Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Marjinal dedektifimiz Metin Çakır karakolda…



Toplam oy: 70
Armağan Tunaboylu
Maceraperest Kitaplar
Metin Çakır polisiyeleri, polisiye edebiyatımızda kendine has bir yere sahip. Karakol Cinayetleri, bu kendine haslığı, mizahi bir kurgu ve dille daha üst boyutlara taşımış...

Armağan Tunaboylu, son kitabı Karakol Cinayetleri ile Metin Çakır’ın maceralarına (Yıldız Cinayetleri, Resim Cinayetleri ve Konsey Cinayetleri’nin ardından) devam ediyor. Tunaboylu’nun Türkçede polisiyeye yeni bir soluk getirdiği bir gerçek. Bu yeni soluk sadece marjinal kahramanı Metin Çakır aracılığıyla değil, polisiye kurguda yarattıklarıyla da kendini gösteriyor.

 

 

Polisiye kurmacaların çoğunda malumatfuruşluk, dedektifin olmazsa olmazıdır, çünkü malumatfuruşluk hem olay örgüsünde okurun ilgisini muammadan uzaklaştırmak hem de olay örgüsünü mümkün olduğunca uzatmak için kullanılan önemli bir edebi araçtır. Genellikle zehirler, araştırılan nesneye, bölgeye, öldürme yöntemlerine dair detaylı ayrıntılar bu malumatfuruşluğun parçasını oluşturur. Oysa Tunaboylu’nun kahramanı Metin Çakır bunu yapmıyor. O, kurgudaki malumatfuruşluk için kendi hayallarini, içsesini ve kimi zaman da kafasında belirli bir konuşma ya da tahrik sonucu oluşan unsurları kullanıyor; tabii rüyalarını da işin içine katmayı ihmal etmiyor.


Metin Çakır’ın bir diğer özelliği ise kendine has dili. Bir kadın satıcısının sokaklarda edindiği bu özel dil, onun gözünden aktarılan kurmacanın dilini de belirliyor. Hayatınızda hiç duymadığınız birçok kelime, onun dilinden sayfalara neredeyse saçılmış bir şekilde... Saçılmış diyorum, çünkü zaten Metin Çakır sürekli dilinin ya da zihninin altından bir şeyleri püskürtür gibi konuşuyor. Bu konuşma ve düşünme tarzı onun argosuyla birleştiğinde maceraları da son derece kendine has bir nitelik kazanıyor. Bu yönüyle Armağan Tunaboylu’nun yarattığı karakterin, Türkiye’deki polisiye edebiyatta önemli bir figür olduğunu düşünüyorum.


Bir kurmaca kahraman olarak kendine has özellikleri bununla da bitmiyor Metin Çakır’ın. İşlettiği randevuevi bu son macerada iyice sefil duruma düşmüş halde. Neredeyse müşteri yok, kızları sık sık pataklamaktan da geri kalmıyor. Son derece maço ve küfürbaz olan karakterimizin en temel vasfı bu zaten. O yüzden kendisi Mike Hammer’a oldukça yakın bir figür. Ancak arada fark var; Hammer’ın yumruklarıyla yaptıkları çoğu zaman vakaları çözüme kavuşturmak için yeterli olurken, Metin Çakır söz konusu olduğunda sadece yumrukların üstünlüğünden bahsetmek zor. Onda her şeyi aynı anda dışarıdan ve yukarıdan görebilme gibi bir yeti var. Serinin son kitabı olan Karakol Cinayetleri’nde izledikleri videodaki saat ayrıntısını hemen fark ediveriyor mesela.

Miss Marple ve Hercule Poirot’ya selam

 

Serinin son kitabı Karakol Cinayetleri’nde Metin Çakır, kendini bir karakolda polislerle birlikte başka bir polisi kurtarmaya çalışırken buluyor. Üstelik kurtarmaya çalıştığı bu polis, mahalle karakolunun başkomiseri olan belalısı Asım Ağbi… Nitekim bu durumun kendisi bile serinin daha önceki kitaplarını okuyanların mizahın nasıl dilden kurguya da aksettiğini görmeleri için yeterli olacaktır. Metin Çakır bakış açısıyla ve bu bakış açısını anlatmak için yarattığı bol argolu diliyle oldukça mizah yüklü sahneler yaratır. Bu son kitapta baş belası bir polisi kurtarmak için karakolda diğer polislerle çalışması ise mizahın kurguyla birleştirildiğinin bir parçası. Bu açıdan yazarın bu son macerada oldukça zeki bir yönteme başvurduğunu söylemek gerek.


Karakol Cinayetleri’nde kahramanımız biz okurlara daha önceki serilerde olduğu gibi başkalarının görmediği ama kendisinin gördüklerini zaman zaman açık etmeye devam ediyor, ancak oldukça kısık bir sesle yapıyor bunu. Örneğin öldürülen birinin evine girdiğinde gördüğü resmin sonrasında olayın çözümünde işine yarayacağından bahsediveriyor ayak üstü biz okurlara. Bu ayak üstü konuşmalar, romanın sonunda çözülen vakanın, vakaya karışan herkesi bir araya toplayarak suçlunın/suçluların ilan edilmesi ve suçun neden ve nasıl işlendiğine dair bir anlatıya dönüşüyor. Agatha Christie’nin meşhur dedektifleri Miss Marple ve Hercule Poirot’ya selam gönderen Tunaboylu, burada baştan beri sözünü ettiğim mizahın kurgusal boyuta geçmesine bir başka boyut daha ekleyerek, meşhur bir polisiye klişeyi de mizahın bir parçası haline getiriyor.


Roman boyunca Metin Çakır’ın karakolda tanıştığı esmer ile ilişkisi, Kuduz Niyazi’nin onu takip etmesi, karakoldaki dosyalara müdahalenin fark edilmesi gibi birçok olay aynı anda akıyor. Ancak kahramanımız herkesi bir araya topladığı vaka çözümü sahnesinde bazı açıklamaları yapmıyor; Ramona’nın evindekiler neden oradalar, Ramona ne yapıyor, Tara’nın Metin Çakır’a verdiği ipucuna rağmen kahramanımız neden bunun peşinde koşmuyor… Bunları okur olarak bizim birleştirmemiz bekleniyor. Ancak kendi kendine gevezelik yapmaktan hoşlanan Metin Çakır’ın Ramona’nın evinde Tarka’dan aldığı işaret üzerine gerektiği kadar kafa yormaması biraz onun kişiliğine aykırı gibi geldi bana.

Argo sözlüğü...

 

Muamma unsuru, kitapta oldukça iyi kurgulanmış. Tam da kitabın sonundaki Agatha Christie klişesini kullanmak da çok iyi bir seçim. Çünkü gerçekten her şeyi Christie’nin romanlarında olduğu gibi bu son sahnede öğreniyoruz ve tabii yine çoğu Christie romanlarındaki gibi bir aile mevzusu vakanın merkezini oluşturuyor. Bu açıdan bakıldığında kitabın bu klişeleri kullanmaktaki başarısına bir de sonundaki Türk filmi sahnelerinden gelen görece kanlı bir mutlu son eklediğini de belirtmek gerek. Görece diyorum çünkü bu, tamamen okurun bu sonu nasıl değerlendirdiğine kalmış…


Kitabın sonunda eserde geçen argo sözcükler için bir sözlük oluşturulmuş. Ancak oradaki kaynakçaya bakıldığında sadece sözlüklerin değil yazarının da bulunduğu görülecektir. Dolayısıyla Metin Çakır polisiyelerinde Tunaboylu,  karakterine bir sözcük dağarcığı da kazandırmıştır. Bu tür girişimler bir dil için zenginliktir.


Metin Çakır polisiyeleri, polisiye edebiyatımızda kendine has bir yere sahiptir. Karakol Cinayetleri bu kendine haslığı bizzat polisiyenin klişelerini de kullanarak mizahi bir kurgu ve dille üst boyutlara taşımıştır.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Paolo Giordano, yeni romanı Aileden Biri'ni bir kayıp, bir yitişle açıyor. Sonda söyleyeceğini başta söylüyor bir anlamda; denklemi tersine çeviriyor. Nora ile kocası, ev işlerinde yardım etmesi ve küçük oğulları Emanuele ile ilgilenmesi için evlerini A. Hanım'a açıyorlar. Cimri, inatçı, hiçbir şeyi değiştirmeyen, değişimden hoşlanmayan ve gözleri her şeyi gören bir kadın A. Hanım.

Shirley Jakcson, gotik edebiyatın en önemli kalemleri arasında. Günümüzde hâlâ en çok okunan yazarlardan olan Neil Gaiman, Stephen King ve Joyce Carol Oates; Shirley Jackson’a, ilham aldıkları yazarlar listesinin üst sıralarında yer veriyorlar.

 

Friedrich Dürrenmatt’ın Dedalus Yayınları tarafından yayımlanan romanı Gözlemcileri Gözlemleyenin Gözlemi, okuyucuyu kurduğu atmosfer ve giderek uzayan yapısıyla altüst eden bir kitap.

 

“Roman ve şehir birbirine benzer. Bir sonraki sayfada ya da bir sonraki sokakta neyle karşılaşacağımızı bilemeyiz,” diyor Michal Ajvaz bir söyleşisinde. Öteki Şehir adlı romanında da, hem bir kitabın sayfalarında hem de bir şehrin sokaklarında başka dünyalara doğru çıkılan tuhaf bir yolculuğun öyküsünü anlatıyor.

 

1987 yılında Phosphore dergisine verdiği bir röportajda, “Bir yazar olarak işim, felsefenin temel meselelerini herkesin kolaylıkla anlayabileceği simgesel bir anlatımla erişilir kılmaktan ibarettir,” diyen Fransız yazar Michel Tournier’nin felsefi denemelerini içeren Düşüncelerin Aynası, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı.

 

Söyleşi

Ahmet Faruk Kayral ile söyleşi:


"Her şeye rağmen, yine de bu konuyla ilgilenen binlerce kültürlü insan var."


Ece KARAAĞAÇ

 

 

 

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.