve Louisa May Alcott hakkındaki kimi detaylar hep derinlerde kaldı. Peki Louisa May Alcott'u biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz? İşte yazar hakkında az bilinen 5 şey:

 

1. Louisa May Alcott esasen Küçük Kadınlar'ı yazmayı pek istememişti. Yazar adını klasikler rafına taşıyan Küçük Kadınlar'ı yazmaya Mayıs 1868'de başlamıştı. O zamana kadar çoğunlukla yetişkinler için ucuz romanlar kaleme alıyordu. Fakat Küçük Kadınlar'ın ilk yayıncısı olan Robert Brothers Publishing'in editörü Thomas Niles Louisa May Alcott'a küçük kızlar için bir roman yazmayı düşünüp düşünmeyeceğini sorunca yazarın önünde yeni bir kapı açılmış oldu. Yine de esasen Louisa May Alcott bu romanı yazmaya pek hevesli değildi, zira o dönemde takma adı A. M. Barnard adı altında tutku dolu öyküler yazmakla meşguldü. Bunun üzerine Niles yazarın babasına bir anlaşma önerdi. Bu anlaşmaya göre Louisa May Alcott kendine önerilen fikre sıcak bakarsa babası da kendi yazdığı öyküyü yayınlatma fırsatı bulacaktı. Yazarın konuya sıcak bakmasını sağlayan bu teklif oldu.

 

 

2. Yazarın Küçük Kadınlar'ı kaleme alması sadece 10 haftasını aldı. Yazar o sıralarda 35 yaşındaydı ve günlüğüne o sıralarda üzerinde çalıştığı öyküyü esasen pek de sevmediğini, zira kız çocukları pek sevmediğini ve onlar hakkında pek fazla fikri de olmadığını, kendi kızkardeşleriyle oynadıkları acayip oyunların ilgi çekici olabileceğine de pek ihtimal vermediğini yazıyordu. Fakat kitap yazarının tahmininden çok daha fazla sevildi.

 

 

3. Küçük Kadınlar önemli ölçüde otobiyografik bir romandı çünkü Louisa May Alcott karakterleri yaratırken kız kardeşlerinden yola çıkmış ve hikayesi için de çocukluk anılarından ve günlüklerinden faydalanmıştı. Hikayenin erkek Fatma'sı Jo ise yazarın bir tezahürüydü.

 

 

4. Kitabı okuyanlar Jo ve Laurie'nin kaderinde evlilik olduğunu hayal etmiş olabilir ama Louisa May Alcott pek öyle düşünmüyordu. Louisa May Alcott bekar kalmayı tercih etmiş bir kadın ve koyu bir feministti ve Jo için de benzer bir kader düşünmüştü. Fakat kitabın ikinci yarısını yazarken ( Kitap ilk olarak iki ayrı cilt olarak yayınlanmıştı.) sıkı okurlar arasından ikiliyi evlendirmesi için sesler yükselmeye başlamıştı bile. "Okurlar mektup yazıp küçük kadınların kimlerle evleneceğini soruyor, sanki bir kadının hayatındaki tek nihai sonuç buymuş gibi. Sırf birileri memnun olsun diye Jo'yu kimseyle evlendirmeyeceğim."

 

 

5.Hikayenin yakışıklı delikanlısı Laurie muhtemelen Ladislas Wisniewski adlı Polonyalı bir müzisyenden yola çıkılarak yaratılmıştı. Aslına bakılırsa Louisa May Alcott'ın bu komşu çocuğunu yaratırken kimden yola çıktığına dair muhtelif rivayetler mevcut. Ancak Louisa May Alcott'ın biyografisini yazan Harriet Reisen yazarın Ladislas Wisniewski'den yola çıktığını düşünüyor. Alcott ve Wisniewski 1865'te, yazarın Avrupa'da bulunduğu sırada tanışmışlardı ve aralarında bir flört hali de doğmuştu. İkili Paris'te başbaşa iki hafta geçirdiler fakat sonrasında olayların nasıl geliştiği pek bilinmiyor, zira Alcott bu konuda günlüğüne yalnızca "Zaten olmazdı," notunu düşmüş.

 

 

 

 

EK

 


 

 

 

Kaynak: Independent

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Sinema ve televizyonun edebiyattan ilham almasına artık alıştık, öyle ki artık bir romanın sinemaya ya da televizyona uyarlanacağını duymak bizi şaşırtmaya yetmiyor. Hele ki merkezde Stephen King olunca! Zira korku edebiyatının bu usta kalemi, sinema ve televizyon dünyasının da en sevdiği isimlerden biri.

 

Twin Peaks 17 yıllık uzun bir aranın ardından ekrana geri döndü! 8 Nisan 1990'da başlayan ve ancak 29 bölüm yayınlanabilen Twin Peaks, polisiye bir dizi olmanın ötesinde, sadık hayran kitlesiyle de televizyon tarihinde yerini almış bir yapım.

 

“Başkalarının parka ya da ormana koştuğu gibi ben hep kahveye koşardım”


Thomas Bernhard / Odun Kesmek

 

Anksiyete, görülme sıklığı son yıllarda hızla artan bir problem. Özellikle şehir hayatının stresiyle baş etmek zorunda olanlar için anksiyete daha da ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Kalp sağlığından mide sağlığına, birçok hayati organı doğrudan etkileyen anksiyete kimi zaman öyle boyutlara ulaşıyor ki hayatı kişi için çekilmez kılabiliyor. Anksiyetenin, ne yazık ki, doğrudan bir tedavisi yok.

Son zamanlarda özellikle popüler romanlar vesilesiyle karşımıza çıktı iz sürme seyahatleri. Dünyanın dört bir yanından insanlar, zaten bir turizm kenti olan Paris’i, bir de Dan Brown’ın Da Vinci'nin Şifresi romanı rehberliğinde gezdiler.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.