Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Aynı 'sılsel'in altında



Toplam oy: 646
Kutluğ Ataman’ın 18. İstanbul Tiyatro Festivali için ürettiği 'Sılsel: Türkiye’ye yazılmış mektuplar' projesi, katılımcısına bir soru soruyor: Nasıl bir Türkiye istiyorsunuz?

Üzerinde yaşadığımız topraklarda ötekinin farklılığını kabullenebilmek hep zor oldu. Altında eşit yaşam hakkımızın olduğu gökyüzü de, üstünde hır gürle yaşadığımız yeryüzü de hep hoşgörüye, anlayışa, barışa özlem duydu.

 

Özellikle azınlıklar söz konusu olduğunda dimağımız hep zorlandı, üzüntümüz olan biten karşısında hep şaşkınlıkla karışıktı. Bir bireyi sevdiklerinden mahrum bırakmak, dilini konuşmasına engel olmak, ibadetini yapmasına engel olmak... Bunlar çok uzun süredir ülke gündemimizin değişmeyen, rutin olaylarından. Ama birini gökyüzünden mahrum bırakmak... Bu eylem karşısında ötekinin yalnızca sözlerle dışlanması bile normal kalıyor değil mi?

Kutluğ Ataman da böyle düşünmüş olacak ki, 'Sılsel: Türkiye’ye yazılmış mektuplar' adlı özel proje üretti 18. İstanbul Tiyatro Festivali için. Ataman’ın festival kapsamında 12-30 Mayıs tarihleri arasında, Karaköy’deki Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda ziyarete açtığı projesi herkesi ortak bir gökyüzü oluşturmaya çağırıyordu. Ancak bir şartla: Tüm kin ve nefret duygularından, tüm önyargılardan arınarak…

 

Geçtiğimiz ay gerçekleşen performansa vesile olan, güncel sanatçılara son dönemde belki de en çok ilham veren sosyal olaylardan biriydi aslında: Arap Baharı. Ataman’ın bir video art çalışması için hazırlandığı Suriye seyahatinin, Mardin’de tıkanıverişinin sonucu... Suriye’de çatışmaların yoğun olduğu dönemde sınırı geçmemesi salık verilen Ataman’ın, Mardin’de Süryani Nasira hanımın evine götürülmesiyle başlıyor hikaye ve olaylar gelişiyor. Nasira hanımın evinin tavanında da bulunan ve eski bir Süryani geleneği olan ‘Sılsel’le orada tanışıyor Ataman. Sılsel, eskiden Mardin’de Süryani evlerinin tavanlarına yapılmış 'gökyüzü tasviri'nin ismi. İsa’nın da konuştuğu dil olan Aramice’de (Süryanice) 'gökyüzü' demek. Kendi adıma, inanmakta hiç zorluk çekmediğim bir rivayete göre, can güvenlikleri olmadığı için sokağa çıkmaya çekinen Süryaniler gökyüzü özlemlerini bir nebze olsun giderebilmek için evlerinin tavanlarına, gökyüzünü andıran motifler çizip turkuvaz renge boyarlarmış. Kutluğ Ataman’ı çok etkileyen bu hikaye, Güneydoğu seyahatinin ardından bir çağdaş sanat projesine dönüşmüş. 

 

 

Ataman, ortak gökyüzümüzü 'örmeye' 12 Mayıs’ta projenin açılışında, Nasira Hanım’dan aldığı gök rengi kumaş parçasıyla başladı. Ardından Ataman’ın Diyarbakırlı bir Twitter takipçisinin üzerine çokdilli; Kürtçe ve Türkçe bir metin yazıp gönderdiği kumaş parçası Nasira Hanım'ınkine eklendi. Eser, 30 Mayıs’a kadar ortak yapıcılarından gelen parçalarla uzadı, uzadı, uzadı, hiçbir parçası diğerine benzemeyen ama birbirine dikili, kenetli, rengarenk bir gökyüzü çıktı ortaya. Rengarenkliği hepimizin farklılığını temsil etti. Hiç de zor olmadı üstelik kimi çiçekli, kimi çizgili, kimi kareli kumaşların birbirine kenetlenmesi…

 

 

Sılsel'in sorusu

 

 

Kutluğ Ataman’ın interaktif projesi Sılsel, bir soru soruyordu aslında katılımcısına: Nasıl bir Türkiye istiyorsunuz? Kim olduğunuz hiç önemli değil, kadın ya da erkek, sağcı ya da solcu, Alevi, Kürt, Ermeni ya da Musevi, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı, herkesi sözünü söylemeye davet ediyordu Sılsel. Kutluğ Ataman’ın da açılış konuşmasında belirttiği üzre, katılımcıların elinde şekillenen, yani bizlerin, sizlerin projesiydi aslında Sılsel. Bizler de üzerimize düşeni yaptık; “nükleere hayır” dileklerimizi, “Cihan Kırmızıgül’e özgürlük” taleplerimizi, “Hrant’ın katilleri cezalandırılsın” isteklerimizi rengarenk kumaş parçalarına yazıp birbirine diktik. Farklı dillerde, resim, yazı ya da işlemeyle; yazarak, çizerek ya da işleyerek bu ortak gökyüzünün oluşmasına katkıda bulunduk. Şimdi, Ataman’ın ortaya çıkan uzunca örgüyü önce Mardin’de akabinde de -bir ihtimal- yurtdışında sergilemek gibi bir fikri de var.

 

 

                                        Kutluğ Ataman, Sılsel'ini dikerken...

 

 

 

Proje, Türkiye için bir 'sivil tarih dokümanı' oluşturması bakımından da ayrıca önem taşıyor. Rengarenk kumaşların, çok farklı taleplere sahiplik ettiği Sılsel, herkesin kendini 'çekincesiz' ifade ettiği bir sivil doküman oldu Türkiye için. Resmi tarih yazımının karşısında duracak, öğrencilerin, işçilerin, ev hanımlarının, toplumun her kesminden insanın ortak bir gökyüzü altında, özgürce, yargılanmadan yaşamak isteği, birinci ağızdan-ya da elden diyelim- bu projeyle gelecek kuşaklara aktarılacak şimdi.


Umarız, Sılsel’i oluşturan tüm dilekler, tek tek, hepsi gerçek olsun. Hem de bir an önce!   

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tokyo denince zihnimizde ışıltılı ve kalabalık bir kent canlanıyor canlanmasına ama son dönemde Japonya’dan gelen haberlere bakılırsa, aynı zamanda ülkenin yalnızlar başkenti Tokyo. Evlerine çekilen güruhla birlikte Tokyo’nun karanlıkta kalan yüzü de ortaya çıkıyor.

Siyah şemsiye, mavi ağaç, sarı yağmurluklu bisikletli adamlar, alan derinliği yüksek plan sekanslar dendiğinde nasıl gözlerimizin önüne anında Angelopoulos filmleri geliyorsa, bira içen yalnız adamlar, kargalar, rüyalar, yabancılaşmış taşra sıkıntıları dendiğinde de aklımızdan o saniye Cemil Kavukçu öyküleri geçer.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor.

Yakın bir zaman önce yayımlanan Dönüş kitabı, Avustralya’nın en önemli yazarlarından kabul edilen Tim Winton’ın on yedi öyküsünden mürekkep.

Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu her yıl kaç bandrol temin ettiklerini açıklıyor; yani basılan kitap sayısını… Gazetecilerin oldukça hoşuna giden bu bilgi her defasında haberleştirildiğinden, mutlaka denk gelmişsinizdir. Örneğin ilgili basın bülteni 2016’da Türkiye’de 404 milyondan, 2015’te 383 milyondan fazla kitabın yayımlandığını duyurmuştu.

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.