Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sevgi Soysal'ı nasıl bilirdiniz?



Toplam oy: 250
Kolektif // Haz. Seval Şahin ve İpek Şahbenderoğlu
İletişim Yayıncılık
Bu kitapla birlikte Sevgi Soysal yazınında hâlâ açılmamış kapılar olduğunu görebilir ve bu kapıların ardındakileri arama yolculuğuna çıkabiliriz.

2016’yla birlikte, Sevgi Soysal’ın bu dünyadan ayrılışının kırkıncı yılına giriyoruz. Bu kırk yıl içinde Sevgi Soysal’ın yazdıkları okunmaya devam ederken, son yıllarda yazarın külliyatı üzerine kapsamlı eleştirel incelemelerin de yayımlanmaya başlaması umut verici. İsyânkar Neşe, bu çalışmalardan en yenisi.

 

İsyankâr Neşe, Sevgi Soysal’ın romanları, öyküleri ve düzyazıları üzerine yazılmış incelemeler ile yazarın yaşamı üzerine yazılmış biyografik yazıları bir araya getiren bir derleme. Kitap bu geniş odağı sayesinde, yazarın daha önce üzerinde çok durulmamış işlerinin de yeniden gündeme gelmesini sağlayarak Soysal hakkında yapılmış çalışmalar arasında özel bir yer ediniyor. Zeynep Uysal ve Fatih Altuğ’un yazarın tamamlanmamış eserleri olan Hoş Geldin Ölüm ile “Yeraltı Kentinde Herhangi Bir Gün” üzerine yazmaları; Hilmi Tezgör’ün radyo konuşmalarını ele aldığı yazısında yalnızca 2005’te Hoş Geldin Ölüm’le birlikte yayımlananların değil, dergilerde yer bulan radyo konuşmalarının da üzerinde durması; Ebru Aykut’un 2014’te Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri başlığıyla yayımlanan gazete yazılarındaki Hatice Hanım tiplemesinde odaklanması, Soysal’ın ne kadar çok yönlü bir yazar olduğunu hatırlatan örneklerden yalnızca birkaçı.

 

 

İsyankâr Neşe’nin Soysal’ın alımlanışı konusundaki bir diğer önemli katkısı da, yazarın bugüne kadar içinde düşünüldüğü kalıpların ötesine geçen, onun edebiyatına dair ön kabulleri tartışmaya açan yazıları barındırmasında yatıyor. Soysal’la ilgili sıklıkla öne sürülen iddialardan biri olan “bireysellikten toplumsallığa uzanan yazın yaşamı” fikri, hem Veysel Öztürk’ün Tutkulu Perçem incelemesinde hem de Pelin Başcı’nın “Ay’ı Boyamak” öyküsünü ele alan yazısında sorgulanıyor. Reyhan Tutumlu ise, “Yazarın metinlerinde ısrarla kadın meselesinin üzerinde durması, onun yazdıklarını feminist metinler olarak değerlendirmemiz için yeterli midir?” sorusunu soruyor ve bu soruyu Yürümek romanı üzerinden yeni bir bakışla yanıtlamayı deniyor.

 

İsyankâr Neşe’de yazarı kişisel olarak tanımış isimlerin yazdıklarına da yer verilmiş. Girişten hemen sonra Sevgi Soysal’ın kızı Funda Soysal karşılıyor bizi, anne ve babasının hapishane mektuplarından yaptığı alıntılarla zenginleştirdiği yazısıyla. Bu yazı, Sevgi-Mümtaz Soysal çiftinin 70’li yılların başındaki yazışmalarını gün ışığına çıkararak Sevgi Soysal’ı daha yakından tanımamıza olanak sağlamakla kalmıyor, bizleri yazarın gittikçe toplumculaşan bir çizgide ilerlediği düşüncesinin yanına bir soru işareti koymaya da çağırıyor.

 

Kitabın sonunda yer alan Sevgi Soysal kronolojisi ve yazarın metinleri üzerinde yapılmış tüm çalışmaları bir araya getiren bibliyografya, Soysal hakkında daha fazla okumak ve yazmak isteyenlerin işini kolaylaştıracak nitelikte.

 

İsyankâr Neşe’yi, “Sevgi Soysal’ı nasıl bilirdiniz?” sorusunu bize yeniden sorduran; onun edebiyatının, üzerine tekrar tekrar düşünmeyi gerektiren bir edebiyat olduğunu akla getiren bir Sevgi Soysal kitabı olarak okumak mümkün. Bu kitapla birlikte belki de Sevgi Soysal yazınında hâlâ açılmamış kapılar olduğunu görebilir ve bu kapıların ardındakileri arama yolculuğuna çıkabiliriz.

 

 


 

* Görsel: Ethem Onur Bilgiç

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alman edebiyatının efsaneleşmiş yazarı Unica Zürn’ün parçalı metinlerden oluşan otobiyografik romanı Yasemin Adam, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı. Takıntının, deliliğin, mutsuzluğun, uyumsuzluğun, şizofreninin, sanrıların, hayallerin öne çıktığı roman kurtulmanın, mutluluğun, iyileşmenin ve ideal aşkın imkansızlığını kapkara bir dille anlatıyor.

Feminist farkındalığın aksesuvarlaşıp yakalara takılan rozetler, sloganlı tişörtler, pembe berelerle süslenmesi, anaakım tarafından sahiplenilmesi, edebiyattan destek alması, sosyal medyayı ele geçirmesi, popüler kültürün ta kendisi olması gözleri fazla kamaştırdı. Buna rağmen Batı’da feminizmler kavga ediyor. Farklı feminist dalgalar arasında bir nesil çatışması var.

Çağımız insanının zihnine, her şeyden ve herkesten kaçıp doğanın kucağına sığınmak yerleşmiş bir kere. Artan şehirleşme ve beraberinde gelen modern sorunlar, insanlarda, yaşadığı yerlerden kaçıp gitme isteği uyandırıyor ister istemez. Mutlu değiliz yaşadığımız yerlerden, sevmiyoruz her gün gördüğümüz insanları. Ve tüm bu tıkanıklıktan bize geriye kalan tek şey ise, stres…

Türkiyeli okurlar Sofi Oksanen’i, Stalin’in İnekleri ve Araf isimli romanlarından hatırlayacak.

Çoğu roman ve öykünün, gerçek hayatın aksine, bir odağı bulunur; olaylar bu odak doğrultusunda, bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde akar ve hikaye, odağa hizmet etmeyen detaylardan temizlenmiştir.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.