Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

NesneKitap // Nice özel baskılara




Toplam oy: 104
Emrah Serbes’in Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat romanlarının, yayımlanışının onuncu yılı vesilesiyle bir araya getirildiği özel baskıyı görünce, aklıma ilk gelen, “10 yıl mı geçmiş” sorusu oldu...

Yıllar sonra eski bir arkadaşla karşılaşmaya benziyor biraz. Onu tanıyorsunuzdur, hikayesini az çok hatırlıyorsunuzdur, hatta belki de hiç unutmamışsınızdır zaten. Ama şimdi biraz değişik bir halde çıkmıştır karşınıza. Ufak tefek yeniliklerle belki... İster istemez dikkatinizi ilk çeken bu değişiklikler olur ve bu değişikliklerin yakışıp yakışmadığı biraz da onunla zamanında ne kadar anlaştığınıza bağlıdır aslında. “Biraz fazlaca mı kalınlaşmış?”

Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ını, hikayesini göz önünde bulundurarak söylersem, oldukça genç bir yaşta okumuştum ilk olarak. Sonraki yıllarda “arayı,” tekrar tekrar okuyarak kapatmam gerekmişti. Bu tekrar okumaların birini de, 2000 yılında yayımlanan “10. yıl özel baskısı”ndan yapmıştım. Orhan Pamuk’un çizimleri ve elyazısı örnekleriyle hazırlanan bu özel baskı karşısında heyecanlandığımı hatırlıyorum. Romanı tekrar okumaya başlamadan önce, söz konusu yenilikleri incelemiştim uzun uzun, defalarca. Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ın atmosferine uygun “On Yıl Sonra” başlıklı önsözünü okumak da ayrı bir mutluluk vermişti. (Bir süre önce, Kara Kitap 25 Yaşında kitabının yayımlandığını da hatırlatalım.)

Şimdiye kadar, Kara Kitap’ı en azından bir defa daha okumuşumdur. Hikayenin karanlık noktaları giderek aydınlanıyor mu, yoksa esrar perdesi kalınlaşıyor mu halen emin değilim. Ama Emrah Serbes’in, 2016 yılı sonunda yayımlanan “Behzat Ç. 10. yıl özel baskısı”yla karşılaşınca, daha da “karışık” duygularla yüz yüze gelmiş oldum. Yıllar sonra eski bir arkadaşınıza rastlamanız, aslında yıllar önceki halinizle yüzleşmeniz demek oluyor bir taraftan da. Diğer bir deyişle, Emrah Serbes’in Her Temas İz Bırakır ve Son Hafriyat romanlarının, yayımlanışının onuncu yılı vesilesiyle bir araya getirildiği bu özel baskıyı görünce, aklıma ilk gelen, “Gerçekten de 10 yıl mı geçmiş” sorusu oldu...

 

 

 

Her Temas İz Bırakır, ilk yayımlandığında, İstanbul merkezli polisiyelerin ezici çoğunluğu arasında hemen dikkat çekmişti. Ayırt edici tek özelliği bir “AnKara polisiyesi” olması değildi yalnızca, karakterlerin işlenişinin “sağlam”lığıyla da adından söz ettiriyordu. Sonra sonra televizyona uyarlanmasıyla, artık zaten adından söz etmeyen kalmadı neredeyse!

10. yıl özel baskıda “yeni” bir bölüm yok ama Deniz Karagül’ün resimlemeleri, bu iki romanı art arda yeniden okuma bahanesi olarak görülebilir pekala. Behzat Ç.’nin hikayesini ilk defa bu baskıyla okuyacak olanları ise kıskanmadan edemiyorum...

 

 

   

 

 

Bugünlerde kitapçıların yeni çıkanlar raflarında bir özel baskı daha yer alıyor. Sâdık Hidâyet’in unutulmaz eseri Kör Baykuş, ilk olarak 1977 yılında Varlık Yayınları tarafından yayımlanmış Türkçede; çeviri de Behçet Necatigil’e ait. 40 yıl sonra Yapı Kredi Yayınları, aynı çeviriyi, Hemad Javadzade’nin resimleriyle birlikte yeniden yayımlıyor. “Sâdık Hidâyet ile Behçet Necatigil’e bu baskıda Hemad Javadzade de katılıyor,” diye tanıtılmış bu resimli özel baskı, “Kör Baykuş’un yarattığı dünya, Türkiye’de yaşayan genç sanatçı Javadzade’nin çizimleriyle, fantastik bir boyut kazanıyor.”



Tüm bunları bir arada düşününce, “Nice özel baskılara” demek geliyor içimden kendi kendime!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yeni yıl diye adlandırdığımız takvim dönemine yaklaşırken, yayınevleri, bizi heyecanlı tutmak adına yazarlarının beklenen yapıtlarını müjdelemeye başlar; biz okurlar da, sıkıntılı zamanlarımızda sığınabilmek ve günü geçirebilmek için okunacak yeni kitapların beklentilerine kapılırız.

Anna Karenina'yı elime ilk aldığımda lisedeydim. Birkaç sayfa okuduktan sonra uzun ve sıkıcı bir roman olduğuna karar verip rafa geri koymuştum. İkinci denememde üniversiteden yeni mezun olmuştum, bu defa elimden bırakamadım. O yaşta beni en çok heyecanlandıran, romanın unutulmaz karakterleri ve elbette aşktı.

Kimilerine göre “modern zamanların ilk miti”, kimilerine göre de “ilk modern bilimkurgu” olan Frankenstein ya da Modern Prometheus 1818’de yayımlandı ve on sekizinci yüzyılın sonlarına doğru zirveye çıkıp on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında hız kesen Britanya gotik romanının geç dönem eserlerinden biri olarak edebiyat tarihine geçti.

Korkularımızdan can bulup yine korkularımızla beslenerek yaşayan canavarlar; genelde hayvansal formlara insani özellikler eklenerek şekillendirilmişler – bazen insanlar gibi dik dururlar, bazen insana özel yüz ifadeleri taşırlar, bazen konuşurlar vesaire… İnsani özellikler; inandırıcılıklarını ve dolayısıyla etkilerini artırırken, kendileriyle ilintili korkuları da cisimleştirir.

Sinema severlerin heyecanla beklediği dönemlerden biri yaklaştı! Bu yıl 17.'si düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali 15-25 Şubat'ta İstanbul'da, 1-4 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir'de... Filmlerin yanı sıra !f Music de, Müjde Ar ve Tuğrul Eryılmaz’ın !f İstanbul’a özel sohbeti ve hayat verecek etkinlikleriyle çok konuşulacak gibi görünüyor. Bu yılın teması ise "Hayat Var!”

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.