Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hayatı olduğu gibi kucaklamak



Toplam oy: 281
Yu Hua // Çev. Bahar Kılıç
Jaguar Kitap
Yaşamak, türlü duyguyla yüklü, Yu Hua’nın hayran kaldığım hikayeciliğiyle zirveye tırmanan nadir bir eser.

Jaguar, bir başyapıtla daha tanıştırdı bizi: Çağdaş Çin edebiyatının önemli yazarlarından Yu Hua’nın, basıldığı yıl Çin’de yasaklanan ve ardından dünyada büyük bir karşılık bulan, çok sayıda dile çevrilmiş, ayrıca bir filme de konu olmuş, tartışmalı eseri Yaşamak. Hakkında söylenebilecekleri bir yazıya süzmek ve o yazıyı da nereden açacağını bilmek pek kolay olmasa da, romanın –görür görmez vurulduğum– adıyla başlamak şimdilik iyi bir fikir gibi görünüyor.

Yaşamak, tam da hakkını verdiği üzere, ölümün bir ömür boyunca yanı başında dolanıp durduğu, etrafındaki herkesi tek tek alıp götürürken kendisine dokunmadığı bir adamın, Fugui’nin, yaşama tecrübesini anlatıyor. Fugui’nin hikayesini bir “hayatta kalma mücadelesi” olarak nitelemek romana haksızlık olur; evet, bu gerçek bir “ölüm-kalım” savaşı ama Fugui bunun üzerine varoluşsal çıkarımları olan, ölümle kavga eden, yaşamı sorgulayan, kaderi didikleyen bir adam hiç değil, o sadece yaşıyor. Bilgeliği kendi içinde taşıyan bu yaşam, sade bir anlatımla devleşiyor; Yu Huan bu çarpıcı ve kahredici hikayeyi öyle çabasız ve öyle gerçekçi aktarıyor ki, Fugui kitaptan çıkıp etiyle kanıyla yanınıza geliyor, hızla akan roman boyunca size kurmaca bir karakter olduğunu unutturuyor.

 

Şöyle diyor Yu Huan yarattığı karakter için: “Yaşadığı yoğun keder ve zorluğun ardından, Fugui acı çekme tecrübesine içinden çıkılmaz bir şekilde bağlanıyor. Dolayısıyla onun kafasının içinde ‘dayanmak’, ‘metanet sergilemek’ gibi düşüncelere gerçekten yer yok; o sadece basitçe yaşamak için yaşıyor. Bu dünyada hayata bu kadar saygısı olan biriyle daha tanışmadım. Ölmek için çoğu insandan daha fazla nedene sahip olsa da, o yaşamaya devam ediyor.” Yazarın bu sözleri bile aslında tek başına romanın meselesine dair yeterince şey söylüyor. Yu Huan romanda bir tanrı-yazar gibi hissettirmiyor kendisini; adeta metnin içinde eriyip çözülmeyi başarıyor, yarattığı karakterin canlanmasına, onun kendi sesini duymamıza izin veriyor.

Gösterişsiz bir bilgelik

 

Gençliğinde ailesinin servetini kumarhane ve genelevlerde hunharca yiyip bitiren Fugui, günün sonunda toprak sahibi babasından kalan her şeyi yitirdikten sonra, yoksul ve dürüst bir çiftçi olarak ailesiyle birlikte hayatını yeniden kurar. Ancak ülke zor bir dönemden geçmektedir. Kültür Devrimi her şeyle birlikte gündelik yaşamı da yıkıcı bir şekilde etkilemiş, taş üstünde taş bırakmamıştır. Bir rastlantı eseri İç Savaş sırasında ordu tarafından askere alınır ve sadece doktor çağırmak için çıktığı evine yıllar sonra geri döner. Döndüğünde evde hiçbir şey eskisi gibi değildir. Ülkedeki bu büyük erozyonun gölgesinde, Fugui’nin küçük dünyasında da hayat önüne kattığını alıp götürür. Hayatı neredeyse gerçek dışı talihsizliklerle eksile eksile dibe vurur. Yürek paralayıcı bir kırk yılın sonunda geriye yaşlı öküzüyle bir tarlayı süren tek başına ihtiyar bir adam kalır.

Yıllar içinde etrafındaki tüm gerçeklikle birlikte değişip dönüşen, şımarık bir genç adamdan onurlu bir çiftçiye dönüşen ve her şeye rağmen şaşırtıcı bir iyimserlikle hayata tutunan ihtiyar Fugui’nin, ömrünün son dönemecinde yoldan geçen genç bir yabancıya anlattığı hikayesi, son satırına kadar gösterişsiz bir bilgelikle ve –gariptir– mutlulukla yüklüdür: “Doğruldum ve yanı başımdaki tarlada bir ihtiyarın, yaşlı bir öküzle tarlayı sürdüğünü gördüm. (...) İhtiyarın, güneş ışığında hayat dolu gülümseyen esmer yüzündeki çizgiler neşeyle kırışıyordu. Tıpkı, tarladaki çamurla dolmuş arıklar gibiydi. (...) Daha sonra, ihtiyar adam o kocaman yapraklı ağacın altına oturdu ve o güneşli öğleden sonra hikayesini anlattı bana. (...) İhtiyar sözünü bitirdiğinde ayağa kalktı, pantolonunu silkeledi ve göletin yanındaki yaşlı öküze seslendi. (...) Sonra yavaşça yürümeye başladılar.”

Yaşamak, türlü duyguyla yüklü, Yu Hua’nın hayran kaldığım hikayeciliğiyle zirveye tırmanan nadir bir eser. Çin’in kültürel ve politik fonunu ıskalamadan, özünde varlıklı bir ailenin kırk yıllık dönemine bakan ve aile bireylerinden bir adamın gözünden ve dilinden nesiller arası bir geçişe ve düşüşe –hem bireysel hem de kolektif olarak– ayna tutan roman, aslında ülke sınırlarını ve dönemin tarihsel gerçekliğini aşarak insanlığın ve zamanın bütünü hakkında bir söz söylüyor. Bu da Yaşamak’ı insanlık durumlarına dair, evrensel nitelikler taşıyan epik bir romana dönüştürüyor.

Roman ayrıca iyi edebiyatın çoğu kez iyi anlatılmış bir hikayeden ibaret olduğunun da kanıtı. Fugui ise bir karakterden beklediğimiz her şeye sahip: Hayatın akıl sır ermez fenalıklarının ardından bir göletin yanında, tek yoldaşı yaşlı bir öküzle bir tarlayı sürmeye indirgenen hikayesinde bizi ne yüce duygulara boğuyor, ne ders veriyor ne de etkilemeye çalışıyor. Sadece olduğu gibi var oluyor ve sırf bu haliyle yaşamın ne kadar basit bir şey olduğunu hatırlatıyor.

Arka kapak metinlerine güvenmem ama şu iki üç cümleyi buraya iliştirmeden edemeyeceğim: “Basit bir anlatım, güçlü bir anlatı doğurur: Sabanın toprakta bıraktığı izlere benzer kâğıt üzerinde satırlar. Yaşamın her şeyi kapsaması gibi, Yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...”

Mühim not: Yazarın Kanını Satan Adam romanı da yakında yine Jaguar Kitap’tan yayımlanacakmış.

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Paolo Giordano, yeni romanı Aileden Biri'ni bir kayıp, bir yitişle açıyor. Sonda söyleyeceğini başta söylüyor bir anlamda; denklemi tersine çeviriyor. Nora ile kocası, ev işlerinde yardım etmesi ve küçük oğulları Emanuele ile ilgilenmesi için evlerini A. Hanım'a açıyorlar. Cimri, inatçı, hiçbir şeyi değiştirmeyen, değişimden hoşlanmayan ve gözleri her şeyi gören bir kadın A. Hanım.

Shirley Jakcson, gotik edebiyatın en önemli kalemleri arasında. Günümüzde hâlâ en çok okunan yazarlardan olan Neil Gaiman, Stephen King ve Joyce Carol Oates; Shirley Jackson’a, ilham aldıkları yazarlar listesinin üst sıralarında yer veriyorlar.

 

Friedrich Dürrenmatt’ın Dedalus Yayınları tarafından yayımlanan romanı Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi, okuyucuyu kurduğu atmosfer ve giderek uzayan yapısıyla altüst eden bir kitap.

 

“Roman ve şehir birbirine benzer. Bir sonraki sayfada ya da bir sonraki sokakta neyle karşılaşacağımızı bilemeyiz,” diyor Michal Ajvaz bir söyleşisinde. Öteki Şehir adlı romanında da, hem bir kitabın sayfalarında hem de bir şehrin sokaklarında başka dünyalara doğru çıkılan tuhaf bir yolculuğun öyküsünü anlatıyor.

 

1987 yılında Phosphore dergisine verdiği bir röportajda, “Bir yazar olarak işim, felsefenin temel meselelerini herkesin kolaylıkla anlayabileceği simgesel bir anlatımla erişilir kılmaktan ibarettir,” diyen Fransız yazar Michel Tournier’nin felsefi denemelerini içeren Düşüncelerin Aynası, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı.

 

Söyleşi

Ahmet Faruk Kayral ile söyleşi:


"Her şeye rağmen, yine de bu konuyla ilgilenen binlerce kültürlü insan var."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

 

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.