Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yok, var'la tanışmıyor



Toplam oy: 766
Seran Demiral
İthaki Yayınları
Hayat Üretim Merkezi, bilimkurgunun tüm olanaklarını ustaca kullanıyor ve akışkan bir dille hikayesini anlatıyor.

Shakespeare’in bir arkeolog olmasını kabullenir miydiniz; daha doğrusu, Shakespeare’in bir arkeolog olmasına tahammül eder miydiniz? Var olanın, var olduğuna inandığınız olgunun veya kişinin size sunulma biçimi aklınızın dışında, algılamanızın öncesinde başka bir mutfaktadır ve önünüze bir teklif, bir onay formatıyla getirilmeden, adeta bir “derin heyet” tarafından en ince ayrıntısına kadar hesaplanır. Veya hesaplandığı bir tarihin, çağın nesline dahil edildiğiniz fantezisini kurun. Senaristler bu tür öyküler yüzünden delirme noktasına gelirken farkların, benzerliklerin, çağrışımların, en kötüsü saklanılan, hissedilmeyen hakikatlerin çemberinden geçer. Hayal kurmayı ihmal etmeyen herkes senaristtir. Romancı olmaktan kaçınmalarının nedeni, düşlediklerinin mutlaka görsellik kazanma iddiası taşımalarıdır. Delirme noktası ile yetenek taşkınlığı noktası zaman zaman birbirini üstüne böyle düşer – elbette koordinatlar ayrıdır ancak esnetilen ve kıvrılıp kırılan tarih her ikisini benzer kılacaktır. Hakikat ile hayalin tıpatıplığı, neredeyse ikizliği, bazen görülen rüyaların bile sahiciliği hep bu yüzdendir. Çünkü insan nerede yaşadığını sorgulamaz. Neyin hakikat, neyin hayal olduğunu masaya yatırmak fuzuli bir mantık işgalidir ona göre. Değişim risk demekse de değişim bir bakıma radikal bir dönüşüm ve ret demektir. Reddetmek, siyasi açıdan karşı tarafı beğenmemekle paralelken felsefi açıdan terkle eşdeğerdir. 

 

İkisini birleştirirsek, beğenmediğini terk, insanlığın doğrusu olmalıdır. Beğenmediği rejimleri, beğenmediği inanışları, beğenmediği uygarlık yöntemlerini terk etmek özgürleşmenin temelini inşa edecektir. Bağımsızlık ise, o rejimleri, inanışları, uygarlık yöntemlerini terkten sonra inkar ve yerine bir diğerini koymaya şiddetle karşı çıkmak olacaktır. Bu asla ve asla ilkelliği, cehaleti, vahşeti doğurmaz – tabiatta hiçbir şey amaçsız, nedensiz saldırgan değildir. Kimya ve fizik, biyolojik olana hükmettiği kadar onun hizmetindedir de. Burada uzlaşma, iyi geçinme barınmaz; olağan olmakla sorumlu olanın sıradanlaşması bayağılaşmayı işaret ederken, değişime yönelmek başkalarınca kötülük gibi görünse de varsayılan ahlak kriterlerine göre asil bir davranış, hatta şarttır. 

 

Oysa tembelliğin yol açtığı yorgunluk yahut düşünme gereği duymamanın yarattığı sosyal geçerlilik daima korumacı, korunmacı zihniyetin ürkekliği ile açıklanacaktır. Üşengeçlik değildir bu, bal gibi korkaklıktır. Geleceği kendi yaşam süresi ile sınırlı tutmanın, asgari tehlikeyle ömür sürdürüp tamamlamanın kolaycılığı, iktidarların memnuniyetle karşıladığı bir beklentidir. Yönetilen(ler)in cesaret göstermesi bütün iktidarların tiksindiği bir yaradılış zafiyetidir. Dayatılan masumiyet, tekrarın kolonisi genel bir narkoz etkisi yaratacak ve paralize edilen toplumlar, topluluklar tiranlarca, diktatörlerce kendi çıkarları doğrultusunda kullanılacaktır. Kullanılmıştır, kullanılmaktadır da. Ama, delirme noktası ile yetenek taşkınlığı noktasının esnetilen ve kıvrılıp kırılan tarih nedeniyle üst üste gelmesi sonucu oyunun kuralı bozulur. Çünkü bütün yöneticiler bilimi, kozmosu hafife almanın gazabına uğrarlar. Hayatın yeniden üretimi onların kurgusunun dışında, mantıklarının eremeyeceği bir adrestedir. 

 

Hayatın en baştan üretilme ihtimali, kurumsal devrimin bir kenara bırakılıp kurumsal olan toplama yönelik imhanın başlaması ve serbest bedenlerin tezahürüne mi bağlı acaba?

 

Bunaltılmış insan


 

Seran Demiral’ın romanı Hayat Üretim Merkezi bir grup bunalmış/bunaltılmış insanın sil baştan hayat kurabilmeleri için değişime yönelmeleri ve farklı gerçeklikler arasındaki çatışmalarla yüzleşmelerini iskeletine oturtuyor. Kurgusunda sosyolojik sorgulamaların ağırlığı olsa da fantastik edebiyata yatkın olan Demiral, bilimkurgunun tüm olanaklarını ustaca kullanıyor ve akışkan bir dille hikayesini anlatıyor. 

 

Felsefenin üstatlarıyla da yakınlığı hissedilen yazar, ciddi bir toplum ve insan ilişkileri çözümlemesi yaparken türün meraklılarını da yormuyor açıkçası.

 

Hayatla bir meseleniz varsa, hayatın yok kısmını es geçtiğinizi ve belki de bazı özlediğiniz şeylerin hep orada sizi beklediğini görebilmeniz, onlarla yüzleşebilmeniz için başucu kitaplarından biri olmaya aday Hayat Üretim Merkezi.

 

 



 

 

* Görsel: Nihan Sarı

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.