Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Bir yazarın psiko-edebi portresi



Toplam oy: 19
Hülya Dündar Şahin
Metis Yayıncılık
Narsisist Entrikalar, bir yazarın eserleri ile yaşamı arasında oldukça sıkı bir bağ olduğunun, ikisini asla birbirinden ayıramayacağımızın önemli bir göstergesi.

Nahit Sırrı Örik’in ölümünün üzerinden 57 yıl geçmiş olmasına rağmen, kitaplarıyla son çeyrek yüzyılda tanışabildik. Çoğu kişi, hayattayken yayımlanan ilk romanı Kıskanmak’la tanıdı kendisini ve maalesef bunun ötesine de pek gidemedi. Çoğu yazarımız gibi değeri sonradan anlaşılabildi. Eski Zaman Kadınları Arasında 50’li, Abdülhamit Düşerken 70’li yılların ortasında yayımlanmıştı ama örneğin Turnede Bir Artist Öldürüldü romanını 1958 yılında tamamlamış olmasına rağmen kitap haline getirildiğini maalesef göremedi. Tersine Giden Yol 1995’te, Bilinmeyen Yaşamlarıyla Saraylılar 2002’de, Yıldız Olmak Kolay mı? 2006’da basıldı. Gece Olmadan! ve Kozmopolitler romanları ise ancak 2012 yılında...



Nahit Sırrı Örik’in karakterleri adeta kötünün, entrikanın, hasedin, kibrin, hırsın sembolü gibidirler. Çetrefili, tuzağı bol, şefkatsiz, güvensiz bir dünyanın içinde soluklanmaya çalışırlar. Bu dünya aynı zamanda siyah ve beyaz gibi keskin hatlarla ikiye bölünmüş bir dünyadır. Ara renklere pek yer yoktur. Onun romanlarında dünyanın can pazarı bir yer olduğunu iliklerimize kadar duyumsarız. Böylesi karakterler yaratan bir kişinin iç dünyasında neler olup bittiği ve karakterlerindeki bu kötücüllüğün ardında nasıl bir psikoloji bulunduğu elbette okuyucuları için önemli bir merak kaynağıdır.



Son yıllarda edebiyat ve psikanalizin yakın ilişkisine dair birçok kitaba rastlayabiliyoruz. Ancak bir yazarı ve onun tüm eserlerini psikanalitik bir bakışla yorumlayan bütünlüklü araştırmalarla nadiren karşılaşıyoruz. Var olan eserler ya yalnızca birkaç makaleden ibaret oluyor ya da yazarın birkaç eseriyle kısıtlı kalabiliyor. Hülya Dündar Şahin tarafından kaleme alınan Narsisist Entrikalar ise, o nadiren karşılaştığımız çalışmalardan... Değeri sonradan anlaşılmasına rağmen Nahit Sırrı Örik’in bu anlamda “şanslı” olduğunu düşünüyorum. 

 

 

Narsisizm kilit rolde


Narsisist Entrikalar, Nahit Sırrı Örik’in yapıtlarını “karakterler ve insan ilişkileri”, “aşk ilişkileri”, “ebeveyn-çocuk ilişkileri” ekseninde ele alıyor. Hülya Dündar’a göre Örik’in yarattığı roman karakterlerinde gözlemlenen başlıca kişilik özellikleri büyüklenmecilik, hayran olunma arzusu, kıskançlık ve haset, bencillik ve acımasızlık, para ve iktidar hırsı, çıkarcılık ve sömürücülük. Kitabın önemli bir kısmı ise narsisizme ve Örik’in romanlarının anlam dünyasına ayrılmış. Çünkü Örik’in roman karakterlerinin başlıca kişilik özellikleri, ilişkileri, bu karakterlerin psikanalitik literatüre göre narsisist kişilik örgütlenmesi gösterdiklerini düşündürüyor. Nahit Sırrı Örik’in psiko-edebi portresini şöyle çizmiş Hülya Dündar Şahin: “Nahit Sırrı’nın yapıtlarında temsil edilen duygu ve değerlerle ‘narsisist’ olarak adlandırılabilecek bir dünya betimlediği, bu dünyanın değerleriyle donatılmış karakterler yarattığı ve ayrıca narsisizmin yapıtlardaki entrikaların yapısını da belirlediği görülmektedir. Bu bakımdan narsisizmin, Nahit Sırrı Örik’in yapıtlarını anlamlandırmamızda kilit bir rol oynadığı söylenebilir. Narsisizmin romanlarda bu kadar öne çıkması, Örik’in de narsisist bir kişiliğe sahip olabileceğini, romanlarında yarattığı narsisist kişiliklerin onun kişiliğinin yansımaları olarak değerlendirilebileceğini düşündürür.”



Narsisist Entrikalar,
bir yazarın eserleri ile yaşamı arasında oldukça sıkı bir bağ olduğunun, ikisini asla birbirinden ayıramayacağımızın önemli bir göstergesi. Ayrıca psikanalitik edebiyat literatürüne bütünsel ve doyurucu bir katkı sunması bakımından da oldukça kıymetli bir kaynak.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Ayşe Erbulak’ın yakın bir zaman önce çıkan son romanı Cinayet Sınıfı Başkanı, çocukluklarında büyük travmalar yaşamış ve bunu aşamamış ve hayatlarını da bu unut(a)mayışın üzerine kurmuş üç kişinin hikayesi; tabii, her şeyin üstünü örten bir cinayetin söz konunu olduğunu da ekleyelim...

Altı çizilen anlar, üstü karalanan anılar hep o durumun içindeki detaylarla özdeşir; kokular, renkler, hareketler, sesler… Hafızamızda yer eden tüm hikayeler kendi ayrıntılarını taşır. Yemek de o ayrıntıların belki de en önemlilerinden biri. Üstelik yalnızca hikayeye değil, hikayede geçen önemli/önemsiz karakterlere de bir anlam, hafızaya kazınacak bir özellik ekler.

Dünya dönmeye devam ettikçe bazı kelimelerin insanın yüreğine koyduğu o sızı asla bitmeyecek; bugün bile dilimizde acısıyla duran o kelimelerden biri “sürgün.” Gidilen yer, insanın hayatını devam ettirdiği koşullar, kurduğu düzen, başına gelen iyi şeyler, peşi sıra yürüyen şans, her şeyin yolunda gittiğini ve artık hayatın iyi ve stabil olduğunu düşünsek dahi sürgün, sürgündür.

Thomas Mann, alfabenin doğuşuna ilişkin “Kanun” adlı kısa hikayesinde anlatıyor: Tanrı, Musa’dan 10 emrini dünyadaki her insanın anlayabileceği biçimde iki tablete oymasını ister. Fakat Musa işin içinden bir türlü çıkamaz; Mısır’da ve Akdeniz bölgesinde kullanılan semboller, emirleri aktarma konusunda yetersiz kalmaktadır çünkü.

Sanırım bu yılın ilk aylarıydı; Selçuk Demirel bir röportajında son aylarını satırların altını çize çize, notlar ala ala Kara Kitap’ı okuyarak geçirdiğini, desenler çizip alıntılar seçtiğini belirtiyor, Orhan Pamuk’la işbirliğinin müjdesini veriyordu.

Söyleşi

Gökhan Dumanlı ile söyleşi:



"Zarafet ölmedi, görgüsüzlük popüler oldu."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.