Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sevgi Soysal'ı nasıl bilirdiniz?



Toplam oy: 179
Kolektif // Haz. Seval Şahin ve İpek Şahbenderoğlu
İletişim Yayıncılık
Bu kitapla birlikte Sevgi Soysal yazınında hâlâ açılmamış kapılar olduğunu görebilir ve bu kapıların ardındakileri arama yolculuğuna çıkabiliriz.

2016’yla birlikte, Sevgi Soysal’ın bu dünyadan ayrılışının kırkıncı yılına giriyoruz. Bu kırk yıl içinde Sevgi Soysal’ın yazdıkları okunmaya devam ederken, son yıllarda yazarın külliyatı üzerine kapsamlı eleştirel incelemelerin de yayımlanmaya başlaması umut verici. İsyânkar Neşe, bu çalışmalardan en yenisi.

 

İsyankâr Neşe, Sevgi Soysal’ın romanları, öyküleri ve düzyazıları üzerine yazılmış incelemeler ile yazarın yaşamı üzerine yazılmış biyografik yazıları bir araya getiren bir derleme. Kitap bu geniş odağı sayesinde, yazarın daha önce üzerinde çok durulmamış işlerinin de yeniden gündeme gelmesini sağlayarak Soysal hakkında yapılmış çalışmalar arasında özel bir yer ediniyor. Zeynep Uysal ve Fatih Altuğ’un yazarın tamamlanmamış eserleri olan Hoş Geldin Ölüm ile “Yeraltı Kentinde Herhangi Bir Gün” üzerine yazmaları; Hilmi Tezgör’ün radyo konuşmalarını ele aldığı yazısında yalnızca 2005’te Hoş Geldin Ölüm’le birlikte yayımlananların değil, dergilerde yer bulan radyo konuşmalarının da üzerinde durması; Ebru Aykut’un 2014’te Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri başlığıyla yayımlanan gazete yazılarındaki Hatice Hanım tiplemesinde odaklanması, Soysal’ın ne kadar çok yönlü bir yazar olduğunu hatırlatan örneklerden yalnızca birkaçı.

 

 

İsyankâr Neşe’nin Soysal’ın alımlanışı konusundaki bir diğer önemli katkısı da, yazarın bugüne kadar içinde düşünüldüğü kalıpların ötesine geçen, onun edebiyatına dair ön kabulleri tartışmaya açan yazıları barındırmasında yatıyor. Soysal’la ilgili sıklıkla öne sürülen iddialardan biri olan “bireysellikten toplumsallığa uzanan yazın yaşamı” fikri, hem Veysel Öztürk’ün Tutkulu Perçem incelemesinde hem de Pelin Başcı’nın “Ay’ı Boyamak” öyküsünü ele alan yazısında sorgulanıyor. Reyhan Tutumlu ise, “Yazarın metinlerinde ısrarla kadın meselesinin üzerinde durması, onun yazdıklarını feminist metinler olarak değerlendirmemiz için yeterli midir?” sorusunu soruyor ve bu soruyu Yürümek romanı üzerinden yeni bir bakışla yanıtlamayı deniyor.

 

İsyankâr Neşe’de yazarı kişisel olarak tanımış isimlerin yazdıklarına da yer verilmiş. Girişten hemen sonra Sevgi Soysal’ın kızı Funda Soysal karşılıyor bizi, anne ve babasının hapishane mektuplarından yaptığı alıntılarla zenginleştirdiği yazısıyla. Bu yazı, Sevgi-Mümtaz Soysal çiftinin 70’li yılların başındaki yazışmalarını gün ışığına çıkararak Sevgi Soysal’ı daha yakından tanımamıza olanak sağlamakla kalmıyor, bizleri yazarın gittikçe toplumculaşan bir çizgide ilerlediği düşüncesinin yanına bir soru işareti koymaya da çağırıyor.

 

Kitabın sonunda yer alan Sevgi Soysal kronolojisi ve yazarın metinleri üzerinde yapılmış tüm çalışmaları bir araya getiren bibliyografya, Soysal hakkında daha fazla okumak ve yazmak isteyenlerin işini kolaylaştıracak nitelikte.

 

İsyankâr Neşe’yi, “Sevgi Soysal’ı nasıl bilirdiniz?” sorusunu bize yeniden sorduran; onun edebiyatının, üzerine tekrar tekrar düşünmeyi gerektiren bir edebiyat olduğunu akla getiren bir Sevgi Soysal kitabı olarak okumak mümkün. Bu kitapla birlikte belki de Sevgi Soysal yazınında hâlâ açılmamış kapılar olduğunu görebilir ve bu kapıların ardındakileri arama yolculuğuna çıkabiliriz.

 

 


 

* Görsel: Ethem Onur Bilgiç

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tokyo denince zihnimizde ışıltılı ve kalabalık bir kent canlanıyor canlanmasına ama son dönemde Japonya’dan gelen haberlere bakılırsa, aynı zamanda ülkenin yalnızlar başkenti Tokyo. Evlerine çekilen güruhla birlikte Tokyo’nun karanlıkta kalan yüzü de ortaya çıkıyor.

Siyah şemsiye, mavi ağaç, sarı yağmurluklu bisikletli adamlar, alan derinliği yüksek plan sekanslar dendiğinde nasıl gözlerimizin önüne anında Angelopoulos filmleri geliyorsa, bira içen yalnız adamlar, kargalar, rüyalar, yabancılaşmış taşra sıkıntıları dendiğinde de aklımızdan o saniye Cemil Kavukçu öyküleri geçer.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor.

Yakın bir zaman önce yayımlanan Dönüş kitabı, Avustralya’nın en önemli yazarlarından kabul edilen Tim Winton’ın on yedi öyküsünden mürekkep.

Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu her yıl kaç bandrol temin ettiklerini açıklıyor; yani basılan kitap sayısını… Gazetecilerin oldukça hoşuna giden bu bilgi her defasında haberleştirildiğinden, mutlaka denk gelmişsinizdir. Örneğin ilgili basın bülteni 2016’da Türkiye’de 404 milyondan, 2015’te 383 milyondan fazla kitabın yayımlandığını duyurmuştu.

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.