Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Bilinmez uzaklar”ın yerlileri ve yabancılar



Toplam oy: 38
Dorothee Elmiger
DeliDolu
Elmiger, bilinmez uzaklar ile bilindiği sanılan yakınlar arasındaki gerilimi bizzat yaşayanların dilinden romanlaştırıyor.

Felsefeci ve siyaset bilimci Dorothee Elmiger’i kısa sürede Avrupa’nın önemli romancılarından biri haline getiren şey; günceli, uzak ve yakın geçmişle, politikayla ve kültürel sorunlarla bir arada ele alması. İlk kitabı Cesurlara Davet’te, bilinemezlik teması öne çıkarken; ikinci romanı Uykuyayatanlar’da ise ana izlek, bilme isteği. Bu da yazarın, dümeni distopyadan hakikate kırmaya çalıştığını gösteriyor.



Yirminci yüzyılın ikinci yarısında başlayan ve 1990’larla beraber en önemli tartışma konularından (ve sorunlardan) birine dönüşen kimlik (aidiyet) ve buradan türetilen çokkültürcülük (çokkültürlülük değil) probleminin bir ayağı, hem coğrafi hem de kültürel yersiz-yurtsuzluk. İşte Elmiger’in Uykuyayatanlar’da bir grup insan arasında kurguladığı sohbetin en belirgin konusu da bu.


“Biz kimiz ve nereliyiz?”


“Uykuyayatanlar”; on dokuzuncu yüzyıldan itibaren (romanın geçtiği) İsviçre’de, gerek yakın geçmişteki yoksul proletarya gerek yirminci yüzyıldan itibaren ülkeye gelmeye başlayan göçmenler için kullanılan, yatacak sabit yeri bulunmayanlara işaret eden tarihsel bir niteleme. Elmiger, bu tarihle günceli buluşturduğu kitabında; farklı meslekten bir grup insan (yazar, çevirmen, lojistikçi, gazeteci vd) arasında, yakın geçmişten yola çıkıp bugüne ulaşan uzun bir sohbet kurguluyor. Konuşmanın “nesnesi” ise, sınırları binbir güçlükle aşarak Avrupa’ya ve özellikle İsviçre’ye ulaşan, yersiz-yurtsuzluğu derin biçimde hisseden göçmenler. Sohbet edenler de dünyanın dört bir yanını gezip deneyim biriktirmiş kişiler. Ancak mültecilerin yaşadıklarını bir noktaya kadar kavrayabiliyorlar. Üstelik Avrupa’nın ikircikli tavrını kimi anlarda eleştirirken mültecilerin maruz kaldığı muameleyle ilgili itirazsızlığı da tartışıyorlar.


Kafalarındaki resim ile sokaktaki fotoğrafı karşılaştıran Elmiger’in karakterleri, mültecilerin bilinmez uzaklara gelişine dikkat kesiliyor. Bu “yeni memleket”; farklı bir dili, politik çeşitliliği, belirsiz yolları, karanlıktan çıkma ihtimalini, yeni kuralları ve kuralsızlıkları temsil ediyor.



Koyu sohbetin omurgasını oluşturan mültecilerin “yabancılığı,” bu “sorunla” baş etmeye çalışan Avrupa’nın mesafeli tavrını çağrıştırıyor. Fakat Elmiger, bu netameli ve ağır konuyu dramatize etmeden işlerken her iki taraf için de geçerli olan “Biz kimiz ve nereliyiz?” sorusunu canlı tutuyor. Gezgin konuşmacılar ve mülteciler için bir ütopya olan yolculuk, bu soruyla birlikte distopyaya dönüşüyor. Elmiger romanda, bu anlamda ince geçişler ve manevralara girişiyor.

 

 

 

Yüzeysellik-derinlik ikilemi


Roman karakterlerinin sohbeti, ütopya-distopya arası bir yolculuk kıvamındayken okurun yüzleştiği tanıdık olma halini ve “ötekiliği” ayıran ince çizgi, Avrupa’nın mültecilik karşısındaki savruluşunu/yalpalayışını yansıtıyor. Belirsiz bir zaman ve mekanda konuşan roman karakterleri, bilinmeze yollanan mültecilere bakarken doğal olarak sınır(lar) gündeme geliyor. Bu da kaçınılmaz biçimde felsefi, politik ve kültürel tartışmalar doğuruyor: Kimlik, yabancılık, çokkültürlülük ve çokkültürcülük; ilk anda dikkat çeken kavramlar.


Elmiger, didaktik bir biçemle okura seslenmektense “yerlilerin”, “yabancıları” tartıştığı ve bu bağlamda Avrupa’daki açmazları, roman karakterleri arasında kurguladığı sohbete yedirmeyi tercih edince mültecilik ve göç konusunda canlılığını koruyan yüzeysellik-derinlik ikilemi belirginleşiyor Uykuyayatanlar’da. Kısacası Elmiger, bilinmez uzaklar ile bilindiği sanılan yakınlar arasındaki gerilimi bizzat yaşayanların dilinden romanlaştırıyor.

 

 

 


 

 

Görsel: Jon Tyson (Unsplash)

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir metin/heykel/resim/sinema filmi/tiyatro oyunu üzerine düşünmek, bu düşünmeyi bir metne dönüştürmek nasıl bir süreci göz önüne almak demek? Bu süreci yazıya dökerken, dökme hali için kelimeler her zaman yeterli olur mu? Bunu bir başka şekilde anlatmak mümkün mü? Cem İleri'nin E Evi'ni okurken bu sorular kafamın bir köşesinde hep dönüp durdu.

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Bugün uluslararası bir şöhret sahibi olan Haruki Murakami, Rüzgârın Şarkısını Dinle’de yazarlığa adım atışının hikayesini anlatıyor. Kısa ve sıcak bir anlatı.

Roman ve öykülerinin yanı sıra nitelikli çevirileriyle de tanıdığımız Fuat Sevimay, bu kez Hep Kitap’ın “Atölye” serisinden, çeviriye ve çevirmenliğe dair bir kılavuzla karşımızda: Çeviri’Bilirsin!: Edebiyatın Gizli Kahramanlığı Hakkında Notlar.

Bir arkadaşımın arkadaşının anlattığı hikayede, kırklarına doğru bir sanat akademisinde çalışmaya başlayan, ilerleyen aylarda da öğrencilerin resim bilgisiyle kendi eksiklerini karşılaştıran bir memur yaşıyormuş. Bu görevli zamanla, işi hızlandırmak için ünlü tabloların kötü kâğıda basılı görüntülerini toplayan, topladıkça haletiruhiyesini dağıtan bir karaktere dönüşüyor.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.