Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Müzik // Son bekleme odası




Toplam oy: 134
Richard Skinner // Çev. Yusuf Eradam
Kara Plak
Richard Skinner, Satie’nin mektup ve yazılarından, başkalarının anılarından ve bir filmden yararlanmış; ortaya mizah yüklü, eğlendirici ve iyi bir roman çıkarmış.

Erik Satie’nin en çok "Gymnopédies" ve "Gnossiennes" isimli besteleriyle tanındığına, sevildiğine kimsenin itirazı olmaz. Hatta yaşarken, kendisinin de itirazı olmamış ama müziğinin “sıkıcı” olduğunu da söyleyip durmuş. Satie’yi tanımayanların bile bu parçaların melodilerini duymuş olmaları yüksek ihtimal. Kulağı modern müziğe açık olanları kastediyorum elbette.
Erik Satie’nin hayatında iki kez ağladığına, bunlardan birinin Lenin’in ölüm haberi yüzünden olduğuna inanır mısınız? Fransız besteci hakkında bu gibi ilginç bilgilere ulaşmak için en kısa yol, Richard Skinner’ın Kadife Bey’ini okumaktan geçiyor.


Kadife Bey bir biyografik roman ama yazarın kurgusu bunu klasik bir biyografik romandan daha keyifli kılıyor. 59 yaşında ölmüş olan besteci Araf’tadır ve hayatının en değerli anısını seçmek durumundadır. Öteki tarafa sadece bu anısını götürebilecek, öncesinde de bu anı filme çekilecektir. Bunun üzerine Erik Satie, kendine tanınan bir haftalık zamanda hayatını hatırlayarak anlatırken, karar vermeye de çalışır.


Felsefe ile uğraşanların mantıklı insanlar olduğunu düşünen Satie için filozof olmak imkansızdır çünkü -şairler gibi- hayalperesttir. “Kendi imgelerini yaratmaktır” onun ihtiyacı olan, “başkalarının fikirlerini yeniden yaratmak” değil. Ve bunu aklından çıkarmadan, samimiyetle beste yapmaya başlar. Döngü önemlidir, ilerleme değil. Sonsuza ulaşacak döngüler... Besteleri duyulmamalı, kulak misafiri olunmalıdır. Yapılmış değil, bulunmuş izlenimi uyandırmalıdır. Ve itiraf eder: “Benim müzisyen olmadığımı size herkes söyler. Haklılar. Müzisyen, müzik konusunda her şeyi bilendir, beste yapan kişi ise umarsız bir kuldur.”


Günler geçer, Araf’ta bekleyen diğer ölülerle dostluklar kurulur, bekleme odasında da anılar birikir. Erik Satie hâlâ karar verememektedir. Öte yandan, ünlü "Gymnopédie"lerini bestelemiştir artık. Claude Debussy ile tanışır, “onun yanında yaşamayı” diler ve 30 yıl boyunca bu gerçekleşir. Yoksulluk içindedir ama sanatının nefsinden önce gelmesini yeğliyordur. Yoksullukla savaşmak yerine kendini insani acıların üstünde tutar.

Mobilya müziği

 

Suzanne Valadon’a duyduğu aşkı hatırlar. Bu aşk mıdır acaba yanında götüreceği anı? Emin olduğu tek şey vardır: “Hiç kimse aşk yarasından tamamen iyileşemez; sadece yerine koymayı öğrenir.”


40 yaşına geldiğinde, ne yaptığını bilmez bir noktadadır artık. Hiç kimsenin dinlemediği “yabancı sanat” üretmekten yorgun düşmüştür ve emekli olmaya karar verir.


Sonra Maurice Ravel girer hayatına ama ondan hiç hazzetmez. Ardından, seçim zamanı daralırken, Duchamp, Man Ray, Picasso, Stravinsky ve Leger, Fransız bestecinin anılarından yüzeye çıkarlar. Onlarla geçirdiği zamanlar, çok değerli anılar içermektedir. Bestelemeye devam eder. Çok sevdiği Sokrat için bir beste yapar; “mobilya müziği”ni keşfeder. Bu müzikte kendi beste yapmak yerine başkalarının eserlerinden alıntılar kullanacaktır. En nefret ettiği isimleri gündemine alır: Ambroise Thomas ve Camille Saint-Saëns. “Satie ekolü filan yoktur,” der. “Satizm diye bir şey var olamaz. Olursa karşısında beni bulur. Sanatta kölelik diye bir şey asla olmamalı. Benim müziğim sadece ve sadece benim tarafımdan yapılmalıydı.”

 

 

Son bir pişmanlık

 

Richard Skinner’ın romanı Kadife Bey, Satie’yi kurmaca bir karakter gibi gösterse de onu gerçek biyografik ayrıntılar üzerinden kurgulamış. Yazar, Satie’nin mektup ve yazılarından, başkalarının anılarından ve bir filmden yararlanmış; ortaya mizah yüklü, eğlendirici ve iyi bir roman çıkarmış.


“Zaman denen o sinsi güç, herkesin anladığı bir şeydir, açıklamayı deneyene kadar tabii.” Ve artık Araf’ta karar verme zamanı gelmiştir. Son bir pişmanlığı daha vardır bestecinin: “Belki de nasıl yaşadığıma, yaşadığım sırada daha çok dikkat etmeliydim,” der. Ama hayalperestliği konusunda müsterihtir.


Satie haklıdır belki de... Bekleme odasından çıkmanın en kolay yolu hayallerdir.

 

 

 

 


 

 

Görsel: Seda Mit

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Sözcüklerin Farklı  Rotası: Deli Bal

Bir dönem fazlasıyla popüler olan anket defterlerinin tarihi hayli gerilere dayanıyor aslında. Ünlü Fransız yazar Marcel Proust henüz 13 yaşındayken de bir hayli popülermiş bu defterler. Öyle ki 13 yaşındaki Proust böyle bir defter satın alıp içindeki İngilizce soruları yanıtladıktan sonra arkadaşı Antoinette Faure’a doğum günü hediyesi olarak vermişti.

Koleksiyoncular, eski yayıncılar ve üreticilerle konuşursanız eğer, benzer yorumlar duyarsınız; Türkiye’de çizgi roman yayıncılığının altın çağının 1955-1975 yılları arasında yaşandığına inanılır. Sonrasında satışların düştüğü, doksanlı yılların başında kaybolma raddesine geldiği anlatılır.

Edebiyat ve felsefe deyince akla ilk olarak dilin kıvraklığı ile düşüncenin keskinliği bir araya gelse de, arka planda sıklıkla aşk hikayesi görürüz. Ustaca ve birikimle yazılan mektuplar oluşturur bu hikayeyi. Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof Halil Cibran da aşk mektuplarıyla bilinen isimlerden.

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Yola bu bilinçle, SabitFikir okurlarının edebiyatın öne çıkan yazarlarını neden sevdiklerine ilişkin bir tartışma başlatmak için çıktık. Öyleyse soruyoruz:  Siz Jules Verne'i niçin okuyorsunuz?

 

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.