Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Arka bahçelerden dolaşmadan



Toplam oy: 125
Ursula K. Le Guin // Çev. Kemal Baran Özbek
İthaki Yayınları
Anlatış, hiçbir zaman eskimeyecek meseleler üzerine, hiçbir zaman bir öğretmen edası takınmadan, anlatmak istediklerini tane tane aktarıyor okura.

İçine düştüğümüz küçük veya büyük bataklıkların farkına varabilmemiz için, "içeride" ama "dışarı"dan bakan gözlere ihtiyacımız var. Ursula K. Le Guin'in gözleri gibi. Duvar, sınır, tanıdık-yabancı, erkeklik-kadınlık, kapitalizm, meta fetişizmi, evlilik, cinsellik... O kadar çok bataklık var ki. Gözetim mekanizmaları, kapatılma, özgürlük, biz-onlar... Le Guin, fena halde tanıdık ve bir o kadar da yabancı ortamlarda, mekanlarda tüm bu bataklıkların ne menem olgular olduğunu müthiş bir netlikle gözler önüne getiriyor. Hem neredeyse tamamıyla buralar gibi hem de tuhaf ve yabancı evrenlerde anlıyoruz "aslında" nasıl hayatlar yaşadığımızı, hangi çamura ne kadar battığımızı.

 

Dikkatli bakıldığında, görmek istendiğinde bir bilgisayar oyununun (Age of Empires, Empire Earth gibi) özünde kamu maliyesi veya uluslararası ticaretin temel kurallarının yattığı fark edilebiliyorsa, neden iyi bir bilimkurgu romanı da en temel felsefe, ekonomi, sosyoloji kitaplarının işlevini edinemesin? Mülksüzler mesela; kurumlar, kuruluşlar, "yönetmek" hakkında o kadar iyi sorular sorduruyordu ki! Ayrıca üniversite, sınav sistemi, bilgi, neyin "gerçek" olup neyin "gerçek" olmadığı, kapitalizm hakkında da. İdealistlerden oluşan küçük bir komün ile plütokratik-oligarşik ve kapitalist bir düzeni çarpıştırıyordu Mülksüzler. Yer yer iyi bir kent/mekan sosyolojisi kitabına da dönüşüyordu: Le Guin'in Abbenay ve Nio Esseia kentlerini anlattığı kısımlar, değme kent sosyolojisi kitabına taş çıkarır!

 

Le Guin'in –Karanlığın Sol Eli ve Mülksüzler gibi eserlerinin de bir parçası olduğu “Hainli Döngüsü”nün (The Hainish Cycle) son halkası olan ve Mülksüzler’in geçtiği Ekumen’e tekrar döndüğü– Türkçede yeni romanı Anlatış'ta ise din sosyolojisi ön plana çıkıyor. Fizikçi Shevek yerine bu kez Sutty var: Yine başka bir evrenden adeta bir toplumbilim müfettişi. Değişmezler tarafından Ekumen’in Aka gezegenindeki dört temsilcisinden biri olarak seçilen Sutty. Yerküre’nin bir yerlisi olan bu kız, yine başka gezegenden gelmiş bir yabancı. Zıtlaşmaların bağrından kopup gelmiş Sutty, “taşraya doğru seyahate çıkma” ile görevlendirilince esas hikayemiz başlıyor. Teknoloji-din ikilemi, sürekli ilerlemeci pozitivist bilimsel anlayış ve büyük sosyal değişimler derken nehir boyunca yolculuğumuz sürüyor: Sutty’nin yolu, yolculuğu çok uzun; güzergahı çetrefilli.

 

Anlatış, Mülksüzler'den daha sürükleyici, daha macera dolu, daha sinematografik; ama Mülksüzler'in altyapısı daha fazla siyaset felsefesi barındırıyordu. Bu kez sanki Amerika'dan Nepal'e, Hindistan'a, Vietnam'a bir Uzakdoğu seyahati yapıyoruz. Le Guin, yine hem tanıdık hem de yabancı mekan ve olayların fazlasıyla hakkını veriyor. Bir yandan kitapta yaşananların çok daha ağırları, vahşileri, acımasızları her an her saniye dünyamızın bir köşesinde yaşanıyor, yaşanmakta. Sosyal medyada, ana haber bültenlerinde en fazla birkaç saniyelik, dakikalık şaşırmalara, ses tonu değişimlerine, “hashtag”lere (etiketler) dönüşmekte. Şaşıracak ne kaldı sahiden de? Ne olursa, yaşanırsa gerçekten şaşırabiliriz artık?

Huzur, mantık, barış ve akıl

 

Gözetim, modern dünyanın detaylı kontrol ve kapatma mekanizmaları fazlasıyla cirit atıyor Anlatış'ta da. Yine kısa zamanda efsaneye dönüşecek bol miktarda aforizma mevcut (“Fikir tepkiyi bitirir,” [s.66], “Nesnelere sarılma, onlar seni yavaşlatır,” [s.100] vb). Ursula K. Le Guin'in kent sosyolojisi püsküren detaycı gözü bu kez Okzat-Ozkat’ı kat ediyor. Satır satır, sokak sokak. Muhtelif yabancı diller peşimizi Anlatış'ta da bırakmıyor.


Toplumsal ve cinsi kastlar, kadınlara karşı sergilenen Tekçilik’e özgü önyargılar ve hoşgörüsüzlükler ve homofobi, coğrafya ve zamanlar değişse de tüm gücüyle sürüyor. Huzur, mantık, barış ve akıl Anlatış'ta karşıt olgularıyla mütemadiyen çatışadursun, Sutty sık sık “Yanlış!” “Yanlış!” diye diye kendi kendini uyarmaya çalışacak.

 

İlginç baharatlarıyla Hindistan yemekleri, yitik sözcüklerle el ele ilerlerken, Okzat-Ozkat'ın ara sokaklarında Sutty ile birlikte okur da kaybolacak: “Yasaklanmış öyle çok şey var ki!”

 

 

 

Kitaplardan izolasyon malzemesi yapmak

 

Mülksüzler'de Urras'a 170 yıldır Anarres Yerleşim Bölgesi'nden gelen ilk ziyaretçi olan Shevek'e emanet ediyordu okuru Le Guin. Sutty de başka gezegen, başka topraklardan. Göç, göçmenler, tarihin yükü ve taşıdığı önyargılar, "ahlak" sorgulamaları Anlatış'ta da bol bol karşımıza çıkıyor. Bir zamanlar zihnimiz pinpon topu gibi Urras ve Anarres arasında gidip gelirken, Le Guin yeni romanında da okuru bol bol yeni düalitelerin uçurumuna salıveriyor. Iziezi’nin nefis yemekleri, yitip giden kelimeler, diller derken Anlatış’ı okumaya başlayıp da yarıda bırakmak güç. Le Guin’in tespitleri ve sistem eleştirileri her zamanki gibi sert. Üstelik dili Anlatış’ta olabildiğince akıcı.

 

Bir düşünsenize, herhangi bir kitap veya yazılı metin bulsalar, hemen imha ediyorlar. Şiir ve Sanat Merkez Bakanlığı’nın esas bürolarından biri Kitap Konumlandırma Ofisi. Bu ofisin görevi, kitapların yerini tespit edip onlara el koymak ve inşaat malzemesine dönüştürülmesi amacıyla ezilip adeta püre haline getirilecekleri fabrikalara göndermek. Kitaplardan izolasyon malzemesi yapıyorlar. Tekçiler, Doğu Asya ve Avrupa’yı ele geçirmiş. Washington Kütüphanesi bombalanıyor. Kendi tarihini yok eden bir dünyada kayıtları silmek, bir sanata dönüşüyor!

 

Anlatış, din tanımayan teröristler ile tapınmadan duramayan teröristler üzerine de önemli sorular sorduruyor okurlarına. Kitabın orijinalinin 2000 yılında yayımlandığı hesaba katılınca, Le Guin’in ne kadar ileri görüşlü olduğunu itiraf etmemek imkansız. Özgürlük Günü’nde Soluk Diyarlar’ın kapılarını açtıkları gün mesela: İnançsızlar üzerindeki iletişim araçları, kitaplar, kadınların giyim tarzı, seyahat, ibadet etme ve etmeme kısıtları kaldırılıyor. Anlatış, hiçbir zaman eskimeyecek meseleler üzerine, hiçbir zaman bir öğretmen edası takınmadan, anlatmak istediklerini tane tane aktarıyor okura. Durumları, meseleleri eğip bükmüyor, arka bahçelerden dolaşmıyor; o kadar doğrudan sorunların özüne iniyor ki, Le Guin’in cümlelerini uzatıp çekiştirip başka çerçevelere katmak mümkün değil.

 

Gezegenin hükümeti teknolojik bakımdan güç edinmek ve fikirsel özgürlük kazanabilmek için geçmişle ilgili ne varsa yasa dışı ilan eder. Kimi ebeveynler, rahipler, genç beyinlere batıl olgular aşılamaya çalışan öğretmenler ile gericilik çığırtkanları mı başarılı olacak? Yoksa tüm bu kıskaçlardan kurtulup özgür kalabilen cesur genç adamlar ile kadınlar mı? Nehir boyunca ilerleyen bir tekneyle bir çöl aşılarak devam eden yolculuk onuncu gün Okzat-Ozkat’ta tamamlanacak gibi görünüyor. Ama hayır, esas Anlatış bu noktada başlıyor!

 

 

 


 

 

 

Görsel: Seda Mit

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.