Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Unut(ama)mak üzerine 10 kitap




Toplam oy: 242

Unutmayı konu edinen kitaplar çoğunlukla unutmaya ironik yaklaşan kitaplardır. Bellek kaybı ya da yanılması, karakterin hayatında yeni bir hikayenin filizlenmesine sebep olur. Hatıralar ne tamamen kaydedilir ne de geçmişe ayna tutabilir. Onlar geçmişin bir yorumunu bize sunan; filtrelenmiş, saptırılmış, kusura bulanmış, sil baştan inşa edilen yapılar gibidir. 

 

Yaşama tutunmamızı sağlayan hatıralarımızın seçiciliğidir belki de... Hatta kimliğimiz ve ihtiyaçlarımız değiştikçe onlar da değişir, uyarlanır veya unutulur. Bir hayatın en gerçekçi tasviri, her detayın eksiksiz kaydedilip asla kaybedilmemesiyle mümkün olabilir, ki bunu başarmak imkansız gibidir.

 

İşte, unutmak üzerine 10 kitap:

 

Gömülü Dev, Kazuo Ishiguro

 

Kazuo Ishiguro, 10 yıl aradan sonra bu yıl yayımladığı yeni kitabı Gömülü Dev’de gizemli ve sihirli diyarları keşfederken, bunların politik anıların bastırılmasıyla ilişkisine dikkat çekiyor.

 

Axl ve Beatrice çifti, paramparça olmuş kayıp hatıralarının bazılarını yavaş yavaş anımsamaya başlar ve bu, şiddetin hüküm sürdüğü bir dünyada açığa çıkar. Aslında Axl ve Beatrice için, belki de sadece o hatırladıkları anılar unutulmaya değerdir, ki unutkanlık hayatta kalmak için büyük bir öneme sahiptir.

 

 


 

 

Karanlıkta Fısıldaşanlar, Orlando Figes


Karanlıkta Fısıldaşanlar, adından da anlaşılacağı üzere bir baskı ve korku dönemini anlatıyor. Bu kitap, Stalin’in halkının özel hayatını oldukça zorlu sınavlardan geçirmesine değiniyor. Stalin, birçok diktatör gibi halkının kültürel belleği üzerinde baskıcı bir tutum sergilemiş, vahşi ve acımasız şiddetlere başvurmuştur. Bu çalışma, o dönemde geçmişi unutmamak için direnen insanların nasıl suçlu gösterildiğine ve diğer yanda sıradan insanların nasıl yaşadıklarına odaklanıyor. Kitabın başarısı, mezara gömülen aile hayatlarını gün yüzüne çıkarmasında yatıyor.

 

 


 

 

Uyuyana Kadar, S.J Watson


İngiliz yazar S.J Watson’un bu ilk romanı 2011 yılında Türkçeye Uyuyana Kadar adıyla çevrildi. Kısa sürede gerilim romanları arasından bir başyapıt olarak sivrilen eser, anlatıcının geçmişte yaşadığı travmatik bir olay sonucu, her sabah bir önceki günü unutmuş halde uyanmasını anlatıyor. Ünlü İngiliz yönetmen Riddley Scott kitabın haklarını satın aldıktan sonra projeyi Rowan Jofee’ye teslim etmiş, filmin başrollerini ise Nicole Kidman ve Colin Firth üstlenmiştir.

 

 


 

 

Godot’yu Beklerken, Samuel Beckett


Bekleyişin romanı. İki karakter: Vladimir ve Estragon. Ve onların, özellikle Estragon’un, bazı olayları hatırlamaları… Bu durum, iki karakterin geçmişi tartışmalarını, ayrıca birbirlerine bağlanmalarını sağlar. İkili, geçmiş zamana dönerken, süregelen yaşamın saçmalığını, varoluş sıkıntılarını, bekledikleri şeyi düşünürler. Şimdiye kadar yazılmış en iyi kitaplardan biri olarak niteleyebileceğimiz eser, güzel, absürt ve trajik bir tiyatro başyapıtı. “Peki ya Godot kim? Tanrı mı, umut mu veya başka bir şey… Üzerinde en çok tartışılan konu…”

 

 


 

 

The Childhood of Jesus, J. M. Coetzee

 

Nobel ödüllü Güney Afrikalı yazar J. M. Coetzee’nin eserlerinde Beckett etkisi bariz şekilde hissedilir. The Childhood of Jesus (İsa’nın Çocukluğu), yazarın en Beckettvari tarzda kaleme aldığı eseridir. Yapıt, unutulan bir geçmişi irdelerken, alegorik açılışıyla absürd bir dünyanın kapılarından geçiyor. Belleğin referans noktasının eksikliği, toplumun bireysel yeri hakkında bir derinlik diye okunabilir bu kitap.

 

 


 

 

Yeraltından Notlar, Dostoyevski


Fyodor Mihailoviç, modern edebiyatın en ikonik karakterlerinden biri, bir yeraltı adamıdır. İnsanlardan nefret etmesine yol açan olayları unutmaya çalışırken, sonunda hayata dair umutlarını asla keşfedemeyen ve normal bir hayat sürdürmekten aciz olduğu gerçeğini kanıksayan biridir o. Dostoyevski’nin insan yaşamının karmaşıklığını anlattığı Varoluşçuluk akımının bayrağını ön taşıyan Yeraltından Notlar derin bir trajediyi ortaya koyuyor.

 

 


 

 

Çorak Ülke, T.S Elliot

 

Çorak Ülke anlattığı tarihi ve kültürel referansların çeşitliliğinin yanı sıra, geçmişiyle bağlantısını kaybetmiş bir çağın; anıların ve harabelerin kıyısına vuran parçacıkları içeren bir mekanın tablosunu yansıtır. Bu unutkanlık, belki de Gömülü Dev ile bir zıtlık halindedir, yani modern dünyayı etkileyen hastalıkların kalbindedir. Bazı eleştirmenler bu şiiri barındırdığı nostaljisi nedeniyle eleştirdiyse de, eserin geçmiş yüzyıl üzerindeki etkisi muazzamdır.

 

 


 

 

Deniz, John Banville

 

2005 Man Booker ödüllü İrlandalı yazar John Banville’in bu kısaltılmış romanı hafızanın bir meditasyonudur ve üstlendiği rol kim olduğumuzu tanımlar. Kitabın karakteri güven vermeyen bir anlatıcı olan Max Morden, önce çocukluk kaybıyla yüzleşir ve ardından bu travmanın hayatını nasıl şekillendirdiğini okuyucuya kademeli bir şekilde aktarır.

 

 


 

 

Yol, Cormac McCarthy

 

Yol, post-apokaliptik bir çağda, bir babanın oğluyla beraber güneye, daha sıcak diyarlara hatıralarının rehberliğinde yaptığı yolculuğu anlatıyor. Fakat aynı zamanda, geçmişte bıraktığı davranışlarını canlandıran ve oğlunun güvenliğini sağlamaya çalıştığı bir yolculuktur bu. Oğlu, hayatta kalmaları için babasının hatıralarına güvenmeye mecburdur. Yazarın Yol  ve İhtiyarlara Yer Yok romanlarının aynı adlarla sinemaya uyarlandığını da belirtmeden geçmeyelim. 

 

 


 

 

Bir Son Duygusu, Julian Barnes

 

Tony Webster, hatıralarını gözden geçirmeye zorlanmıştır ve kendisi hakkında anlattığı hikayelerde, yıllar önce arkadaşlarına yönelik zalim bir hareketini keşfedince, “Hatırladığın şeyler her zaman tanıklık ettiklerinle aynı olmaz,” sonucuna varır. Bir Son Duygusu, hafızanın tutarsızlığını ve insanları, hikayeleri, tarihi nasıl inşa ettiğini kusursuz bir biçimde anlatan bir kitap.

 

 


 

 

* Kaynak: Guardian

 

MK

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Sinema ve televizyonun edebiyattan ilham almasına artık alıştık, öyle ki artık bir romanın sinemaya ya da televizyona uyarlanacağını duymak bizi şaşırtmaya yetmiyor. Hele ki merkezde Stephen King olunca! Zira korku edebiyatının bu usta kalemi, sinema ve televizyon dünyasının da en sevdiği isimlerden biri.

 

Twin Peaks 17 yıllık uzun bir aranın ardından ekrana geri döndü! 8 Nisan 1990'da başlayan ve ancak 29 bölüm yayınlanabilen Twin Peaks, polisiye bir dizi olmanın ötesinde, sadık hayran kitlesiyle de televizyon tarihinde yerini almış bir yapım.

 

“Başkalarının parka ya da ormana koştuğu gibi ben hep kahveye koşardım”


Thomas Bernhard / Odun Kesmek

 

Anksiyete, görülme sıklığı son yıllarda hızla artan bir problem. Özellikle şehir hayatının stresiyle baş etmek zorunda olanlar için anksiyete daha da ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Kalp sağlığından mide sağlığına, birçok hayati organı doğrudan etkileyen anksiyete kimi zaman öyle boyutlara ulaşıyor ki hayatı kişi için çekilmez kılabiliyor. Anksiyetenin, ne yazık ki, doğrudan bir tedavisi yok.

Son zamanlarda özellikle popüler romanlar vesilesiyle karşımıza çıktı iz sürme seyahatleri. Dünyanın dört bir yanından insanlar, zaten bir turizm kenti olan Paris’i, bir de Dan Brown’ın Da Vinci'nin Şifresi romanı rehberliğinde gezdiler.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.