Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sağda müsait bir yerde



Toplam oy: 96
Rawi Hage // Çev. Avi Pardo
Everest Yayınları
Karnaval'ı okurken bir an, "Edebiyatla ilgilenmeseydim taksi şoförü olurdum herhalde," diye geçti içimden.

Ansızın bir şehrin ortasına yerleştirip gövdenizi, orada herkesle temasa açın kendinizi; ancak, şimdi sadece seyretmeye değil – sizinle kısa süre de olsa bir kontak kurmaya gelmiş olsunlar. Hayatlarıyla gelmiş olsunlar. Arzularıyla, öfkeleriyle, aşklarıyla, karanlık taraflarıyla size şöyle bir değip geçsinler. Yıllarca seyredilmişlik hissiyle, seyredilme karşılığında kaybettiğiniz güveninizi bu kere de siz seyrederek, hatta yaşananların içine bizzat karışarak, ama karıştığınız şeylerin iyi-kötü etkisinden muaf, çarpma işlemindeki 1 gibi, sapasağlam kurtarma şansını hanginiz gerisin geriye elde edecek?

 

Seks işçileri, doktorlar, polisler midir mesela günün her saatinde birbirinden farklı insanlarla yüzleşebilen? Seks işçileri hormonal, doktorlar hastalıklı, polisler ise kriminal çuvaldan kim çıkarsa onun muhatabıdır şehirde. Anlık yakınlaşma, zorunlu sohbet, kırmayan merak ve yazılmamış senaryo için bambaşka bir mesleğe ihtiyaç vardır: Taksi şoförlüğü.

 

Taksi bazen küçük bir hapishane hücresidir ve koğuş ortağınız şoförle onsuz yaşadıklarınızın suçunu paylaşmaya başlarsınız. Yol bir uzaklaşma terapisine dönüşmüştür.

 

 

Taksi şoförü ya bir durakta bekler sizi yahut yol kenarından alır; hayatlarınız birbirinizinkine nüfus etmeden kesişir. Sessiz kalma hakkını kullansanız da trafik, uzun yol veya ikinizden birinin konu açma isteği ile birdenbire geçici bir arkadaşlık kurarsınız. Taksi bazen küçük bir hapishane hücresidir ve koğuş ortağınız şoförle onsuz, tek başınıza yaşadıklarınızın suçunu paylaşmaya, hüsranı itirafa başlarsınız – her anlamda aldatılmanın, her anlamda dışarıda bırakılmanın, terk edilmeyle yüzleşmenin bedelini şoförün aklamasını beklersiniz. Çünkü o sizi istediğiniz yere götürmeyi koşulsuz kabullenmiştir. Ne olursa olsun, karşınıza ne çıkarsa çıksın şoför sizi gitmeye karar verdiğiniz noktaya bırakacaktır. Mesela eski sevgilinize, mesela bir üst kariyere, mesela kaçıp yerleşeceğiniz vahaya. Bu kadar kolay gibidir hayat onunla. O yüzden konuşursunuz şoförle. Siyaset, spor, ahlak, eğitim, aklınıza ne geliyorsa konuşabilirsiniz – hatta sevdiğiniz kanalı bulup müzik de açar. Gitgide onun dünyasına da girersiniz: Beklentileri, geçim derdi, ülkede olup biten derken yol hep üstünde olmayı planladığınız, uzaklaşma terapisine dönüşür. Gideceğiniz yere o da geliyordur sizinle ama orada kalmayacak ve sizi yormayacaktır asla. Kimseye anlatmayacaktır nereye gittiğinizi, en son nerede indiğinizi, kalabalığa karışıp yok olduğunuzu. Taksi şoförü dillendirdiğiniz kadar kısmın sırdaşıdır.

 

Büyük olasılık sizinkinden çok farklı bir ömrün elementidir o; kitap okumadığını, film izlemediğini, düşünme eyleminin ötesinde yaşadığını sanırsınız. Basit biridir size göre. İşini yapan, sizden sonra yeni bir müşteriyle keşmekeşe karışıp gidecek sıradan bir meslek erbabı. Arka koltukta oturanların şoför ayıklaması aşağılama, haddini bildirme üzerine kuruluysa da önde yolculuk edenlerin laubaliliği arabaya sahip çıkma, bir “co-pilot” edası taşır.

 

Kazın ayağına bakarsak, peki, şoför için siz nesinizdir?

 

Her gün “yüzlercemizle” uğraşan bu insanın risk ve mutluluk kavramları nelerdir? Acıları, hüzünleri, aşkları, kaybettiği umutları, peşine düştüğü hayalleri sizi, bizi ne kadar ilgilendiriyordur açıkçası? 

 

Defalarca takıldığı kırmızı ışık neyi, neleri temsil ediyordur?

 

Asıl, o nereye gitmek istiyordur da gidemiyordur? Hep taşımak ve dönmek zorunda olmak kadar başka ne vardır ağır?

 

Rawi Hage, Kanada’da yaşayan Lübnan asıllı bir yazar; aynı zamanda görsel sanatçı, küratör ve siyaset eleştirmeni. Sirkte, toplumun alkışlayarak başkalaştırdığı insanların arasında doğup büyümüş, ailesini orada kaybettikten sonra taksi şoförlüğü yaparak geçinen gizli bir entelektüelin, bir kitap kurdunun, bir “hayat avcısı”nın hikayesini anlattığı romanı Karnaval’ı şiddetle öneriyorum. Kurgusuyla, diliyle, sinemaya göz kırpan temposuyla tam bir başucu kitabı. “Nihai çatışma, bedenini seven, ona saygı duyan, özgürleştirenle ondan nefret eden arasında,” diyen bir yazarla, bir şoförlesiniz.

 

Taksiye binen binene: Sarhoşlar, kaybedenler, uyuşturucu tacirleri, psikopatlar, fahişeler, lezbiyenler, geyler, iş adamları, mutsuz kadınlar.

 

Karnaval’ı okurken bir an, “Edebiyatla ilgilenmeseydim taksi şoförü olurdum herhalde,” diye geçti içimden.

 

Bu kitaptan iki tane edinin. Biri size, diğeri ilk bineceğiniz taksinin şoförüne hediye.

 

 

 


 

 

* Görsel: Mert Tugen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ayşe Erbulak’ın yakın bir zaman önce çıkan son romanı Cinayet Sınıfı Başkanı, çocukluklarında büyük travmalar yaşamış ve bunu aşamamış ve hayatlarını da bu unut(a)mayışın üzerine kurmuş üç kişinin hikayesi; tabii, her şeyin üstünü örten bir cinayetin söz konunu olduğunu da ekleyelim...

Altı çizilen anlar, üstü karalanan anılar hep o durumun içindeki detaylarla özdeşir; kokular, renkler, hareketler, sesler… Hafızamızda yer eden tüm hikayeler kendi ayrıntılarını taşır. Yemek de o ayrıntıların belki de en önemlilerinden biri. Üstelik yalnızca hikayeye değil, hikayede geçen önemli/önemsiz karakterlere de bir anlam, hafızaya kazınacak bir özellik ekler.

Dünya dönmeye devam ettikçe bazı kelimelerin insanın yüreğine koyduğu o sızı asla bitmeyecek; bugün bile dilimizde acısıyla duran o kelimelerden biri “sürgün.” Gidilen yer, insanın hayatını devam ettirdiği koşullar, kurduğu düzen, başına gelen iyi şeyler, peşi sıra yürüyen şans, her şeyin yolunda gittiğini ve artık hayatın iyi ve stabil olduğunu düşünsek dahi sürgün, sürgündür.

Thomas Mann, alfabenin doğuşuna ilişkin “Kanun” adlı kısa hikayesinde anlatıyor: Tanrı, Musa’dan 10 emrini dünyadaki her insanın anlayabileceği biçimde iki tablete oymasını ister. Fakat Musa işin içinden bir türlü çıkamaz; Mısır’da ve Akdeniz bölgesinde kullanılan semboller, emirleri aktarma konusunda yetersiz kalmaktadır çünkü.

Sanırım bu yılın ilk aylarıydı; Selçuk Demirel bir röportajında son aylarını satırların altını çize çize, notlar ala ala Kara Kitap’ı okuyarak geçirdiğini, desenler çizip alıntılar seçtiğini belirtiyor, Orhan Pamuk’la işbirliğinin müjdesini veriyordu.

Söyleşi

Gökhan Dumanlı ile söyleşi:



"Zarafet ölmedi, görgüsüzlük popüler oldu."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.