Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hamlet doğmak



Toplam oy: 65
Ian McEwan // Çevi. İlknur Özdemir
Yapı Kredi Yayınları
Fındık Kabuğu, babasını annesi ile amcasının işlediği cinayete kurban veren Hamlet’in sıkışmışlığını bir metafor olmaktan çıkarıyor.

2016 yılı, Shakespeare’in ölümünün 400. yıl dönümüydü; ve bu vesileyle yazar, özellikle İngiltere’de pek çok etkinlikle anıldı. Bu etkinlikler arasında roman okurlarını en çok heyecanlandıran ise şüphesiz Shakespeare’in eserlerinin Hogart Press öncülüğünde, Jeanette Winterson, Jo Nesbo, Margaret Atwood, Giliian Flynn gibi yazarlar tarafından yeniden kaleme alınması olmuştu. (Hatırlatmak gerekirse, bu romanlardan ilk ikisi -Zaman Boşluğu ve Cadı Tohumu- yakın zamanda Türkçeye de ulaştı.) Şimdi ise elimizde, İngiltere’de geçen yıl esen bu Shakespeare rüzgarına kayıtsız kalamayan Ian McEwan’ın son romanı Fındık Kabuğu var.


Yayımlanır yayımlanmaz İngiltere’nin çok satan kitaplar listesine giren Fındık Kabuğu, babasını annesi ile amcasının işlediği cinayete kurban veren ve böylece aslında sadece babasını değil, annesini de kaybeden Hamlet’in sıkışmışlığını bir metafor olmaktan çıkarıyor. Güveni annesi tarafından sarsılmış bir insanın artık bir başkasına güvenmesi, duygusal sağlığını muhafaza etmesi elbette çok güçtür; fakat söz konusu olan duygusal gelişimini tamamlamamış biriyse, yani bir çocuksa yara çok daha derin olacaktır mutlaka. Peki ya söz konusu olan bir fetüs ise? McEwan bu sorunun peşinden giderek doğumuna birkaç gün kala, en huzurlu ve en korunaklı olması gereken yerde, sevilmediği ve istenmediği kuşkularıyla, gelecek kaygılarıyla boğuşan Hamlet’le tanıştırıyor bizi, rahmin duvarları üstüne üstüne geliyor Hamlet’in. Babasının nasıl öldürüleceğini dinlerken planlara müdahale edememenin (Edemeyecek mi sahiden?) acısını da yaşıyor. Shakespeare’in Hamlet’i hiç değilse bu dertten azadeydi.

 


Hamlet’in annesi Gertrude, Fındık Kabuğu’nda Trudy olarak çıkıyor karşımıza; amcası Claudius ise Claude olarak… Ve kitap Hamlet’ten bir alıntıyla açılıyor, böylece romanın adının nereden geldiğini de anlıyoruz: “Ah, Tanrım, kötü rüyalar görmeyecek olsam; bir fındık kabuğuna bile sığar ve yine de kendimi kainatın kralı sayabilirim.” Fetüs Hamlet, dünyayı annesinin neredeyse tüm boş zamanlarında dinlediği podcastlerle tanıyor. Bizzat deneyimlemediği için dış dünyayı tanımlayan sıfatların tam tamına neye tekabül ettiğini kavrayamasa da, duyduklarını birbirlerine referansla yan yana dizip makul bir lejant oluşturuyor ve zihninde kurguladığı isabetli haritada kaybolmadan, derinlikli (ve eğlenceli) yorumlar yaparak ilerliyor. Bizim bu sürece ikna olmamız ve küçük Hamlet’in analizlerinden keyif almamız da McEwan’ın başarısı tabii.


Annenin nasıl bir hamilelik geçirdiğinin, öfkeli veya stresli anlarda vücutta salgılanan hormonlar bebeğe ulaştığı ve bebeğin bu hormonlara ilişkin eşiklerini etkilediği için, önem taşıdığı biliniyor artık. “Keşke hiç doğmasam,” diyerek iç geçiren bir fetüs, insanı yetişkin bir Hamlet’in yakarışlarından daha fazla üzüyor bu yüzden. Fakat ortalama normal doğum süresinin ilk bebekte 10-15 saat, sonraki doğumlarda ise 5-7 saat arasında gerçekleştiğini de biliyoruz ve bu yüzden kitabın sonundaki doğumun pek gerçekçi sayılamayacak basitliği bir miktar hayal kırıklığı yaratıyor; oysa bu epeyce sadeleştirilmiş tabloya sinema filmlerinden alışmış olmalıydık. Peki, kadının suyunun gelmesiyle başlayıp anında sıklaşan sancıları ve çabucak nihayete eren doğumu neden bu kadar seviyor (erkek) yazarlar ve yönetmenler? Doğumu basite indirgemek, ataerkil toplumsal yapının bir sonucu olmalı.


Fındık Kabuğu, annesinin karnından bize seslenen anlatıcısıyla farklı ve her kütüphanede bulunması gereken bir roman.


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Steve Almond Küçük Güzel Şeyler için yazdığı giriş yazısında Cherly Strayed’la tanışmalarını anlatmış. Bir web sitesinde, okurlara hayata dair tavsiyeler veren köşenin yazarı olarak parasız bir işe başlamış Almond, köşenin adı “Sevgili Şeker” olmuş. O kendince, hem nezaket kurallarını aşındıran hem de son derece dürüst bir köşe yaratmaya çalışmış.

Bazı çevrelere göre modern edebiyatın öncülerinden, bazılarına göre yazdıkları anlaşılmayan, bazılarına göre bir deha, bazılarına göre kendi reklamını yapan, bazılarına göre politikacı biriydi Gertrude Stein; Pablo Picasso’nun portresini yaptığı, Virginia Woolf’un yazdıklarını basılmaya değer görmeyen, Ernest Hemingway’e göreyse yol gösterici bir isimdi...

Müzik ruhun gıdasıdır. Tıpkı edebiyat gibi. Bu iki kadim sanat, yüzlerce yıllık birlikteliklerini günümüze kadar başarıyla sürdürmüşler, insanların ruhsal gelişimlerine katkıda bulunmuşlardır. Sanatçılar, hangi dalda üretim yaparlarsa yapsınlar, sonunda hep bu iki sanatın insan üzerinde yaptığı etkileri, üretimlerinde temel unsur olarak kullanmışlardır.

Hepimiz yaşamın içinde heyecanlı ya da çaresiz hissettiren birçok olayın ya da durumun bizzat öznesi oluruz. Olup bitenlerin bu sürekli akışında aklımızda kalan, yaşananların bütünü değil, bütünden kesitler halinde çekip çıkardıklarımızdır. İşte çekip çıkarılanlar da anlardır aslında; hiç unutamadığımız, bizimle birlikte yaşayan anlar...

 

İnsan bazen, aklını bulandıran, onu belki bir kıyıya belki bir uçurumun kenarına iten kitaplarla karşılaşır. Bu hayatta pek az olan bir şeydir. İnsan kitap elinde, itilip kaldığı yerden dünyaya bakakalır. Okuduğu satırların aralarına sıkışır, ağırlığı fark edilmeyen bir kitabın altında kalır. Boğazda bir yumru aynaya bakmaktan korkmaktır bazı kitaplar.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.