Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Modern cazın ressamı



Toplam oy: 74
Julio Cortazar // Çev. Pınar Savaş
DeliDolu
Cortázar’ın Charlie Parker’ı görme biçimi üzerinden kurguladığı bu özel hikaye, üzerinde tekrar tekrar düşünmeyi gerektiriyor.

“Alto-saksafon ve yeni çağın cazı”, “savaş sonrasının yeni caz stili” gibi meselelere kafa yormuş, üzerine kitaplar yazmış “çok bilmiş” bir caz eleştirmeni ile merceğindeki caz dâhisi... Usta yazar Cortázar’ın, hayranı olduğu müzisyen Charlie Parker (namıdiğer Bird) için yazdığı Takipçi adlı uzun öykünün kahramanları, biyografi ve otobiyografi türlerine ve kahramanlarına kurmaca varlıklarıyla dahi kafa tutuyorlar. Kapağında “Charlie Parker’a adanmış bir öykü” vurgusunun yer alması önemli, zira bu küçük ve özel kitap başta eleştirmen olan anlatıcının giderek bilinçlenmesi doğrultusunda yaşamöyküsü ve özyaşamöyküsü denilen türlerin gerçeklik algısını, konu ettikleri kişileri mitleştirme eğilimlerini güçlü bir şekilde sorguluyor ve en güzeli de bunu kurmacanın zarif yöntemleriyle gerçekleştiriyor.

Cortázar, Takipçi’de “sanatını icrasıyla olduğu kadar, fırtınalı yaşamöyküsüyle” de her daim ilgi çekecek olan deli-dâhi müzisyen imgesini her iki karakterine de gerçeklik, zaman, yaşam ve görme biçimleri hakkında düşünme egzersizleri yaptırarak felsefi bir boyuta taşıyor. Müzisyenin hikaye boyunca yanı başından ayrılmayan anlatıcı; içkili ve uyuşturuculu Paris gecelerinde, nehir kenarlarında, romla karışık kahvelerin içildiği Café de Flore’larda, müzik şeytanının musallat olduğu kayıtlarda, yakınların ölümünde ona eşlik ediyor, onun hayatı hakkında bir kitap yazmaya çalışıyor. Anlatıcının en can alıcı itirafı, müzisyenin dâhi olup olmadığını kendince sorguladığı kısımlarda Johnny’nin (Charlie Parker) müziğiyle evrene kattıkları üzerinden genel olarak, bilebileceği her şeyin sınırlı olduğunu söylemesi, anlayamamayı kabul etmesi. Bilememeyi ve anlayamamayı kabul etme bilinci olarak adlandırabileceğimiz bu durum, Cortazar’ın kurmacasında hem yaşamöyküsü ve özyaşamöyküsü yazmanın “gerçek dışılığına” hem de varoluşun kendisine işaret ediyor. Anlatıcının bu itirafa varmasında etkili olan, şüphesiz müzisyenin sorduğu sorular oluyor. Örneğin, dâhi müzisyenlik vasfını tanrısallıkla birleştirmeye meyilli bir bakış açısına Johnny şöyle bir karşılık veriyor: “Ben çalarken sen melekleri görüyorsan, bu benim suçum değil.” Oluşturulmuş bilinçlere, bilgiçliğe karşı haklı bir isyan ediyor ve aslında, “benim hakkımda bir şey bilmeniz mümkün değil, ancak bildiğinizi sanırsınız,” diyor.

Cortázar’ın Parker’ı düşünerek yarattığı karakter, görmenin de bir yanılgı olduğunun altını çiziyor. Herkesin yaptığı işlerin zorluğuna inanmasının, kendine güvenmesinin, bir kedi ya da köpeğe bakmanın, ama en önemlisi insanın kendine aynada bakmasının yanında bir hiç ve yanlış görme biçimi olduğunu söylüyor. Elbette müzisyen bunları söylediği sırada sarhoş olduğu, uyuşturucularla yatıp kalktığı, bir gün öncesinde ölülerin külleriyle dolu vazoların arasında dolanırken bulunduğu için, tam da bahsettiği “gördüğüne inananlar” tarafından başka bir oluşturulmuş bilincin kurbanı, “deli-dâhi”nin önde gideni olmaya mahkum kılıyor kendini. Oysa anlatıcı önemli bir ayrıma dikkat çekiyor: Johnny’nin sanıldığının aksine izlenmek yerine aslında izlediğini söylüyor. İzlendiği için bir sanatçı olarak var olmaya devam etmesinden ziyade onun dış dünyayı izlediği için sanatını ortaya koyabildiğine dikkat çekiyor. Nitekim Johnny de müziğin kendisini zamanın dışına çıkarmadığını, aksine izlemeye devam ettiği ölçüde tam da zamanın içine soktuğunu anlatmaya çalışıyor. Cortázar’ın Charlie Parker’ı görme biçimi üzerinden kurguladığı bu özel hikaye, üzerinde tekrar tekrar düşünmeyi gerektiriyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Murakami'nin Türkçedeki son öyküsü Fırın Saldırısı, Murakami sevenleri sevindireceğe benziyor. Müellifin aynı tema üzerinde farklı zamanlarda yazdığı iki öyküden ve öyküye eşlik eden harika illüstrasyonlardan müteşekkil olan bu kitap, yalnız Murakami'yi halihazırda takip edenler değil, yazarın geniş külliyatına başlamaktan çekinenler için de ilgi çekici bir okuma vaat ediyor.

Bütün kitapların harf üzerine harf eklenerek yazıldığı bilinir. Yazılan her cümle, o kurgu eserde bir gerçeklik yaratır; olanlar ve olacak olanlar kağıda dökülür.

Hikaye anlatıcılığına kafa yoran, hikayenin edebiyatın türcü doğasının ötesinde, gündelik hayatın tam da ortasındaki esaslı yeri üzerine düşünen her türlü esere merakım büyük. Hikaye olmasaydı, dünya nasıl bir yer olurdu? Yeryüzünde cereyan eden herhangi bir şey, hikaye edilmeseydi neye benzerdi?

Kendinizden emin olarak aldığınız hayati bir kararın eşiğinde, sizi o kararı almaya iten geçmişinizin bambaşka bir gerçekliğe sahip olduğunu öğrendiğinizi düşünün. Üstelik bu gerçekliği bir türlü aslına ulaştıramıyorsunuz, çünkü bilinciniz, size oynadığı oyunlarla onu sürekli değiştiriyor... Hâlâ aynı kararı alır mıydınız?

Kahraman Kara yirmi dokuz yaşında; çevirmen, bir yandan editörlük ve redaktörlük de yapıyor. Tarlabaşı’nda yaşıyor. Liste hazırlama hastalığından mustarip Kahraman Kara’nın günleri senelerdir uğraşmakta olduğu “İstanbul Kitabı” için çalışarak geçiyor. Reklam yazarı sevgilisi Elif’le, iş çıkışı buluşup yemek yiyip film izledikleri, pek de tutkulu olmayan bir ilişkileri var.

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.