Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Küçük Kadınlar'dan hayata dair öğrendiğimiz 10 şey




Toplam oy: 18

Bizleri March kardeşlerin hayatına ortak eden unutulmaz bir romandır Küçük Kadınlar. Ağırbaşlı Meg, haşarı Jo, sessiz sakin Beth ya da uçarı Amy. Bu kitabı okuyan hemen her kız çocuğu kendini bu kız kardeşlerden biriyle özdeşleştirmiş, hikayeyi de onun gözlerinden izlemeyi tercih etmiştir. Sadece keyifle okunan bir roman değildir Küçük Kadınlar, aynı zamanda hayata dair önemli dersler de verir. İşte Küçük Kadınlar'dan hayata dair öğrendiğimiz 10 şey:

 

1. Ne kadar zor gelirse gelsin, affetmeyi bil.

 

Bazen karşımızdaki öyle bir şey yapar ki onu affetmek bize imkansız görünür. Sanki hiçbir özür dindiremez gibidir öfkemizi. Jo da yaşamıştır buna benzer bir öfkeyi. Jo, gittiği bir davete onu da yanında götürmediği için üzerinde çalıştığı hikayesinin tek el yazısı kopyasını yakan küçük kardeşi Amy'ye hayatı boyunca dargın kalacağını düşünmüştür. Fakat Amy'nin buz tutmuş bir göle düşmesiyle beraber kardeşine duyduğu sevginin öfkesinin çok ötesinde olduğunu fark eder küçük yazar Jo.

 

2. Kıskançlığa kapılma, çünkü her zaman kıskanılası birileri olacak.

 

March ailesi, yazar Louisa May Alcott'un ailesinin aksine, fakir bir ailedir. Babaları savaşa gitmiştir, dört kız kardeş ve anneleri kıt kanaat geçinmeye çalışırlar hep. Sürekli yeni ve süslü kıyafetler alacak, Avrupa seyahatlerine çıkacak ya da partiler verecek maddi imkanları yoktur. Fakat onlar hallerinden şikayet etmezler pek, belki en küçükleri Amy hariç. Amy bu tür lükslere ablalarından daha çok özenir ama o da adı üstünde küçüktür işte. Eninde sonunda o da sahip olduklarıyla ne kadar mutlu olduğunu fark eder.

 

 


3. Vermek almaktan iyidir.

 

Henüz hikaye yeni açılırken, bize verilen ilk mesajdır bu. Noel yaklaşırken kızlar yoksulluklarının acısını daha da derinden hissetmekte ve Noel'de kimseden hediye alamayacakları için üzgündürler. Yine de zaten epey küçük birer meblağ olan harçlıklarını kendilerine harcamak yerine bir araya gelerek cefakar annelerine güzel bir Noel hediyesi almaya karar verirler.

 

4. Mühim olan ruh güzelliğidir, gösteriş ancak bir kamuflaj olabilir.

 

Naif bir güzelliği olan Meg ve ailenin erkek Fatma'sı Jo bir partiye gitmek için en güzel giysilerini giyer, saçlarını bigudilerle sarar, süslenip püslenirler. Fakat gittikleri partide asıl öğrendikleri hiçbir süslü kıyafetin kötü bir ruhu örtemeyeceği olur. Meg'in yoksul güzelliğini kıskanıp onun arkasından konuşan zengin kadınların çirkinliğini örtebilecek bir kumaş yoktur gerçekten de.

 

 


5. Hangi konuda iyi olduğunuzu bil ve o konuya yönel.

 

March kardeşler uzaktan bakıldığında sıradan  görünseler de yakından bakıldığında hepsinin iyi olduğu ve kendini geliştirmeye odaklandığı bir konu vardır. Jo'nun yazma yeteneğini bilmeyen yoktur zaten, Beth çok iyi piyano çalar, Amy'nin resme yeteneği vardır ve sürekli eskizleri üzerinde çalışır. İçlerinde en sıradanmış gibi görünen Meg ise iyi bir terzidir, ayrıca çok lezzetli yemekler de pişirir.

 

6. Herkes, özelikle de genç kadınlar, kendi kendilerinin sorumluluğunu alabilmelidir.

 

March kardeşlerin en büyükleri olan Meg ve Jo hikayenin başında yalnızca 16 ve 15 yaşlarındadır. Yine de oldukça sorumluluk sahibi bir profil çizerler, her ikisi de aile ekonomisine katkıda bulunur. Genç kızların birinci önceliğinin kendilerine uygun birer koca bulmak olduğu düşünülen bir çağda March kardeşler kendi paralarını kendileri kazanmanın peşindedir. Anaç mizacıyla tanıdığımız Meg çocuk bakıcılığı yaparken haşarı Jo yalnız ve yaşlı bir kadın olan March Hala'ya yardımcı olur, ayrıca yazdıklarını yayınlatarak da para kazanır.

 

 

 

7. Her şart altında, kendini eğlendirmenin bir yolunu bul.

 

March kardeşlerin yaşadığı yıllarda ne internet vardır ne de televizyon. Yoksullukları da göz önüne alındığında, o dönemin en büyük eğlence kaynağı olan partilere de pek sık gidemezler. Fakat March kardeşler, paradan ve şartlardan bağımsız olarak, eğlenmenin bir yolunu bulurlar muhakkak. Kendi içlerinde tiyatro oyunları düzenler ya da sadece onların yazılarından oluşan bir gazete hazırlarlar. Bunun dışında kalan zamanları da çoğunlukla yeteneklerinin üstüne gitmeye harcarlar.

 

8. Tutumlu ol ve mecbur kalmadıkça borçlanma.

 

Kendi çevrelerindeki kızlara kıyasla March kardeşler oldukça tutumludurlar aslında. Fakat elbette hiç kimse mükemmel değildir ve zaman zaman March kardeşlerin de ipin ucunu kaçırdığı olur. Örneğin Amy'nin okuldaki arkadaşlarına bir şeyler borçlanması aile bütçesini oldukça sarsar, yahut Meg'in dikeceği bir elbise için pahalı bir kumaş alması başka bir taraftan kesinti yapılması gerekir. Harcama yaparken bütçeyi göz önünde bulundurmak ve tutumlu olmak her zaman daha iyidir.

 

 

 

9. Erkekleri o kadar da kafaya takmayın.

 

March kardeşler içinde yaşadıkları 19. yüzyılın evlilik normlarına uysalar da aynı şeyi Louisa May Alcott için söyleyemeyiz. Yazar gerçekte hiç evlenmemiştir. Her ne kadar asla evlenmeyeceğini düşünen Jo bile sonunda evlenmişse de erkekler March kardeşler için hiçbir zaman birinci öncelik olmaz. Aşk elbette harika bir şeydir fakat hayatın merkezi de değildir. March kardeşler her daim öncelikle kendi kişisel gelişimlerine odaklanmıştır.

 

10. Aile her zaman önce gelir.

 

Bizler her ne kadar bireyselliğin yüceltildiği bir çağda ve dünyada yaşıyor olsak da Küçük Kadınlar bize sıcacık ve sevgi dolu bir ailenin önemini göstermiştir. March ailesi her bireyiyle birbirine bağlı bir ailedir, hatta huysuz March Hala bile bunun dışında tutulmamıştır. Fakat ailenin maddi yükünü hafifletmek adına kızlardan birini yanına almayı teklif ettiğinde March Hala bile nazikçe reddedilmiştir. Çünkü Bay ve Bayan March kızlarını dünyanın hiçbir servetine değişmezler. Çünkü onlar zenginlikte ve fakirlikte bir arada kalır ve salt birbirlerinin varlığından mutlu olurlar.

 

 


 

 

 

 

Kaynak: Huffington Post


Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Sinema ve televizyonun edebiyattan ilham almasına artık alıştık, öyle ki artık bir romanın sinemaya ya da televizyona uyarlanacağını duymak bizi şaşırtmaya yetmiyor. Hele ki merkezde Stephen King olunca! Zira korku edebiyatının bu usta kalemi, sinema ve televizyon dünyasının da en sevdiği isimlerden biri.

 

Twin Peaks 17 yıllık uzun bir aranın ardından ekrana geri döndü! 8 Nisan 1990'da başlayan ve ancak 29 bölüm yayınlanabilen Twin Peaks, polisiye bir dizi olmanın ötesinde, sadık hayran kitlesiyle de televizyon tarihinde yerini almış bir yapım.

 

“Başkalarının parka ya da ormana koştuğu gibi ben hep kahveye koşardım”


Thomas Bernhard / Odun Kesmek

 

Anksiyete, görülme sıklığı son yıllarda hızla artan bir problem. Özellikle şehir hayatının stresiyle baş etmek zorunda olanlar için anksiyete daha da ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Kalp sağlığından mide sağlığına, birçok hayati organı doğrudan etkileyen anksiyete kimi zaman öyle boyutlara ulaşıyor ki hayatı kişi için çekilmez kılabiliyor. Anksiyetenin, ne yazık ki, doğrudan bir tedavisi yok.

Son zamanlarda özellikle popüler romanlar vesilesiyle karşımıza çıktı iz sürme seyahatleri. Dünyanın dört bir yanından insanlar, zaten bir turizm kenti olan Paris’i, bir de Dan Brown’ın Da Vinci'nin Şifresi romanı rehberliğinde gezdiler.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.