Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Her şey bu kadar edebi olmalı mı?



Toplam oy: 25
Enrique Vila Matas // Çev. Seda Ersavcı
Jaguar Kitap
İspanyol edebiyatının yaşayan efsanelerinden biri olarak kabul edilen Enrique Vila-Matas’ın bir labirente benzetebileceğim bu romanı, edebiyat tutkusunun kurbanı bir yazarı resmediyor.

Edebiyatın nerede bittiği, gerçek hayatın nerede başladığı, hem okur hem de yazar için zaman zaman netliğini yitirebiliyor. Hem yazan hem de okuyan biri olarak bazen metnin içinde kaybolduğum, bazen de gerçek hayatın içinde kaybolup tam tersine metnin içinde kendimi –ve yolumu– bulduğum oluyor. Bu iç içelik, hatırlanan herhangi bir olayın dün mü yaşandığı, yoksa gece yatmadan önce okunmuş kitaptaki kahramanın başına gelmiş bir şey mi olduğu, yoksa rüyada mı görüldüğünü bilemeyecek kadar bulanık bir hal alabiliyor. Veyahut nicedir aradığımız bir yanıtın o gün elimize geçiveren bir kitapta karşımızda belirdiği de olabiliyor. Bunun kitaplarla iç içe yaşayan herkesin başına zaman zaman geldiğine eminim, ki biraz da efsunlu diyebileceğim tuhaf âlemde yaşamımı sürdürmekten pek şikayetçi değilim açıkçası. Belki de bu yüzden bu iki arada bir derede dünyadan seslenen, gerçekle kurmacanın ortasında salınan ve doğrudan bu ikilik etrafında kurgulanan kitaplara ister istemez çekiliyorum. Çünkü yazarın yarattığı karakterlere, gerçeğin de hayale karıştığı bu hikayeler, ne anlattıklarından bağımsız okura çok farklı bir okuma macerası yaşatıyor.

 

 

 

Jaguar Kitap’ın seçkisi her daim iştah kabartıcı ama son yayımladıkları kitap Montano Hastalığı tam da yukarıda bahsettiğim sendromun etrafında dolaşıyor. Hatta durumu bir adım öteye taşıyıp buna bir “edebiyat illeti,” yani iyileşmesi gereken bir anomali, aksi takdirde “normal” bir hayat sürmeye engel bir durum gözüyle yaklaşıyor. İspanyol edebiyatının yaşayan efsanelerinden biri olarak kabul edilen Enrique Vila-Matas’ın bir labirente benzetebileceğim romanı, okudukları, yazdıkları ve yaşadıkları üçgeninde hem zorlu hem de epey “edebi” bir hayatta kalma ve yazma/yazamama mücadelesi veren, edebiyat tutkusunun kurbanı bir yazarı resmediyor. Hikaye onlarca –yazarın okuduğu ve durmaksızın referansta bulunduğu– eserin açtığı yoldan ilerlerken, yazarın gündelik yaşamı böylelikle okurun nazarında bir edebiyat yolculuğuna dönüşüyor. Bu kafası az biraz karışık edebiyat tutkunu adam, engin edebiyat bilgisiyle insana bir yandan okuma listeleri yaptırırken, bir yandan da “fazla” edebiyatın bir insanın hayatını nasıl tarumar ettiğini gözler önüne seriyor. Onu nasıl gerçeklikten koparıp en basit ilişkilerini bile bir kitaba gönderme yapmadan yürütemediğini, her şeyi edebiyat üzerinden anlamlandırmaktan ve kendinden önce yazmış/yaşamış olanlar ile kendi yazdıkları/yaşadıkları arasında yolunu bulmaktan yorgun düşse de bu çılgınlıktan bir türlü vazgeçemediğini aktarıyor. Kurtulmak için yola çıkıyor, edebiyatla ilgisi olmayan insanlara yanaşıyor –ama edebiyat (ve keder… ve ölüm) her taşın altından çıkıp hastalığını tekrar azdırıyor ve kahramanımız sonunda isyan ediyor: “…her şey bu kadar edebi olamaz…” Yazar, kişisel savaşının yanı sıra edebiyat dünyasında başka, daha genel bir savaşın da sürmekte olduğuna işaret ediyor: kendi hastalığının beraberinde edebiyatın da hastalandığından bahsediyor. “Yirminci yüzyılın başında ölümün kıyısında olan edebiyat” dediği günümüz edebiyatının “bir yığın berbat kitap” ile zor bir durumla karşı karşıya kaldığından şikayet ediyor ve edebiyatı kurtarma niyeti kendini kurtarma mücadelesine ekleniyor.

 

Baştan sona aynı kişinin ağzından, sade bir dille bir günlük biçiminde kaleme alınmış Montano Hastalığı, birbirini –bile isteye– yanlışlayan gerçekliklere işaret edebilen farklı bölümlerden oluşuyor. Günün sonunda meydana gelen büyük metin sık sık felsefenin, edebiyatın alanına girdiği gibi, yazar zihninin gündelik açmazlarına da yakından bakıyor. Bir roman olarak hevesle okunacağından emin olduğum kitap, okuru gerçek ve kurmaca, edebiyat ile hayat üzerine düşünmeye itecektir. Ayrıca güncel edebiyat tartışmalarına yeni bir bakış açısı getirmesi de ihtimal. Bu kitabı okurken civarda kalem kağıt bulundurun: Unutmamak için not almak isteyeceğiniz çok şey olacak.

 

 


 

 

Görsel: Seda Mit

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tokyo denince zihnimizde ışıltılı ve kalabalık bir kent canlanıyor canlanmasına ama son dönemde Japonya’dan gelen haberlere bakılırsa, aynı zamanda ülkenin yalnızlar başkenti Tokyo. Evlerine çekilen güruhla birlikte Tokyo’nun karanlıkta kalan yüzü de ortaya çıkıyor.

Siyah şemsiye, mavi ağaç, sarı yağmurluklu bisikletli adamlar, alan derinliği yüksek plan sekanslar dendiğinde nasıl gözlerimizin önüne anında Angelopoulos filmleri geliyorsa, bira içen yalnız adamlar, kargalar, rüyalar, yabancılaşmış taşra sıkıntıları dendiğinde de aklımızdan o saniye Cemil Kavukçu öyküleri geçer.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor.

Yakın bir zaman önce yayımlanan Dönüş kitabı, Avustralya’nın en önemli yazarlarından kabul edilen Tim Winton’ın on yedi öyküsünden mürekkep.

Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu her yıl kaç bandrol temin ettiklerini açıklıyor; yani basılan kitap sayısını… Gazetecilerin oldukça hoşuna giden bu bilgi her defasında haberleştirildiğinden, mutlaka denk gelmişsinizdir. Örneğin ilgili basın bülteni 2016’da Türkiye’de 404 milyondan, 2015’te 383 milyondan fazla kitabın yayımlandığını duyurmuştu.

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.