Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Dosya // Kitap en güzel hediye, ama...




Toplam oy: 35
İnternetin olanaklarını da hesaba kattığımızda bir kitap kurduna hediye seçmek aslında o kadar da zor değil. Kitap şeklinde, sayfalarından aydınlık saçan lambalar; üzerlerine klasik metinlerden kimi bölümlerin işlendiği şallar ya da kıyafetler; aforizmalı kurşunkalem setleri; kütüphane kartı baskılı çoraplar; bardaklar; kalemlikler vs vs vs. Ama... Bütün bunların ötesinde, bir kitap kurdu için en güzel hediye, elbette bir kitaptır. Bir taraftan da bir kitap kurduna kitap almanın riskleri de var. Mesala bazı hediye kitaplar, halihazırda raflara dizilmiş kitaplarla pişti olabilir; uygunmuş gibi görünse de, bazı hediye kitaplar ilgi alanlarının dışında kaldığı için zaten yeterince dağılmış kütüphanelerde “fazlalık” görülebilir... Asla okumayacağımız veya çoktan okuduğumuz, ikilenmiş hatta bazen üçlenmiş bu kitapları nasıl değerlendireceğiz peki?

Bir insana beğeneceği bir hediye vermek zordur; eğer onu çok iyi tanımıyorsanız, almak istediklerinden bahsederken onu dikkatle dinlemediyseniz ya da üzeri hafif kapalı (veya tamamen açık) biçimde sipariş vermediyse hediye seçerken işin içine sizin zevkleriniz de girecektir çünkü. Sizin beğendiğiniz bir şeyi o da beğensin, sizi biraz daha iyi tanısın istiyorsanız, hediyeyi onu hafifçe dürtmek için bir fırsat olarak değerlendirmeniz de mümkündür ve bir tercihtir tabii. Ama yola ortak paydaları çoğaltmak için çıkmadıysanız, bazılarına doğuştan bahşedilen hediye seçme sanatından da nasibinizi almadıysanız bir noktada hediye klişelerine yönelmeniz kaçınılmazdır. Ve herkes bilir ki, kitap bu klişelerden biridir ve muhatabının kitap okumayı sevip sevmediğine bakılmaksızın gönül rahatlığıyla alınır. Peki ya, karşı taraf bir kitap kurduysa?


Bir parçası bulunduğumuz tüketim toplumu, “özel günler”i kişilere özgü olmaktan büyük ölçüde çıkardı artık maalesef. Eğer farkına varıp buna direnmeyi kararlaştırmadıysak (ki bu durumda da yine hediyelere maruz kalabiliriz) veya belki basitçe, gelinen noktayı umursamıyor ve şımartmaktan/şımartılmaktan keyif alıyorsak, önceden belirlenerek takvimlere işlenmiş bu günlerde hediye alıp vereceğiz biz de. 31 Aralık da, hiç kuşkusuz, takvimlere işlenmiş böylesi bir gün.
İnternetin olanaklarını da hesaba kattığımızda bir kitap kurduna hediye seçmek aslında o kadar da zor değil. Kitap şeklinde, sayfalarından aydınlık saçan lambalar; üzerlerine klasik metinlerden kimi bölümlerin işlendiği şallar ya da kıyafetler; aforizmalı kurşunkalem setleri; kütüphane kartı baskılı çoraplar; bardaklar; kalemlikler vs vs vs. Artık kitap gibi okunabilen ajandalar da bir seçenek olabilir pekala, her şeyin ötesinde herhangi bir defter de yüzleri güldürecektir. Ama... Bütün bunların ötesinde, bir kitap kurdu için en güzel hediye, elbette bir kitaptır. Her zaman için. Dolayısıyla SabitFikir’in, çevrelerinde kitapsever kimlikleriyle öne çıkan sevgili okurlarından bazıları da, tıpkı her kitapsever gibi 2018’e de yepyeni kitaplarla girecekler şüphesiz. Ama...

 

 


Bir kitap kurduna kitap almanın riskleri de var. Mesala bazı hediye kitaplar, halihazırda raflara dizilmiş kitaplarla pişti olabilir; uygunmuş gibi görünse de, bazı hediye kitaplar ilgi alanlarının dışında kaldığı için zaten yeterince dağılmış kütüphanelerde “fazlalık” görülebilir... Bir diğer taraftan da, hediye olarak gelen kitaplar başka bir fikir getirebilir akıllara. Mesela bazı güzel hediyeler eski kitaplardan bazılarını elden çıkarma vaktinin geldiğini, yenilere raflarda yer açmak gerektiğini hatırlatabilir bizlere. Asla okumayacağımız veya çoktan okuduğumuz, ikilenmiş hatta bazen üçlenmiş bu kitapları nasıl değerlendireceğiz peki?


Yeni yıla girmeye sayılı günler kalmışken, gelin, birlikte bir bakalım. Üstelik ister istemez iki yönlü bir yol haritası bu: Birilerinin kitaplarını vermek için başvurduğu yerler, diğerlerinin kitap edinmek için başvuracağı yerler olacak aynı zamanda.

Online çözümler

 

Bazı insanlar kitaba erişim konusunda gerçekten şanslılar: Kitap eleştirileri yazanlar, gazeteciler, editörler, çevirmenler, sosyal medya fenomenleri bu başlık altında ilk akla gelenler... Onlar evlerine taşıyacakları kitaplar konusunda zaman ilerledikçe daha seçici olmak zorunda kalıyorlar çünkü evlerinde kitap koyacak (ya da kitap konulmadık) yer pek kalmıyor. SabitFikir’in de aralarında bulunduğu çeşitli dergilere kitap eleştirileri yazan, sosyal medya hesaplarını da çoğunlukla bu yönde kullanan Burcu Arman o isimlerden biri. Kendisine gönderilen kitaplar için minnettar ve bir yandan da, yeterince kitabı bulunduğuna asla ikna olmayan her kitapsever gibi iştahla daha fazlasını bekliyor. Fakat arada sırada bir eleme yapmak gerektiğini o da kabul ediyor; işin içinden nasıl çıktığını ise şöyle anlatıyor: “Üzerime yıkılmak üzere olan bir ‘bunları mutlaka okumalıyım’ rafım var. Benzer şekilde asla okumayacaklarımı da ayırıyorum ve ilgileneceğini düşündüğüm arkadaşlarıma veriyorum; çocuk kitaplarını da yeğenlerime… Kalanları ise –tıpkı şu an evde bekleyen dopdolu torba gibi– Freecycle üzerinden paylaşıyorum.” Freecycle, henüz daha Facebook yaygınlaşmamışken, Yahoo üzerinde kurulmuş bir mail grubu. Arman diyor ki, en yaygın olarak üniversite öğrencileri tarafından kullanılıyor, grupta en çok onların kitap ihtiyaçları ön plana çıkıyor.


“Fazlalık” kitaplarına online çözümler arayanların önünde beliren tek seçenek Freecycle değil elbette. Örneğin alseninolsun.net de daha çok öğrencilerin ihtiyaçlarına çözüm arayan bir paylaşım sitesi; buraya ilan vererek kitaplarınızı onlara ulaştırabilirsiniz. Facebook’taki gruplar ise bir hayli fazla; kısa bir araştırmayla size uygun bir tanesine mutlaka ulaşırsınız. 300 bin kitaplık paylaşım ağıyla Kipu ve “Raflarda tozlanan kitaplarınız için artık yeni bir umut var” sloganıyla faaliyet gösteren Horouz ise akıllı telefon kullanıcılarına hitap edecek uygulamalar; bu kullanıcıların kitaplarını kimi “ticari” uygulamalar vasıtasıyla sahiplendirmesinin önünde de bir engel bulunmuyor tabii. Kitaphane, Kitap Yoldaşlığı, Kitap Okuyorum, Kitap Kardeşliği ise bu amaca da hizmet eden bazı Facebook grupları.


Bazı kitapseverler için, her şeye, mesela üzerlerine yıkılan raflara rağmen, kitaplarla vedalaşmak pek kolay değil. Böyle bir düşüncedeyseniz Bookserf kurtarıcınız olabilir! Bookserf kitaplarını elden çıkaramayan fakat raflarda tozlanmasını da istemeyenleri bir araya getiren online bir topluluk, kitaplarınızı iki haftalığına bir meraklısına ödünç vermenizi sağlıyor. En sevdiğiniz kitaplarınızı da, kötü muamele ettiklerinizi de Bookserf’teki sanal rafınızda eşitleyebilir, böylece gözdeniz olmayan o kitapların ahını da üzerinizden atabilirsiniz.

Klasikleşmiş bir çözüm: Kütüphanelere bağışlamak

 

Raflarınızı boşaltmak konusunda kararlıysanız ve ilerleyen teknolojinin beraberinde getirdiği online çözümler de ilginizi çekmediyse daha klasik yöntemleri değerlendirebilirsiniz: Kütüphanelere bağışlamak.


Bu noktada her kütüphanenin kitap bağışı kabul etmediğini, bazılarının ise yüklü miktardaysa evinize kadar gelerek kitapları teslim aldığını belirtmekte fayda var; genel bir politika olmadığından en azından bir telefon ederek yakınınızdaki o kütüphanenin hangi gruba girdiğini kontrol etmeniz gerekiyor. İstanbul’daki Maltepe İlçe Halk Kütüphanesi bağış kabul etmezken, Bursa’daki Nilüfer Belediyesi’nin kütüphanesi ansiklopedi, ders kitabı ve dergi dışında kalan büyük bağışları verdiğiniz adresten teslim alıyor mesela. Size en yakın kütüphaneyi belirlemek ve telefon numarasını bulmak için ise şu adresten faydalanabilirsiniz: http://earsiv.gov.tr/Kutuphane-Listesi.aspx


Benzer şekilde, sahafların değişen bağış kabul ilkelerini de bir telefon ederek veya nadirkitap.com adresi üzerinden mesaj atarak öğrenmeyi deneyebilirsiniz.

 

 

Kentsel dönüşüm mağduru kitaplar

 

Her ilişki gibi, kitap bağışı sırasında kişiler ve kurumlar arasında kurulan ilişki de dinamik; güncel trendlerden de etkileniyor üstelik. İstanbul Ataşehir’de Kültür Müdürlüğüne bağlı olarak çeşitli birimlerin seminer, atölye ve söyleşi içeriklerini hazırlayan ve aynı zamanda Rıfat Ilgaz Kütüphanesi'nin sorumluluğunu da üstlenen Elif Hopyar, “Okurlar dijital çağla birlikte ansiklopedileri evlerinde fazlalık görmeye başladılar, bu sebeple onlardan kurtulmak konusunda hevesliler,” diyor ve “Son yıllarda karşılaştığımız bir başka durum da kentsel dönüşüm nedeniyle daha küçük evlerde yaşamak zorunda kalan insanların kitaplarını kütüphanelere bağışlaması oldu,” diye devam ediyor.


Bu dinamizme bir diğer örnek ise İngiltere’den… E. L. James’in dünya çapında çok satan kitabı Grinin Elli Tonu’nu birtakım okurlar kütüphanelerinde sergilemekten “utanmış” olmalı ki, İngiltere’de faaliyet gösteren ve bağışlarla ayakta duran Oxfam’ın Swansea şubesi geçen yıl artık bu kitabın bağışlanmasını istemediklerini duyurmak zorunda kalmıştı. Üst üste ve yan yana dizilince şubedekilerin mütevazı bir kale inşa etmesine bile imkan tanıyan Grinin Elli Tonu kopyalarına ilişkin Oxfam çalışanı Phil Broadhurst, “Bağışlar için minnettarız fakat böyle devam ederse dükkanı kitabın istenmeyen kopyalarına yönelik bir huzurevine dönüştürmek zorunda kalacağız,” demişti.

 

Türkiye’de ise böyle bir açıklamaya rastlamadık henüz; hatta Elif Hopyar Anadolu’daki kitap ihtiyacının büyüklüğünün altını çizerek kütüphanelerin kendi aralarında kurdukları bir ağdan bahsediyor: “Kitap okuma oranının yüzde 10 olduğu bir ülkede, kütüphanelere bağışlanan her kitabın önem taşıdığı kanısındayım. Ayrıca kütüphaneler arası ortak ağ sayesinde kitaplar ihtiyaç sahiplerine kolaylıkla ulaştırılıyor, halk kütüphaneleri bağışlanan kitapların Anadolu’ya transferini sağlıyor. Biz de geçen mart ayında düzenlediğimiz tiyatro festivalinin biletlerini kitap karşılığında satışa sunduk. Bir ay boyunca 24 oyun sahnelendi, biriken kitapları Anadolu’ya gönderdik. Şubat ayında düzenlediğimiz çocuk kitapları günlerinin ardından yayınevlerinin bize bıraktığı kitaplar da yine Anadolu’ya gitti.”


Nilüfer Belediyesi Kütüphaneleri adına bilgi veren Selin Can Özdemir de bağışlanan kitapların genellikle “evdeki rafları temizlemek” için gönderildiğini üzülerek kabul ediyor ama bu bağışların da kıymetli olduğunu söylüyor. “Yukarıda bahsettiğimiz kitapların dışındaki (Ansiklopedileri, dergileri ve ders kitaplarını Nilüfer Belediyesi Kent Konseyi’ne veya Nilüfer Belediyesi Kitap Dağıtım Atölyesi’ne yönlendiriyorlar), gelen her bağışı mutlaka kabul ediyoruz. Kullanılamayacak kadar yıpranmış kitaplar hariç, her bağış mutlaka yerini buluyor; ya kütüphanemizde ya da bizden kitap isteyen diğer kütüphanelerde veya okullarda,” diyen Özdemir, kullanılamayacak durumdaki kitapları ise geri dönüşüme verdiklerini ifade ediyor.

 

 

Peki, yayınevi depolarında tozlananlar?

 

Raflarda tozlanan o kitapların nasıl değerlendirilebileceği yayıncılar için, okurlar için olduğundan daha çetrefil bir konu şüphesiz. Bu noktada piyasanın “raf ömrü” adıyla yayınevlerinin karşısına çıkardığı, kitapların depolarda tozlanmasına büyük katkıda bulunan engeli aklımızda tutalım. Süresi kitapçıdan kitapçıya farklılık gösterse de, raf ömrü boyunca satılmayan kitaplar yayıncıya geri gönderiliyor maalesef. Bu acımasız piyasada yayınevlerinin işi pek öyle kolay değil; kâr amacı güden bir kurumu verimli bir şekilde işletmek ile kutsallık atfedilmiş bir nesneyi mümkün olduğunca çok okura, mümkün olduğunca düşük bir fiyata ulaştırarak “vatana millete hayırlı bir iş yapmak” arasında gidip geliyorlar mutlaka; kitabın kağıtla ve dolayısıyla ağaçla ilişkisini de göz ardı etmeden hem de… Örneğin Doğan Kitap, “istenildiği kadar çok satmayan, okur sayısından fazla basılmış” bu kitapları, yeni okurunu bulur umuduyla bir süre depoda bekletiyor, derken kampanyalarla bu stoğu eritme yoluna gidiyor. Kampanyalarla tükenmeyen ve zaman içinde satma ihtimali görülmeyen kitapları ise geri dönüşüme gönderiyor.

Edebiyatseverlerin yakından takip ettiği birçok yazarı bünyesinde barındıran, elde kalan kitaplara ilişkin politikasını ise adı açık edilmediği takdirde paylaşmayı kabul eden bir diğer yayınevi ise satışı az olan kitapları ucuza, kampanyalar düzenleyerek satmayı sürdürdüklerini belirtiyor. Hatalı kitaplar ise geri dönüşüm firmalarına teslim ediliyor. Bu yayınevi adını gizli tutarken Yapı Kredi Yayınları’nın yıllar evvel üzerine çektiği şimşekleri mi hatırlamıştır bilinmez ama yeri gelmişken bu olaya da değinelim.


Günümüzde depoda kalan kitaplarını toplu şekilde bağışlama yoluna giden YKY, 2013’te, iddiaya göre büyük çoğunluğunu katalogların oluşturduğu ve ağırlığı neredeyse 10 tonu bulan kitabı geri dönüştürülmek üzere hurdacıya vermiş, fakat kendisinden bekleneni yapmayan hurdacı kitapları geri dönüşüme teslim etmek yerine parça parça sahaflara satmış, bu sahaflardan biri durumu anlayıp internetten paylaşınca çılgına dönen okurlar, “Kitapları çöpe atmak yerine ucuza satsalardı biz alırdık,” minvalinde gelişen tepkiler vermişti. Bunun üzerine yayınevi şu açıklamayı yapmıştı: “YKY, 20 yılda deposunda biriken envanter dışı; yani fireli, çok uzun süre sergilenmekten yıpranmış, iade edilmiş, satılamayacak ve bağışlanamayacak kadar kötü durumda olan kitapları, 90’lı yıllarda yapılmış ve bir kısmı dağıtılmış olan sergi kataloglarını ve yine 90’lardan kalan bazı dergiler ile piyasadan toplanmış korsan kitapları imha edilmek üzere satmıştır. Yani imha edilen kitaplar iddia edildiği gibi değerli edebiyatçılarımızın baskısı bitmiş kitapları değildir. Söz konusu miktar da iddia edildiği gibi 10 ton değil, 6 bin 800 kilodur. (...) Bu imha sürecinde idari ve prosedürel hata yapıldığını, imha işlemi sırasında hurdacının yanında bulunmamız gerektiğini kabul etmekteyiz. Konuyla ilgili olarak sorumlulara gerekli uyarılar yapılmış ve süreçler yeniden gözden geçirilerek bunun tekrarlanmaması için gerekli önlemler alınmıştır.”

 

 

Kitapları geri dönüşüme göndermek (ya da göndermemek)

 

Atık Kağıt Geri Dönüşümcüler Derneği Başkanı Mustafa Saral’ın, derneğin internet sitesinde yer bulan açıklamasına göre, Türkiye’de bir yılda kullanılan toplam kağıt miktarı beş milyon ton, üretim ise bunun yarısı kadar. Üretimin yüzde 97’lik kısmı atık/hurda kağıtlar kullanılarak yapılıyorsa da toplanan kağıt miktarı yüzde 40-45 aralığında bulunuyor ve atık kağıdın geri kalanı çöpe gidiyor. Avrupa’da ise atık kağıdın yaklaşık yüzde 80’i değerlendiriliyor. Türkiye’deki hedef de yüzde 75’i yakalamak. Saral, “Bu hedefin gerçekleştirilmesi halinde, hem kağıt kalitesinin artması hem de ihtiyaç duyulan hammaddenin yurt içinden karşılanması öngörülüyor,” diyor.


Sektördekilerin bakış açısını bilemeyiz ama okurlar olarak, geri dönüşümün, en büyük faydayı gezegenimize getirmesini beklemek boynumuzun borcu. Kağıt geri dönüşüm firmalarından birinin internet sitesindeki verilere göre, bir ton atık kağıdın kağıt hamuruna katılmasıyla 17 ağacın kesilmesi önlenebiliyor. Ama yine de, bir kitap bir miktar atık kağıttan (250 sarı sayfalı, standart bir kitap yaklaşık 250 gram ediyor) daha fazlası olduğu için, herhangi bir kitabın yok olması fikrinde kitapseverlerin kalbini kıran bir yan bulunduğu kesin. Bu dosyaya da ilham veren 6.27 Treni romanının, bir kağıt geri dönüşüm firmasında çalışan ana karakterinin kendisini cellat gibi hissetmesi, bu gibi bir durum söz konusuyken pek de yersiz sayılmaz galiba.


Geçen ayın sonlarında yayımlanan bir haber ise kitapseverlerin yüreklerine su serper cinstendi: Ankara’nın Çankaya Belediyesi’nde görev yapan temizlik işçileri çöpe atılan, çöp konteynırlarının yanına bırakılan kitapları bir araya getirip bir kütüphane kurmuştu. Öncelikle temizlik işçilerinin hizmetine sunulan bu kütüphanede bağışlananlarla birlikte 3 bin 500 kitap bulunuyordu. Hiçbir kitabın –çöpe atılanlar dahil– boşa gitmediği o ütopik dünyayı hayal etmek bile güzel, öyle değil mi?

 

 

 


 

 

 

Görseller: Ece Zeber, Esra Kalay, Ahmet İltaş

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Sözcüklerin Farklı  Rotası: Deli Bal

Bir dönem fazlasıyla popüler olan anket defterlerinin tarihi hayli gerilere dayanıyor aslında. Ünlü Fransız yazar Marcel Proust henüz 13 yaşındayken de bir hayli popülermiş bu defterler. Öyle ki 13 yaşındaki Proust böyle bir defter satın alıp içindeki İngilizce soruları yanıtladıktan sonra arkadaşı Antoinette Faure’a doğum günü hediyesi olarak vermişti.

Koleksiyoncular, eski yayıncılar ve üreticilerle konuşursanız eğer, benzer yorumlar duyarsınız; Türkiye’de çizgi roman yayıncılığının altın çağının 1955-1975 yılları arasında yaşandığına inanılır. Sonrasında satışların düştüğü, doksanlı yılların başında kaybolma raddesine geldiği anlatılır.

Edebiyat ve felsefe deyince akla ilk olarak dilin kıvraklığı ile düşüncenin keskinliği bir araya gelse de, arka planda sıklıkla aşk hikayesi görürüz. Ustaca ve birikimle yazılan mektuplar oluşturur bu hikayeyi. Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof Halil Cibran da aşk mektuplarıyla bilinen isimlerden.

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Yola bu bilinçle, SabitFikir okurlarının edebiyatın öne çıkan yazarlarını neden sevdiklerine ilişkin bir tartışma başlatmak için çıktık. Öyleyse soruyoruz:  Siz Jules Verne'i niçin okuyorsunuz?

 

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.