Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Fiyaskonun o yalancı kokusu



Toplam oy: 525
Sunullah İbrahim
Jaguar Kitap
O Koku, yazarın metnini metnin dışında çılgınca savunduğu; gevşek bir olay örgüsüne sahip; kuvvetli bir hikayesi olmayan bir kitap.

Bazı kitapların hikayesi, kitabın kendisinden kat kat daha iyidir ve O Koku bence tam olarak böyle bir kitap. "O Koku, Mısır edebiyatında bir mihenk taşıdır" diyen Coetzee’nin de, sadece sevdiği kitapları yayımlamaya ant içen bir yayın yönetmenine sahip gibi görünen -Jaguar Kitap henüz 1 yıllık bir yayınevi, 6 kitap yayımladı ve ben bu kitapların mübalağasız her birini hayranlıkla okudum- Jaguar’ın da kitabın kendisinden daha cazip görünen hikayesine vurulduğunu düşünüyorum. Hatta biraz daha ileri gidip yazar Sunullah İbrahim’in de bunun farkında olduğunu; çünkü 78 sayfalık kitabın –elimizdeki baskıya göre- 28 sayfasının kitabın ve yazarın hikayesinden bahseden uzun sunuş ve önsözden ibaret olduğunu; bir yazarın kitabı hakkında bunca uzun metinler kaleme almasının bir çeşit günah çıkarma olduğunu söyleyebilirim.

 

 

İspatlayabilirim, işte sunuştan bir pasaj; “Doğrusu çoğu zaman, ortaya koyduğum çalışmayı sanki bir erken doğumla dünyaya getirdiğimi düşünmedim değil, ancak hâlâ içtenlikle diyorum ki, o zamanlar yapabileceklerim bu kadardı.”

 

Sunullah İbrahim, kitabın sunuşunda -ondan da emin olmamalı ki- bu romanı nasıl bir teknikle yazdığını ve bu tekniğin hikayesini de anlatıyor. Ve bir okur olarak bizden bu güzel hikayeyi takdir edip, metinlerde aksama varsa aldırmamamızı bekliyor.

 

İspatlayabilirim, işte bir alıntı daha, yine sunuştan: “… telgraf tarzında yazdığım güncelere bir göz attım. (…) onaltı günlük bir günce… Hepsini bir oturuşta okudum. Öylesine etkilenmiştim ki, heyecandan titriyordum. Bu telgrafvari üslupta gizli bir akım vardı. Bu öyle bir üsluptu ki, ne okuduğunu anlamak için kısa kısa duraklamalara ihtiyaç hissettiriyor; ne en doğru sözcüğü seçmeye, ne dili düzgün kullanmaya, ne de alıngan kişileri şoke edecek çirkinlikleri örtbas etmeye önem veriyordu.”

 

Kamuya sunmak

 

Bunun hakkında konuşabiliriz. Hepimiz böyle altyapıdan yoksun, aşırı cesur ancak malumat yoksunu notlar yazabiliriz; hepimiz yazdıklarımızdan heyecanlanabilir, heyecandan titreyebiliriz. Hatta bundan iyi eserler iyi fikirler de çıkarabiliriz. Ama bunları kamuya sunmadan önce iki kere düşünmekte fayda var. Kim olduğunu hatırlamadığım birinin söylediği gibi “birdenbire akla gelen parlak fikirlere itimat edemem”. Çünkü onlar çoğu zaman gece karanlığından dolayı öyle görünüyordur. Tekrar edip vurgulayalım, öyle bir yazma metodu bulmuş ki İbrahim, doğru sözcük seçmeye, dili düzgün kullanmaya ihtiyacı kalmamış.

 

Bunu kabullenmeli miyiz? Belki. Yani eğer Faulkner’in Ses ve Öfke’sinden; Woolf’un Dalgalar’ından haberimiz olmasaydı; bu “oyun”a hayran olabilirdik.

 

Ses ve Öfke’yi ele alalım; Benjy bölümlerini elbette. Tam da İbrahim’in söylediği gibi dil bozularak kullanılır bu romanda. Ama Faulkner bu dili bozarak bu dilin içinde yeni bir dil yaratır ve yeni bir dünyayı görmemizi zağlar; Benjy’nin dünyasını. Benjy’nin gözünden dünyayı…

 

Ancak Faulkner, böyle bir dile ihtiyacı olduğu için dili bozar; dili düzgün kullanmaya ihtiyacı kalmasın diye değil. Yine de yani bu dilin bile okurun kesinlikle hissedebildiği kendi içinde kuralları vardır. Üstelik bunu buz gibi, buzdağı gibi bir hikayenin etrafında yapar. Oysa İbrahim’in karakteri fazla yüzeysel; gördüğümüz kadarıyla dili nerden nasıl tam olarak niçin bozduğuna dair dışsal bir sebep yok. Hatta güçlü bir hikaye de yok ortada. Hapisten çıkan ve rejim düşmanı -addedilen- bir sanatçı. Oryantalist bir merakla “bakın Ortadoğulu, baskıcı rejimin kurbanı, hapisler görmüş yazar neler de yazmış, ne numaralar da bilirmiş” diye bakarsak Sunullah İbrahim’in romanına söyleyecek bir sürü güzel söz bulabiliriz ama romanın teknik açısından ve hikaye açısından tam bir fiyasko olduğu gerçeğini değiştirmez bunlar.

 

Keşke bunları aşıp romancının diğer numarasından bahsedecek yerimiz ve vaktimiz olsaydı; romanı pazarlama şeklinden; müstehcenliği “cesurca” romanında kullanabilmesinden filan. Ama oraya gelemiyoruz bile. Çünkü O Koku, yazarın metnini metnin dışında çılgınca savunduğu; gevşek bir olay örgüsüne sahip; kuvvetli bir hikayesi olmayan bir kitap. Hapishane, cinsellik, yasaklanan kitap, yasaklı yazar, devlet, polis gibi her zaman işe yarayan temalar kullanılmaya çalışılsa da. Onlarca taştan bir kolye yapamazsınız. Kolye için bir noktadan sonra daha fazla taşa değil; taşları birbirine tutturacak bir zincir ve düğüme ihtiyacımız vardır.

 

 


 

 

* Görsel: Meltem Şahin

Yorumlar

Yorum Gönder


Anlayıp anlamamak Jaguar'ın bileceği şey. Jaguar gibi olmak ya da içine YKY, Can, Doğan, Notos (evet, Notos) kaçmış gibi olmak.
O Koku'nun duyuruları, yazarın çileleri ve kitabın yasaklanması gibi popülist bir yaklaşımla şekillendirilmeseydi, örneğin karakter üzerine gidilseydi yazarın estetik yoksuluğu bu kadar rahatsız etmezdi belki. Yoksa örneğin İran ve Afgan öyküleri, eşzamanlı olarak coğrafyanın hamuruna dair çok iyi örnekler verdi.
Yazılan eleştiriye, dile getirilen olumsuzluğa laf yetiştirmek, baskın çıkma çabası gerçekten çok ilginç. Ne okuduğumuzu anlıyoruz, vesselam.

50%
50%

camus'yu hiç duymamış, yabancı'yı hiç işitmemiş olsaydık ve önümüze "yabancı" konsaydı, acaba kaçımız onu beğenir, bugünkü gibi ondan derin anlamlar çıkabilirdik. hadi kabul edelim, en nihayetinde, entelektüel olsak bile, öğretilmiş beğenilerin entelektüeliyiz. fena yazı değil aslında ama anakronizm hatası yapıldığı için perspektif biraz yanlış kurulmuş, kitap yanlış okunmuş sanki.

44%
56%

O Koku, beni de hayalkırıklığına uğrattı.
Bunda metnin belirttiğiniz zayıflıklarına ek olarak, yapılan abartılı tanıtımın etkisi olduğunu düşünüyorum.
Müstehcenlik ve cesaret sözcükleri, sağlam, gerçek edebiyattan söz edilirken, ilk akla gelenler midir?
İbrahim'in yazma metodu olduğunu sanmıyorum. Bir roman taslağı yazmış, bırakmış havasında.

46%
54%

o koku'yu sepya bir anlatı gibi okudum. belirttiğiniz gibi, gerçekten de hikâyesi, kendinden daha güçlü... ama gevşek dokulu olmasından rahatsızlık duymadım... ayrıca, bir zamanlar bir yerlerde nelerin "müstehcen" sayıldığını görmemiz açısından da önemli buluyorum. türkçe'ye kazandırılmasına sevindim.

56%
44%

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Latin Amerika edebiyatının en büyük isimlerinden Juan Carlos Onetti ile çok geç -2015 yılında- tanışmıştık; Tersane romanıyla... Romanı okuyanlar, gecikmenin bizim açımızdan ne denli önemli bir kayıp olduğunu fark etmişlerdir.

Dünyanın Kıyısında Dans, Ursula K. Le Guin’in, düzyazılarını ve kitap eleştirilerini derleyen bir çalışma; 1989’da yayımlanmış. Kitabın büyük kısmı 1976’dan 1989’a dek yazılmış denemeler, konuşma metinleri ve gezi yazılarından, son bölümü ise yine aynı dönemden kitap eleştirilerinden oluşuyor.

Kâmil Erdem, iki yıl önce yayımlanan ilk öykü kitabı Şu Yağmur Bir Yağsa ile dikkatleri üzerine çekmişti. Bunun ilk nedeni, yetmişli yaşlarında öyküye geri dönen birinin kaleminden çıkmış olmasıydı. Ancak öyküleri okuduğumuzda, Türk edebiyatını bunca yıl kendinden mahrum ettiği için hayıflanmıştık.

Hayır, tabii ki korkmuyoruz. Özellikle elektriğin, televizyonun icadının ardından Vikinglere gönülden bağlı olduğumuz anlar bile var. Çocukken akıllı bıdık Viki’yi, büyüdüğümüzde ejderhasını eğiten Hıçkıdık’ı ya da koltukta usulca genişleyerek Odin soyundan gelen Ragnar ile Lagertha’yı seyrederken... Ortaçağın bu amansız topluluğunun birçok karakteristiği bize bakıyor.

Herman Melville denince akla ilk gelen Moby Dick olmasına rağmen, dile gelen ilk söz: “Yapmamayı tercih ederim”dir. Edebiyat tarihinin bu en ünlü yanıtı, onu söyleyen Kâtip Bartleby’yi de aşıp adeta Herman Melville’in şahsında vücut bulmuştur.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.