Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hollanda havası



Toplam oy: 0
Nescio // Çev. Gül Özlen
Soyka Yayınevi
Yoksulluk, savaş, bunalım veya yaratma kaygısı içindeyken bile keyif alınabilecek bir şeyler olduğunu göstermeye çalışıyor Nescio.

Jan Hendrik Frederik Grönloh ismi, çoğu kişiye bir şey ifade etmeyebilir. Fakat Nescio deyince, özellikle Hollanda civarında hayli tanınan bir yazar akla geliyor. Hollanda-Bombay Ticaret Şirketi’ndeki kariyerini etkilememesi için, Latince “bilmiyorum” anlamına gelen “Nescio” mahlasını kullanan Grönloh, ölümünden sonra ünlenenlerden. Yıllar geçtikçe Hollandalılar arasında tanınırlığı artan Nescio, belli başlı öyküleri “Beleşçi” ve “Küçük Titanlar”la Flemenkçenin en bilinen kalemlerinden birisi haline geldi. Bu iki öyküyü de kapsayan Amsterdam Hikayeleri, hem bilindik hem de yabancısı olunan Hollanda’yla buluşturuyor bizi.

Amsterdam Hikayeleri’nde Nescio, bir yandan kentin bir yandan da kitaptaki karakterler aracılığıyla kentte yaşayanların öyküsünü anlatıyor. Bol diyaloglu metinler toplamı, yazarın 19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başındaki hanımefendi ve beyefendilerin sohbetlerine; hayatın içinde ve dışında kalanlara odaklanıyor. O rahat Hollanda havası, Nescio’nun satırlarının tamamına hâkim. İyimserlikle güçlenen bu rahatlık, sokaktaki felsefeyi getirip önümüze koyuyor. Bir anlamda hayatı tartışan ve ondan her koşulda keyif almaya çalışanlarla yüzleşiyoruz. Örneğin, sadece güzel bir havayı düşlüyorlar. Bu yalın hayal, kafasını işten kaldırmayan insanlara tepeden bakmayı ve onlar için üzülmeyi kolaylaştırıyor. Yoksulluğun verdiği güçle hayatta durdukları yeri de yorumluyorlar: “Biz dünyanın üstündeydik, dünya da bizim üstümüzde ve ağır baskı yapıyordu. Epey derinlerde çabalayan insanları görüyor, onları küçümsüyorduk, kibirli beyefendiler, özellikle o beyefendiler her zaman yoğundur ve hayatta çok başarılı olduğunu düşünür.”  

Zenginlerin Tanrısı’ndan medet ummayan ve yalnızca kendine güvenen bu küçük titanlar, dünyayı şaşırtmayı kafasına koymuş insanlar olarak resmediliyor Nescio tarafından. Böylece kimi fırçasını konuşturuyor kimi de kalemini…


Kitaptaki karakterler, neye özlem duyduğunu bilmese de yeni bir sanatın doğacağını veya başka hayatların yaşanacağını hissediyor. Çürüme çağının arifesinde, büyük şair olmanın ve ardından düşüşe geçmenin insanı yorduğunun da farkındalar. Hatta içi dolu bir aşk yaşamanın da…

Nescio’nun naif insan portreleri çizdiği kitapta, kişilerin birbirine hiçbir art niyet beslemeden baktığı ya da içten pazarlıklı biçimde yaklaşmadığı ortada. Beri yandan kitaptaki zaman dilimlerinde, günümüzdeki kadar değilse de kendine göre bir hareketlilik söz konusu. Mevcut koşturmaca, duyguları ifade edebilme ya da Nescio’nun deyişiyle “dünyayı fethetme” anlarında öne çıkıyor.

Metinlerin, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, savaş ortasında ve savaşın bitimini izleyen birkaç yılda yazıldığını dikkate aldığımızda, Nescio’nun, insanların zihnindeki sıkıntılardan bir parça umut çıkarmaya uğraşıp her şeye rağmen hayatın kimi olumlu yanlarını göstermeye çabaladığını fark ediyoruz. Kısacası yazar, Amsterdam Hikayeleri’nde, yoksulluk, savaş, bunalım veya yaratma kaygısı içindeyken bile keyif alınabilecek bir şeyler olduğunu göstermeye çalışıyor. 

 

 


 

 

 

Görsel: Esra Kalay

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Karlar Eridiğinde, Willo adlı bir çocuğun “kendi sesini bulmasının” öyküsü. 14 yaş ve üzerine hitap eden roman, bir yaş dönümü öyküsü gibi okunabiliyor fakat aslında “çocuk” olmanın mümkün olmadığı bir dünya resmediyor. Açlıktan ölen bebeklerin, derisi yüzülmüş cesetlerin ve işkenceye uğrama ya da donarak ölme ihtimalinin köşebaşında beklediği bir yer burası.

Fantastik edebiyatın tarihe ismini gerçeküstü alfabelerle yazmış olanları, yeni gelenlere iki şey yaptı: İyilik ve kötülük. Onların açtığı yolda ilham ya da güç alarak çıkan yeni ve başarılı isimler ve onlara önyargıyla bakacak okuyucular. Bu noktada ister inanın ister inanmayın tutkulu bir fantazya okuyucusunu etkilemek pek kolay değildir.

1970 Luanda doğumlu Gonçalo Manuel Tavares, Portekiz’in edebiyat dünyasına armağan ettiği parlak bir yazar olarak gösteriliyor. Edebiyat kariyerine 2001’de başlayan Tavares’in roman, şiir, tiyatro oyunu ve çeşitli anlatılardan oluşan kitapları 36 dile çevrilmiş, 51 ülkede yayımlanmış ve farklı ülkelerde pek çok saygın edebiyat ödülüne değer bulunmuştu.

Bir manifesto nedir? Varolan, düzene uygun giden bir durumun ilanı mı, yoksa varolana karşı bir isyan, bu varolandan bir dışarıya çıkış mı? Kuşkusuz bir durum tespiti ve buna karşı bir değişimi davet eden bir tarafı var manifestonun.

Yeni bir yazarla tanışmak, oldum olası heyecanlandırmıştır beni. Yeni yazardan kastım, ilk eserini yayımlamış bir yazar değil tabii. Hatırı sayılır, önemli yapıtlara imza atmış olmasına rağmen, benim ilk defa bir eserini okuma fırsatı yakaladığım yazarlardan bahsediyorum. Çünkü okuduğunuz o ilk kitap hoşunuza gitmemişse, yazarın diğer kitaplarına önyargıyla yaklaşabiliyorsunuz kimi zaman.

Söyleşi

Ömer Durmaz ile söyleşi:


“Tasarım ve yaratıcılık artık herkesin ihtiyacı”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.