Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sağda müsait bir yerde



Toplam oy: 221
Rawi Hage // Çev. Avi Pardo
Everest Yayınları
Karnaval'ı okurken bir an, "Edebiyatla ilgilenmeseydim taksi şoförü olurdum herhalde," diye geçti içimden.

Ansızın bir şehrin ortasına yerleştirip gövdenizi, orada herkesle temasa açın kendinizi; ancak, şimdi sadece seyretmeye değil – sizinle kısa süre de olsa bir kontak kurmaya gelmiş olsunlar. Hayatlarıyla gelmiş olsunlar. Arzularıyla, öfkeleriyle, aşklarıyla, karanlık taraflarıyla size şöyle bir değip geçsinler. Yıllarca seyredilmişlik hissiyle, seyredilme karşılığında kaybettiğiniz güveninizi bu kere de siz seyrederek, hatta yaşananların içine bizzat karışarak, ama karıştığınız şeylerin iyi-kötü etkisinden muaf, çarpma işlemindeki 1 gibi, sapasağlam kurtarma şansını hanginiz gerisin geriye elde edecek?

 

Seks işçileri, doktorlar, polisler midir mesela günün her saatinde birbirinden farklı insanlarla yüzleşebilen? Seks işçileri hormonal, doktorlar hastalıklı, polisler ise kriminal çuvaldan kim çıkarsa onun muhatabıdır şehirde. Anlık yakınlaşma, zorunlu sohbet, kırmayan merak ve yazılmamış senaryo için bambaşka bir mesleğe ihtiyaç vardır: Taksi şoförlüğü.

 

Taksi bazen küçük bir hapishane hücresidir ve koğuş ortağınız şoförle onsuz yaşadıklarınızın suçunu paylaşmaya başlarsınız. Yol bir uzaklaşma terapisine dönüşmüştür.

 

 

Taksi şoförü ya bir durakta bekler sizi yahut yol kenarından alır; hayatlarınız birbirinizinkine nüfus etmeden kesişir. Sessiz kalma hakkını kullansanız da trafik, uzun yol veya ikinizden birinin konu açma isteği ile birdenbire geçici bir arkadaşlık kurarsınız. Taksi bazen küçük bir hapishane hücresidir ve koğuş ortağınız şoförle onsuz, tek başınıza yaşadıklarınızın suçunu paylaşmaya, hüsranı itirafa başlarsınız – her anlamda aldatılmanın, her anlamda dışarıda bırakılmanın, terk edilmeyle yüzleşmenin bedelini şoförün aklamasını beklersiniz. Çünkü o sizi istediğiniz yere götürmeyi koşulsuz kabullenmiştir. Ne olursa olsun, karşınıza ne çıkarsa çıksın şoför sizi gitmeye karar verdiğiniz noktaya bırakacaktır. Mesela eski sevgilinize, mesela bir üst kariyere, mesela kaçıp yerleşeceğiniz vahaya. Bu kadar kolay gibidir hayat onunla. O yüzden konuşursunuz şoförle. Siyaset, spor, ahlak, eğitim, aklınıza ne geliyorsa konuşabilirsiniz – hatta sevdiğiniz kanalı bulup müzik de açar. Gitgide onun dünyasına da girersiniz: Beklentileri, geçim derdi, ülkede olup biten derken yol hep üstünde olmayı planladığınız, uzaklaşma terapisine dönüşür. Gideceğiniz yere o da geliyordur sizinle ama orada kalmayacak ve sizi yormayacaktır asla. Kimseye anlatmayacaktır nereye gittiğinizi, en son nerede indiğinizi, kalabalığa karışıp yok olduğunuzu. Taksi şoförü dillendirdiğiniz kadar kısmın sırdaşıdır.

 

Büyük olasılık sizinkinden çok farklı bir ömrün elementidir o; kitap okumadığını, film izlemediğini, düşünme eyleminin ötesinde yaşadığını sanırsınız. Basit biridir size göre. İşini yapan, sizden sonra yeni bir müşteriyle keşmekeşe karışıp gidecek sıradan bir meslek erbabı. Arka koltukta oturanların şoför ayıklaması aşağılama, haddini bildirme üzerine kuruluysa da önde yolculuk edenlerin laubaliliği arabaya sahip çıkma, bir “co-pilot” edası taşır.

 

Kazın ayağına bakarsak, peki, şoför için siz nesinizdir?

 

Her gün “yüzlercemizle” uğraşan bu insanın risk ve mutluluk kavramları nelerdir? Acıları, hüzünleri, aşkları, kaybettiği umutları, peşine düştüğü hayalleri sizi, bizi ne kadar ilgilendiriyordur açıkçası? 

 

Defalarca takıldığı kırmızı ışık neyi, neleri temsil ediyordur?

 

Asıl, o nereye gitmek istiyordur da gidemiyordur? Hep taşımak ve dönmek zorunda olmak kadar başka ne vardır ağır?

 

Rawi Hage, Kanada’da yaşayan Lübnan asıllı bir yazar; aynı zamanda görsel sanatçı, küratör ve siyaset eleştirmeni. Sirkte, toplumun alkışlayarak başkalaştırdığı insanların arasında doğup büyümüş, ailesini orada kaybettikten sonra taksi şoförlüğü yaparak geçinen gizli bir entelektüelin, bir kitap kurdunun, bir “hayat avcısı”nın hikayesini anlattığı romanı Karnaval’ı şiddetle öneriyorum. Kurgusuyla, diliyle, sinemaya göz kırpan temposuyla tam bir başucu kitabı. “Nihai çatışma, bedenini seven, ona saygı duyan, özgürleştirenle ondan nefret eden arasında,” diyen bir yazarla, bir şoförlesiniz.

 

Taksiye binen binene: Sarhoşlar, kaybedenler, uyuşturucu tacirleri, psikopatlar, fahişeler, lezbiyenler, geyler, iş adamları, mutsuz kadınlar.

 

Karnaval’ı okurken bir an, “Edebiyatla ilgilenmeseydim taksi şoförü olurdum herhalde,” diye geçti içimden.

 

Bu kitaptan iki tane edinin. Biri size, diğeri ilk bineceğiniz taksinin şoförüne hediye.

 

 

 


 

 

* Görsel: Mert Tugen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.

Akıl hastanesi, hapishane, “kamp”, bakımevi, huzurevi, düşkünlerevi, belki bazen insanın kendi evi… İnsanın toplu olarak koğuşlara, yatakhanelere ya da tek başına, tamamen tecrit edilerek hücreye kapatılmasının türlü nedenleri ve kapatıldığı bu yerlerin farklı isim ve işlevleri olabiliyor.

Yazar ve Cenneti kitabında bahsedilen 30 kütüphaneci yazarın hikayesi, bir cennet tasviri gibi gerçekten. Zaman zaman bir hapishane duygusu verse de, yazarların çoğu için bir özgürlük sığınağına dönüşüyor kütüphaneler.

Mustafa Çevikdoğan'ın ismini, yayına hazırladığı ve editörlüğünü yaptığı onlarca kitabın künyesinde görmeye alışık olsak da, müelliflerin adının yazıldığı ön kapakta görme saadetine de eriştik. Temiz Kâğıdı ismini verdiği kitabındaki on üç öykü, güncel Türkçe edebiyat rafımızdaki yerini aldı.

Yazarak delirenler, yazmadan delirenler, yazmasa delirecekler, yazdıkça delirmeyenler… Edebiyat ile delilik arasındaki ilişki, her çağda ve koşulda dikkati çeken konuların başında geliyor. Edebiyat deliliğin, delilik de edebiyatın katmanlarında usul usul dolaşıyor. Kafka, yazdığı bir mektupta, “Edebiyat, içimizdeki donmuş denizin buzlarını kıracak bir baltadır,” demiş mesela.

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.