Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

İlişkiler için bibliyoterapi desteği



Toplam oy: 42
Alain De Botton // Çev. Özge Çelik
Sel Yayıncılık
Aşk Dersleri, ilişkilere dair seçmeli değil zorunlu bir kitap...

Aşkın nasıl bir duygu olduğunu tarif et, deseler, oldukça “cilalı” bir duygu olduğunu söylemekte bir sakınca görmezdim. Zira her şeyi olduğundan daha parlak gösterdiği kesin. Peki bu sonsuza dek sürüyor mu? Elbette hayır. Hatta bazı kişiler tarafından aşka çeşitli sürelerde ömür bile biçiliyor. Bir son kullanma tarihi var! Şayet sürseydi de, o parlaklık sonucu gözlerimiz bozulabilir, körlük başlayabilirdi. İşte o vakit, aşkın olmasa da, âşığın gözü gerçekten kör olabilirdi.

Aşka dair yeryüzünde nefes alıp veren insan sayısı kadar çok şey yazılıp çizilmiştir herhalde. Dolayısıyla bu saatten sonra yeni bir şey söylemek ne kadar mümkün bilmiyorum. Fakat aşka dair bilmediklerimize temas edip ezberimizin bozulması da fena olmazdı diye düşünüyorum.

Alain de Botton, Aşk Dersleri romanında içinde aşkı, özlemi, evliliği, hayal kırıklıklarını, cinselliği, bıkkınlığı, evlilik dışı ilişkiyi, tekdüzeliği barındıran uzun soluklu bir ilişkinin çetrefilli yollarında gezdiriyor bizi. Evlilik “kurumu”, romantizm, iki insanın birlikte olma gereklilikleri, aldatma üzerine kafamızı bir hayli karıştırıyor.

 

 

“Yanlış kişilerle evleniyoruz çünkü sevilmek ve mutlu olmak arasında doğru ilişkiyi kuramıyoruz,” diyor Alain de Botton ve çoğu kişinin yanlış kişiyle evlendiğini ama bunu çok da önemsemediğini belirtiyor. Yazara göre insanların yanlış kişiyle evlenmelerinin bir diğer nedeni de “biz çok yalnızız” algısı; hayatını tek başına sürdürmenin hep olumsuz bir anlama işaret etmesi... “Bu insanlar, mutluluğu yalnızca bir evlilikte bulabileceklerine inanıyorlar ancak aslında birçoğu ne istediği konusunda bir fikre sahip değil.” Bununla bağlantılı olarak, bir röportajında da sağlıklı ilişki için şunları söylüyor: “Hayatı boyunca aslında yalnız olduğunu idrak eden, hayatı daha hafif, daha sorunsuz yaşar. Rahatlar bir kere. Daha yaratıcı olur. Şarkılar söyler, şiirler yazar, kitaplar üretir. Bambaşka bir mertebede yaşar, üretir. O seviyeye ancak kendi kendine yetebildiğini fark eden insan erişebilir. Ve asıl kendi kendine yetebilen bir insan sağlıklı, mutlu bir ilişki kurabilir, bir başkasını gönülden sevebilir. Başkasının düşündüklerini tekrar edip durmaz, kendine ait bir görüşü vardır çünkü. Daha dikkatli dinler, kendini dinlemekten antrenmanlıdır çünkü.”

Romanında Rabih ve Kirsten isimli iki karakterin yaşadıkları aşktan ve bu ilişkinin evliliğe evrilmesinden bahsederek bize bugüne kadar anlatıldığı gibi aşkın sadece heyecandan ibaret olmadığını, bir duygudan daha ötesi, bir davranış şekli, yani bir beceri olduğunu ve aşkın başkalaşıp her evrede farklı yaşantıları, duyguları doğurmasının üzerinde duruyor Alain de Botton. Ve belki de en önemlisi, aşkın geçirdiği değişimi kabullenmeyi öğretiyor. Evet “öğretiyor” çünkü roman boyunca yazarın rahatsız edici olmayan didaktik tavrı hüküm sürüyor. Kitabın adının “aşk dersleri” olması, okuyucunun bu tavırla karşılaşmasını şaşırtıcı kılmıyor.

Aşkın uçucu olduğu muhakkak ancak sürdürülebilirliği mümkün mü sorusunun peşine de düşüyoruz Aşk Dersleri’nde. Yazarımız bunun öğrenilmesi ve hatta öğretilmesi gereken bir beceri olduğunu düşünüyor. Tam bu noktada Tomris Uyar’ı anmak isterim: “Sevginin yalnızca bir duygu olmadığını, bilgi de gerektirdiğini kendimden biliyorum. Sevgi savurganlığım yüzünden habire su vererek çürüttüğüm kaktüsler hâlâ aklımda.”


Aşk Dersleri, ilişkilere dair seçmeli değil zorunlu bir kitap olmayı hak ediyor. Özellikle romantik ilişkilerinde problem yaşayanlar için bibliyoterapötik bir etki yaratacağı kesin. Alain de Botton ülkemizde çok sevilen bir yazar. Hatta “modern filozof” gibi abartılı bir ünvanla da anılıyor. Karmaşık konuları basit ve sade bir dille anlatabilmek kolay bir iş değil elbette ancak “roman” yazdığını iddia eden birinin etkileyici aforizma üretimi kadar kurguya da biraz daha özen göstermesini beklemek de hakkımız!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

“Roman ve şehir birbirine benzer. Bir sonraki sayfada ya da bir sonraki sokakta neyle karşılaşacağımızı bilemeyiz,” diyor Michal Ajvaz bir söyleşisinde. Öteki Şehir adlı romanında da, hem bir kitabın sayfalarında hem de bir şehrin sokaklarında başka dünyalara doğru çıkılan tuhaf bir yolculuğun öyküsünü anlatıyor.

 

1987 yılında Phosphore dergisine verdiği bir röportajda, “Bir yazar olarak işim, felsefenin temel meselelerini herkesin kolaylıkla anlayabileceği simgesel bir anlatımla erişilir kılmaktan ibarettir,” diyen Fransız yazar Michel Tournier’nin felsefi denemelerini içeren Düşüncelerin Aynası, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı.

 

Yazan kişinin yazdığı her metnin –bunu belirtse de, belirtmese de– öyle ya da böyle otobiyografik olduğu, onun yaşamından kesitler veyahut izler taşıdığı gerçeği bir tarafa, bir yazarın bile isteye otobiyografik –üstelik kurmaca– bir metnin başına oturması ve oradan kendini imha etmeden kalkması zor bir yolculuk. İnsanın kendi kendisinni ameliyat etmesi gibi bir şey bu.

Dönem filmleri ve dizileri gibi dönem romanları da bugünlerde revaçta. Bunun nedeni eskiye özlem mi, yoksa zamanı durduran bir şey mi, orası biraz muamma. Fakat fazla tartışma götürmeyen şey, geçmişin şimdilerde çoğumuzun üstüne geldiği. Vakti zamanında Fred Uhlman’ın da yüzleştiği durum buydu.

Sadece bizde değil, çizgi romanın endüstri olduğu ülkelerde bile olabiliyor, grafik romanla ilgili yanlış bir algı var. Sanılıyor ki, başlayıp biten bir serüveni anlatan her tek çizgi roman eseri grafik romandır. İlgisi yok; baskı niteliği, sunum, hacim veya başlayıp bitmesiyle açıklanamaz grafik roman.

Söyleşi

Tevfik Uyar’la söyleşi:


"Günümüz bilimkurgusu, bugünün teknolojilerini alıp daha da büyütmek şeklinde bir içeriğe sahip değil."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.