Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Peki öyle olsun



Toplam oy: 29
Alper Canıgüz
April Yayıncılık
Kahramanımız Aziz kırklı yaşlarda, Boğaziçi mezunu, aşk romanlarını Türkçeye çeviren, boşandığı karısını unutamamış biri. Aldığı kararların pişmanlığı içinde kıvranırken, esrarengiz bir şekilde, tam da Kurt Cobain'in intihar ettiği günde üniversitenin kampüsünde uyanıyor.

Alper Canıgüz yüksek ritimli, okuru merakta tutan, keyifle akan metinler kaleme almakta; şaşırtıcı konu ve temalar seçmekte pek mahir. Bu bakımdan son romanı Kan ve Gül: Bir Kara Dejavu da okurun beklentilerini karşılayacak düzeyde. Bu romanı esas dikkat çekici yapan ise, Canıgüz'ün inşa ettiği başkarakterin Türk romanında bir kırılmaya işaret ediyor oluşu.

 

“Spoiler” vermeden biraz bahsetmeye çalışalım: Kahramanımız Aziz kırklı yaşlarda, Boğaziçi mezunu, çoksatar aşk romanlarını Türkçeye çeviren, boşandığı karısını unutamamış bir adam. Romanda bize çizilen portreden onun bir “kaybeden” olduğunu anlıyoruz: Sonsuz ihtimaller bahçesi olan yirmili yaşlarında aldığı talihsiz kararların pişmanlığı içinde kıvranırken, esrarengiz bir şekilde 1994'te, tam da Kurt Cobain'in intihar ettiği günde, üniversitenin kampüsünde uyanıyor.

 

Aziz'in temsil ettiği tip, bugün X kuşağı olarak ifade edilen kayıp kuşak. İyi eğitimli, değer yargıları bir üst kuşağınkinden radikal şekilde farklı, dünyayı değiştirecek güçte bir enerjiyle uyanıp gerçek hayatla karşılaştıklarında hüsrana uğrayan bir kuşak bu. Hüsranın sebebiyse belli. Tercih edilecek iki yol var; biri üniversite kantinlerinde sabahlara kadar tartışılan, o çok da sahici gelen teorileri unutup iyi bir maaşla iyi bir işe girmek yahut da hem dünyayla, hem o eski ideallerle hem de kendiyle kavgalı, kinik bir kaybedene dönüşmek.Türk edebiyatında bu kinik ve kaybeden adamın temsili, daha ziyade kendi içine kapalı, kendi kuyusunu büyüten, kaybedişinin uzun türküsünü yakar şekilde arzıendam ediyordu. Bu tipin temel karakteristiği ise hedonizm ile nihilizm arasındaki biteviye salınımıydı.

 

 

 

Fakat Canıgüz, karakteri Aziz ile, bu tipe yeni bir yaklaşım getirmeyi deniyor. Geçmişiyle kavgalı bu adamın çıktığı zaman yolculuğu, onun donuklaşmış ve bir anlamda karikatürize halde tırnak içine alınmış trajedisinin çözülmesine vesile oluyor. Hikayenin odağındaki polisiye olayın çözümü sürecinde Aziz, geçmişini tekrar tecrübe ederken, kısılıp kaldığı eşiği atlayarak yeniden doğmaya hazır hale geliyor. Şimdiki zamanın içerisinde görülen uzun bir rüyanın yardımıyla yarılan zaman, Aziz'in birçok sayfasını atlayarak yarıladığı kitabı baştan okumasını sağlıyor. Bu bakımdan Canıgüz'ün karakteri, Türk edebiyatındaki bunalımlı kaybeden tipi değerlendirmede farklı bir perspektif sunuyor.

 

Öte yandan Kan ve Gül, zaman yolculuğu temasıyla da polisiye romanlara özgün bir yaklaşım getirmeyi başarıyor. Malum, polisiye biraz da hüner gösterme alanıdır. Cinayetin çözümü için ya dâhi bir karakter gerekir, ya anlatının perspektiflere bölünmesi ya da kurgunun eksiltili bırakılarak sonuçta bağlanması icap eder. Polisiye sahasında özgün bir hikaye anlatmak için onlarca farklı yol denendiği için, okur, yazarın ne yapıp edip onu şaşırtmayı başarmasını ister. Canıgüz de, zaman yolculuğu temasıyla bunu deniyor. Bu şekilde henüz işlenmemiş bir cinayetin sebebini bulup cinayeti engellemeye çalışarak farklı bir yaklaşım bulmayı başarıyor. Bize de, peki öyle olsun, demek düşüyor!

 

 

 


 

 


Görsel: Tayfun Pekdemir

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tokyo denince zihnimizde ışıltılı ve kalabalık bir kent canlanıyor canlanmasına ama son dönemde Japonya’dan gelen haberlere bakılırsa, aynı zamanda ülkenin yalnızlar başkenti Tokyo. Evlerine çekilen güruhla birlikte Tokyo’nun karanlıkta kalan yüzü de ortaya çıkıyor.

Siyah şemsiye, mavi ağaç, sarı yağmurluklu bisikletli adamlar, alan derinliği yüksek plan sekanslar dendiğinde nasıl gözlerimizin önüne anında Angelopoulos filmleri geliyorsa, bira içen yalnız adamlar, kargalar, rüyalar, yabancılaşmış taşra sıkıntıları dendiğinde de aklımızdan o saniye Cemil Kavukçu öyküleri geçer.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor.

Yakın bir zaman önce yayımlanan Dönüş kitabı, Avustralya’nın en önemli yazarlarından kabul edilen Tim Winton’ın on yedi öyküsünden mürekkep.

Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu her yıl kaç bandrol temin ettiklerini açıklıyor; yani basılan kitap sayısını… Gazetecilerin oldukça hoşuna giden bu bilgi her defasında haberleştirildiğinden, mutlaka denk gelmişsinizdir. Örneğin ilgili basın bülteni 2016’da Türkiye’de 404 milyondan, 2015’te 383 milyondan fazla kitabın yayımlandığını duyurmuştu.

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.