Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Yazma motivasyonunuzu artıracak 10 öneri




Toplam oy: 104

"Başlamak bitirmenin yarısıdır," derler. Konu yazmak olduğunda bu söz hayli geçerlidir. Gerçekten de yazmaya başlamak zordur, yazmaya devam etmekse çoğu zaman daha da zordur. Özellikle de söz konusu bir roman olduğunda. Çünkü roman yazmak bir yönüyle maraton koşmaya benzer, belli bir standardı geniş bir zaman diliminde sürdürmeyi gerektirir. Bu denklemdeki en büyük değişken ise elbette motivasyondur. Sözgelimi bir yıla yayılan bir roman yazma sürecinde hikayenin sonunu getirmenizi sağlayacak yazma motivasyonunu korumak pek de kolay değildir. Eğer siz de yazma motivasyonunuzu korumak veya artırmak istiyorsanız bu önerilere kulak verebilirsiniz:

 

1. Kendinizi yazarken hayal edin. Kulağa biraz saçma gelebilir. Yine de bir deneyin. Klavyenin üzerinde gezinen parmaklarınızı ya da kağıdın üzerinde hareket eden kaleminizi hayal edin. Böylelikle masanın başına oturma fikri sandığınızdan daha somut bir hâl alacaktır.

 

2. Kendinize yazma nedeninizi sık sık hatırlatın. Başkaları sizden yazmanızı istediği için, popülerlik kazanmak için, olduğunuzdan daha zeki görünmek için yazmıyorsunuz. Yazmak size keyif verdiği için, anlatacak şeyleriniz olduğu için yazıyorsunuz. Bunu unutmamaya çalışın.

 

3. Kendinize günlük bir hedef belirleyin. Fakat bu hedefin yüksek bir hedef olmasındansa sizin açınızdan başarılabilir bir hedef olmasına dikkat edin. Bu hedef günlük 500 kelime ya da sadece bir paragraf olabilir. Gözünüzde fazlaca büyüyen bu hedefi ne kadar çabuk tamamlayabildiğinizi görmek kendinize olan güveninizi de tazeleyecektir.

 

4. Kendinize kötü yazma hakkı tanıyın. İçinizdeki mükemmeliyetçi sesten kurtulun. Kaleminizden çıkan her şeyin müthiş bir edebi değer ifade etmesine gerek yok. Üzerinde çalıştığınız şeyin şimdilik bir taslak olduğunu ve üzerinde tekrar tekrar çalışarak kusurlarını giderip daha iyi bir hale getirebileceğinizi kendinize hatırlatın.

 

5. Kendinize yazabileceğiniz bir alan yaratın. Bunun ille de Virginia Woolf'un söylediği gibi kendinize ait bir oda olması gerekmez. Jane Austen'in ailesiyle yaşadığı evin salonunda, küçük bir çalışma sehpası üzerinde yazdığını hatırlayın. Kendinizi rahat hissettiğiniz, konsantre olmayı başardığınız ve sizin için yazmakla özdeşleşen bir alan olması yeterli.

 

 

 

6. Yaratıcılığınızı geliştirmek için ortamınızı değiştirin. Eskilerin "Tebdil-i mekanda ferahlık vardır," derken bir bildikleri vardı kuşkusuz. Kendiniz için yarattığınız yazma alanı yazmaya motive olmanıza kuşkusuz yardım eder, fakat uzun vadede zaman zaman yaratıcı tıkanmalar yaşamanız da mümkündür. Böyle zamanlarda ortamınızı değiştirmek, örneğin bir kafeye ya da bir parka giderek çalışmak yaratıcılığınızı tekrar harekete geçirmenize yardımcı olabilir.

 

7. Müzik dinleyin. Müzik o anki modumuzu belirleyen önemli etkenlerden biridir. Yazdığınız şeye uygun bir müzik seçip çalışırken o müziği dinlemek hem o ruh durumuna girmenizi, hem de kendi ritminizi yakalamanızı kolaylaştırabilir.

 

8. Kendinize küçük notlar bırakın. Yazarken aklınıza sonraki bölümlerle alakalı güzel bir fikir geldiyse, fakat o günlük daha fazla çalışamayacağınızı hissediyorsanız ya da günlük hedefinizi tutturduysanız fikirlerinizi not etmekle yetinin. Böylelikle ertesi gün kaldığınız yerden devam edebilir ve o fikri hayata geçirebilirsiniz. Ernest Hemingway kendine günlük 500 kelime yazmak gibi bir hedef belirlemişti ve ne kadar havaya girmiş olursa olsun bu sınırı aşmaz ve 500 kelimeyi tamamladığında yazmayı bırakırdı. Çünkü bu yöntemin ertesi gün tekrar yazmaya başlamak için kendisini motive ettiğini düşünüyordu.

 

9. Egzersiz yapın. Fiziksel egzersizler vücudumuzdaki oksijen akışını artırması ve bizi canlandırması açısından oldukça faydalıdır. Fakat burada kastettiğimiz fiziksel egzersizler değil, yazma egzersizleri. Her gün kendinizi üzerinde çalıştığınız romana yeni bir bölüm ekleyemecek durumda hissedemeyebilirsiniz. Böyle zamanlarda cam kenarına ya da bir banka oturup etrafınızda gördüklerinizi anlatan kısa bir betimleme yazabilir ya da günlük tutarak o gün başınızdan geçenleri sadece kendinize anlatabilirsiniz. Böylece hem yazma halinden kopmamış olursunuz, hem de kalemizi kuvvetlendirebilirsiniz.

 

10. Ara verin. Bu noktaya kadar yazma halini sürekli kılmak üzerinde durmuş olsak da arada bir ara vermek size sandığınızdan daha iyi gelebilir. Bu noktada yazmanın bir yükümlülük değil, sizin bir tercihiniz olduğunu hatırlamanızda fayda var. Eğer yazmak size keyif vermez hale gelmişse, masanın başına oturmak size acı veriyorsa yazmaktan nefret etmektense biraz ara vermek daha iyidir. Belki birkaç saat, belki birkaç gün ya da birkaç ay... Yorgunluğunuzu atana, kendinizi daha iyi hissedene ve yazmanın keyfini özleyene kadar ara verin. Sonra masanızın başına geri dönün, bilgisayarınızı ya da defterinizi açın ve yazın!

 

 

 


 

 


Kaynak: Writing Cooperative

 

Görsel: Ömer Faruk Yaman

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bir dönem fazlasıyla popüler olan anket defterlerinin tarihi hayli gerilere dayanıyor aslında. Ünlü Fransız yazar Marcel Proust henüz 13 yaşındayken de bir hayli popülermiş bu defterler. Öyle ki 13 yaşındaki Proust böyle bir defter satın alıp içindeki İngilizce soruları yanıtladıktan sonra arkadaşı Antoinette Faure’a doğum günü hediyesi olarak vermişti.

Koleksiyoncular, eski yayıncılar ve üreticilerle konuşursanız eğer, benzer yorumlar duyarsınız; Türkiye’de çizgi roman yayıncılığının altın çağının 1955-1975 yılları arasında yaşandığına inanılır. Sonrasında satışların düştüğü, doksanlı yılların başında kaybolma raddesine geldiği anlatılır.

Edebiyat ve felsefe deyince akla ilk olarak dilin kıvraklığı ile düşüncenin keskinliği bir araya gelse de, arka planda sıklıkla aşk hikayesi görürüz. Ustaca ve birikimle yazılan mektuplar oluşturur bu hikayeyi. Lübnan asıllı ressam, şair ve filozof Halil Cibran da aşk mektuplarıyla bilinen isimlerden.

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Yola bu bilinçle, SabitFikir okurlarının edebiyatın öne çıkan yazarlarını neden sevdiklerine ilişkin bir tartışma başlatmak için çıktık. Öyleyse soruyoruz:  Siz Jules Verne'i niçin okuyorsunuz?

 

Kazananlarıyla ve bazen de kaybedenleriyle ödüllerin ışıklarını takip etmek, sanırım gelenekselleştirdiğim bir yöntem oldu; basit ama pratik, belki de bazıları için çok uysal bir okurluğa götürebilecek bir yöntem.

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.