Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Modern cazın ressamı



Toplam oy: 36
Julio Cortazar // Çev. Pınar Savaş
DeliDolu
Cortázar’ın Charlie Parker’ı görme biçimi üzerinden kurguladığı bu özel hikaye, üzerinde tekrar tekrar düşünmeyi gerektiriyor.

“Alto-saksafon ve yeni çağın cazı”, “savaş sonrasının yeni caz stili” gibi meselelere kafa yormuş, üzerine kitaplar yazmış “çok bilmiş” bir caz eleştirmeni ile merceğindeki caz dâhisi... Usta yazar Cortázar’ın, hayranı olduğu müzisyen Charlie Parker (namıdiğer Bird) için yazdığı Takipçi adlı uzun öykünün kahramanları, biyografi ve otobiyografi türlerine ve kahramanlarına kurmaca varlıklarıyla dahi kafa tutuyorlar. Kapağında “Charlie Parker’a adanmış bir öykü” vurgusunun yer alması önemli, zira bu küçük ve özel kitap başta eleştirmen olan anlatıcının giderek bilinçlenmesi doğrultusunda yaşamöyküsü ve özyaşamöyküsü denilen türlerin gerçeklik algısını, konu ettikleri kişileri mitleştirme eğilimlerini güçlü bir şekilde sorguluyor ve en güzeli de bunu kurmacanın zarif yöntemleriyle gerçekleştiriyor.

Cortázar, Takipçi’de “sanatını icrasıyla olduğu kadar, fırtınalı yaşamöyküsüyle” de her daim ilgi çekecek olan deli-dâhi müzisyen imgesini her iki karakterine de gerçeklik, zaman, yaşam ve görme biçimleri hakkında düşünme egzersizleri yaptırarak felsefi bir boyuta taşıyor. Müzisyenin hikaye boyunca yanı başından ayrılmayan anlatıcı; içkili ve uyuşturuculu Paris gecelerinde, nehir kenarlarında, romla karışık kahvelerin içildiği Café de Flore’larda, müzik şeytanının musallat olduğu kayıtlarda, yakınların ölümünde ona eşlik ediyor, onun hayatı hakkında bir kitap yazmaya çalışıyor. Anlatıcının en can alıcı itirafı, müzisyenin dâhi olup olmadığını kendince sorguladığı kısımlarda Johnny’nin (Charlie Parker) müziğiyle evrene kattıkları üzerinden genel olarak, bilebileceği her şeyin sınırlı olduğunu söylemesi, anlayamamayı kabul etmesi. Bilememeyi ve anlayamamayı kabul etme bilinci olarak adlandırabileceğimiz bu durum, Cortazar’ın kurmacasında hem yaşamöyküsü ve özyaşamöyküsü yazmanın “gerçek dışılığına” hem de varoluşun kendisine işaret ediyor. Anlatıcının bu itirafa varmasında etkili olan, şüphesiz müzisyenin sorduğu sorular oluyor. Örneğin, dâhi müzisyenlik vasfını tanrısallıkla birleştirmeye meyilli bir bakış açısına Johnny şöyle bir karşılık veriyor: “Ben çalarken sen melekleri görüyorsan, bu benim suçum değil.” Oluşturulmuş bilinçlere, bilgiçliğe karşı haklı bir isyan ediyor ve aslında, “benim hakkımda bir şey bilmeniz mümkün değil, ancak bildiğinizi sanırsınız,” diyor.

Cortázar’ın Parker’ı düşünerek yarattığı karakter, görmenin de bir yanılgı olduğunun altını çiziyor. Herkesin yaptığı işlerin zorluğuna inanmasının, kendine güvenmesinin, bir kedi ya da köpeğe bakmanın, ama en önemlisi insanın kendine aynada bakmasının yanında bir hiç ve yanlış görme biçimi olduğunu söylüyor. Elbette müzisyen bunları söylediği sırada sarhoş olduğu, uyuşturucularla yatıp kalktığı, bir gün öncesinde ölülerin külleriyle dolu vazoların arasında dolanırken bulunduğu için, tam da bahsettiği “gördüğüne inananlar” tarafından başka bir oluşturulmuş bilincin kurbanı, “deli-dâhi”nin önde gideni olmaya mahkum kılıyor kendini. Oysa anlatıcı önemli bir ayrıma dikkat çekiyor: Johnny’nin sanıldığının aksine izlenmek yerine aslında izlediğini söylüyor. İzlendiği için bir sanatçı olarak var olmaya devam etmesinden ziyade onun dış dünyayı izlediği için sanatını ortaya koyabildiğine dikkat çekiyor. Nitekim Johnny de müziğin kendisini zamanın dışına çıkarmadığını, aksine izlemeye devam ettiği ölçüde tam da zamanın içine soktuğunu anlatmaya çalışıyor. Cortázar’ın Charlie Parker’ı görme biçimi üzerinden kurguladığı bu özel hikaye, üzerinde tekrar tekrar düşünmeyi gerektiriyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Karlar Eridiğinde, Willo adlı bir çocuğun “kendi sesini bulmasının” öyküsü. 14 yaş ve üzerine hitap eden roman, bir yaş dönümü öyküsü gibi okunabiliyor fakat aslında “çocuk” olmanın mümkün olmadığı bir dünya resmediyor. Açlıktan ölen bebeklerin, derisi yüzülmüş cesetlerin ve işkenceye uğrama ya da donarak ölme ihtimalinin köşebaşında beklediği bir yer burası.

Fantastik edebiyatın tarihe ismini gerçeküstü alfabelerle yazmış olanları, yeni gelenlere iki şey yaptı: İyilik ve kötülük. Onların açtığı yolda ilham ya da güç alarak çıkan yeni ve başarılı isimler ve onlara önyargıyla bakacak okuyucular. Bu noktada ister inanın ister inanmayın tutkulu bir fantazya okuyucusunu etkilemek pek kolay değildir.

1970 Luanda doğumlu Gonçalo Manuel Tavares, Portekiz’in edebiyat dünyasına armağan ettiği parlak bir yazar olarak gösteriliyor. Edebiyat kariyerine 2001’de başlayan Tavares’in roman, şiir, tiyatro oyunu ve çeşitli anlatılardan oluşan kitapları 36 dile çevrilmiş, 51 ülkede yayımlanmış ve farklı ülkelerde pek çok saygın edebiyat ödülüne değer bulunmuştu.

Bir manifesto nedir? Varolan, düzene uygun giden bir durumun ilanı mı, yoksa varolana karşı bir isyan, bu varolandan bir dışarıya çıkış mı? Kuşkusuz bir durum tespiti ve buna karşı bir değişimi davet eden bir tarafı var manifestonun.

Yeni bir yazarla tanışmak, oldum olası heyecanlandırmıştır beni. Yeni yazardan kastım, ilk eserini yayımlamış bir yazar değil tabii. Hatırı sayılır, önemli yapıtlara imza atmış olmasına rağmen, benim ilk defa bir eserini okuma fırsatı yakaladığım yazarlardan bahsediyorum. Çünkü okuduğunuz o ilk kitap hoşunuza gitmemişse, yazarın diğer kitaplarına önyargıyla yaklaşabiliyorsunuz kimi zaman.

Söyleşi

Ömer Durmaz ile söyleşi:


“Tasarım ve yaratıcılık artık herkesin ihtiyacı”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.