Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Peki öyle olsun



Toplam oy: 147
Alper Canıgüz
April Yayıncılık
Kahramanımız Aziz kırklı yaşlarda, Boğaziçi mezunu, aşk romanlarını Türkçeye çeviren, boşandığı karısını unutamamış biri. Aldığı kararların pişmanlığı içinde kıvranırken, esrarengiz bir şekilde, tam da Kurt Cobain'in intihar ettiği günde üniversitenin kampüsünde uyanıyor.

Alper Canıgüz yüksek ritimli, okuru merakta tutan, keyifle akan metinler kaleme almakta; şaşırtıcı konu ve temalar seçmekte pek mahir. Bu bakımdan son romanı Kan ve Gül: Bir Kara Dejavu da okurun beklentilerini karşılayacak düzeyde. Bu romanı esas dikkat çekici yapan ise, Canıgüz'ün inşa ettiği başkarakterin Türk romanında bir kırılmaya işaret ediyor oluşu.

 

“Spoiler” vermeden biraz bahsetmeye çalışalım: Kahramanımız Aziz kırklı yaşlarda, Boğaziçi mezunu, çoksatar aşk romanlarını Türkçeye çeviren, boşandığı karısını unutamamış bir adam. Romanda bize çizilen portreden onun bir “kaybeden” olduğunu anlıyoruz: Sonsuz ihtimaller bahçesi olan yirmili yaşlarında aldığı talihsiz kararların pişmanlığı içinde kıvranırken, esrarengiz bir şekilde 1994'te, tam da Kurt Cobain'in intihar ettiği günde, üniversitenin kampüsünde uyanıyor.

 

Aziz'in temsil ettiği tip, bugün X kuşağı olarak ifade edilen kayıp kuşak. İyi eğitimli, değer yargıları bir üst kuşağınkinden radikal şekilde farklı, dünyayı değiştirecek güçte bir enerjiyle uyanıp gerçek hayatla karşılaştıklarında hüsrana uğrayan bir kuşak bu. Hüsranın sebebiyse belli. Tercih edilecek iki yol var; biri üniversite kantinlerinde sabahlara kadar tartışılan, o çok da sahici gelen teorileri unutup iyi bir maaşla iyi bir işe girmek yahut da hem dünyayla, hem o eski ideallerle hem de kendiyle kavgalı, kinik bir kaybedene dönüşmek.Türk edebiyatında bu kinik ve kaybeden adamın temsili, daha ziyade kendi içine kapalı, kendi kuyusunu büyüten, kaybedişinin uzun türküsünü yakar şekilde arzıendam ediyordu. Bu tipin temel karakteristiği ise hedonizm ile nihilizm arasındaki biteviye salınımıydı.

Fakat Canıgüz, karakteri Aziz ile, bu tipe yeni bir yaklaşım getirmeyi deniyor. Geçmişiyle kavgalı bu adamın çıktığı zaman yolculuğu, onun donuklaşmış ve bir anlamda karikatürize halde tırnak içine alınmış trajedisinin çözülmesine vesile oluyor. Hikayenin odağındaki polisiye olayın çözümü sürecinde Aziz, geçmişini tekrar tecrübe ederken, kısılıp kaldığı eşiği atlayarak yeniden doğmaya hazır hale geliyor. Şimdiki zamanın içerisinde görülen uzun bir rüyanın yardımıyla yarılan zaman, Aziz'in birçok sayfasını atlayarak yarıladığı kitabı baştan okumasını sağlıyor. Bu bakımdan Canıgüz'ün karakteri, Türk edebiyatındaki bunalımlı kaybeden tipi değerlendirmede farklı bir perspektif sunuyor.

 

Öte yandan Kan ve Gül, zaman yolculuğu temasıyla da polisiye romanlara özgün bir yaklaşım getirmeyi başarıyor. Malum, polisiye biraz da hüner gösterme alanıdır. Cinayetin çözümü için ya dâhi bir karakter gerekir, ya anlatının perspektiflere bölünmesi ya da kurgunun eksiltili bırakılarak sonuçta bağlanması icap eder. Polisiye sahasında özgün bir hikaye anlatmak için onlarca farklı yol denendiği için, okur, yazarın ne yapıp edip onu şaşırtmayı başarmasını ister. Canıgüz de, zaman yolculuğu temasıyla bunu deniyor. Bu şekilde henüz işlenmemiş bir cinayetin sebebini bulup cinayeti engellemeye çalışarak farklı bir yaklaşım bulmayı başarıyor. Bize de, peki öyle olsun, demek düşüyor!

 

 

 


 

 


Görsel: Tayfun Pekdemir

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İnsan bazen, aklını bulandıran, onu belki bir kıyıya belki bir uçurumun kenarına iten kitaplarla karşılaşır. Bu hayatta pek az olan bir şeydir. İnsan kitap elinde, itilip kaldığı yerden dünyaya bakakalır. Okuduğu satırların aralarına sıkışır, ağırlığı fark edilmeyen bir kitabın altında kalır. Boğazda bir yumru aynaya bakmaktan korkmaktır bazı kitaplar.

Hayat çok sıkıcı, çok şükür ki ölüm var. Aşk, hayat ve sanat. Zaten bunların hepsi ölüm demek. Bu öngörü, birkaç bin yıl önceki bir yazıttan alıntı. Öleceğimiz ana kadar –bazen bir buzul kayanın üzerinde, bazen çölün ortasında– yalnızlıktan yakınarak ağlıyoruz. Diğerleriyle birlikte. Ama nazar değmesin, hayatta kalma reflekslerimiz, ölümlü olduklarını bilmeyen hayvanlarınkiyle neredeyse denk.

Jim Thompson imzalı Vahşet Gecesi, “ucuz” polisiye alanındaki en iddialı eserlerden biri. Ardından gelenlerin basamak taşı olsa da, genel görüş, henüz onu kimsenin geçmediği ve daha bir süre geçemeyeceği yönünde.

Kobayaşi Takici, Japonya’da işçi edebiyatının başlangıcı sayılan Yengeç Konserveleme Gemisi romanında güç koşullar altında av yapan bir gemi mürettabatının isyanını anlatıyor.

1935’te, henüz 26 yaşında, doktorasını yeni tamamlamış bir sanat tarihçisi olan Ernst Gombrich, dünya tarihini sevdirmek amaçlı bir kitapçık yazmayı denemiş: Almanca yazdığı kitabın başlığı “Genç Okurlar İçin Kısa Dünya Tarihi.” Böylesi geniş bir konuyu 40 kısa bölümde açıkladığı kitap klasikleşmiş sonradan.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.