Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

İki Toplu Öyküler Kitabı



Toplam oy: 646
Selçuk Baran
Yapı Kredi Yayınları

Daha önce de yazdım: Öykü sayfadır, roman kitap!

Gerçi öykü,  günümüzde   giderek kısalıyor, satıra dönüşüyor ama büyük bir bölümü dergi sayfalarında okura  ulaşmayı sürdürüyor, sürdürecek de!   

Öte yandan öykülerin kitaplaşması, romanın yazılıp yayınlanma  süresinden uzun olabilir:  Bir öykü, - diğerleriyle bir araya gelip kitaplaşmak için - dergi  sayfalarında,  kağıtlarda, defterlerde ya da bilgisayar dosyalarında yıllarca bekleyebilir. Kısacası  bir öykü kitabında yer alan verimler, yazarın çeşitli dönemlerini, eğilimlerini yansıtır. Aynı şeyin  okur için de geçerli olduğun düşünüyorum: Dergi sayfasında ilk kez  karşılaşılan bir öykü, kitaplaştığında, daha doğrusu diğer öykülerle birlikte okunduğunda edinilen izlenim çok başka olacaktır. Ya da benim için bu  böyledir. Örneğin, Selçuk Baran'ın  Zambaklı Adam adlı öyküsünü, ilk kez yayınlandığı  dergiden; ardından yer aldığı öykü  kitabından  ve en son Toplu  Öyküler derlemesinden okunduğumda farklı duygular yaşadım.  

Aynı şey, öykü kitapları için de geçerli olduğunu  sanıyorum: Kâmuran Şipal'in   bütün öykülerini içeren  Gece Lambalarını Işığında'da  yer alan   Büyük Yolculuk  henüz  on dokuz  yaşındayken satın aldığım bir kitaptı ve  bu kitaptaki öyküleri  okurken yaşadığım edebi haz çok başkaydı. 

Bu yazıyı  yazmadan önce, hem Selçuk Baran'la  hem de  Kâmuran Şipal'le  ilk karşılaşmalarımı hatırladım,  sanırım gençliğimi özledim: kitaplığımda bu güzel anların ürünlerini saatlerce aradım.

      

Adı Yanlış Yazılan Öykü

 

Selçuk Baran'ın  ilk okuduğum öyküsü Zambaklı Adam'dı. Öykü, Yeni Edebiyat'ın  Ocak 1971  tarihli sayısında yayınlanmıştı. Dergide  ayrıca Tomris Uyar'ın Dön Geri Bak   öyküsü  ile  Oktay Akbal ile yapılmış uzun  bir söyleşi vardı. 

Akbal'ın, söyleşinin sonunda,  “genç  kuşağın hikaye çalışmalarını izliyor musunuz” sorusuna verdiği yanıt şöyle: Bu yıl bir kadın hikayecimizin ilk denemeleri umut verdi: Selçuk Baran, işi sürdürürse  başarıya ulaşacak.” 

Sürdürdü Selçuk Baran,  hem de istekle, coşkuyla... Üstelik  ödüller de  aldı. Romanlar yazdı, öykü kittapları  üretti. Fakat, ürkek adımlarla  süzülüp kapısını çaldığı edebiyat  ortamımız, ona  pek iyi davranmadı, bir çok yazarımıza  reva gördüğü hoyrat  yöntemi bir yaşam boyu, kesintisiz uyguladı:  Görmezlikten geldi! 

Selçuk Baran, edebiyat hayatımıza,  biraz olsun ilgi  ve anlayış görmek için usulca, nazikçe girmişti;  fakat  ona uzak akrabaymış gibi davranıldı, dolayısıyla  iyi ağırlanmadı, ikramda kusur edildi..

Evet, Selçuk Baran, her ne kadar hak ettiği ilgiyi ve  yakınlığı  yaşarken görmediyse de  başarılı, çalışkan bir yazar oldu...  700 sayfalık bir toplam olan  Ceviz Ağacına Kar Yağdı bunun en iyi kanıtı.

Selçuk Baran'ın,  öykülerini yeniden gözden geçirdim; ama  buruk  diye tanımlanabilecek bir duyguyla. Çünkü onunla  ilk kez  karşılaştığım, büyük hevesle  öyküler yazıp dergilere gönderdiğim gençliğimi özledim. Yeni Edebiyat dergisini  işte  bundan dolayı bulup sayfalarını karıştırdım, bazı yazıları yeniden okudum, tabii ki Zambaklı Adam'ı da! Söylediğim gibi bir metni  nerede,  ne zaman, hangi koşullar altında okuduğunuz da önemli belirleyici oluyor, kırk yıl öncenin üzüntüsünü ediniveriyorsunuz: Zambaklı Adam derginin 13. sayfasındaydı ve adı yanlış dizilmişti:  Zamklı Adam!   

İlk öykülerini yayınlayan, yolun başındaki bir yazar için, bu küçük de olsa bir şansızlıktı, sürüp gitti. Ama artık bence  Selçuk Baran ilgi görüyor, geç de olsa birileri onu  görmeye başladı. Gençlerin de  bu  gönül kırgını ustayı kalp gözüyle  okuyacaklarını umuyor, istiyorum. Lütfen artık ikramda kusur etmeyin.

Şipal'in Fotoğrafları

Kâmuran Şipal'in   konuk olmayı pek sevmeyen, bazı dostluklar  dışında  herkese ve her yere uzak  duran;  uzak akraba olmayı kendi seçen bir yazar olduğunu düşünüyorum. Bu mesafe koyma eylemi  öyle ısrarla uygulanmıştır ki ne onunla yapılmış bir söyleşi ne de hakkında yazılmış bir yazı hatırlıyorum. Şimdi  düşünüyorum da  Şipal'in bugüne  değin  özenle sürdürdüğü bu  tutum, öykülerinde oluşturduğu kimi zaman insanın içini acıtan  “yalnız dünya” ya çok uygun... 

Söylediğim gibi Kamuran Şipal'in  ilk edindiğim öykü kitabı, 1969 yılında Cem Yayınevi'nin Türk Sanatçıları dizisi  arasında çıkan Büyük Yolculuk'tu. Bu  kitabı    bulmak için uğraş vermemin bir nedeni de, Gece Lambalarının Işığında'nın ön kapağındaki  fotoğrafın  zihnimde oluşturduğum Şipal görüntüsüne uymamasıydı ve ben, Büyük Yolculuk'un arka kapağında bir fotoğraf olduğunu biliyor görmek istiyordum: “Hikayeci, çevirmen Kâmuran Şipal 1924 doğumludur”  diye başlayan tanıtım notunun hemen üstündeki vesikalıkta  oldukça kısa saçlı, ciddi veya mesafeli görünmek için kendini zorlamış genç  bir adam uzaklara bakıyor. Ön kapağın zemini ise  fuşya; tam ortada, serbest çizilmiş, üzerine  çok  sayıda  gözün kesip yapıştırıldığı  büyük bir valiz var.  

Artık  Şipal'in öykülerini, her iki fotoğrafa bakarak yeniden okuyabilirim...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çağımız insanının zihnine, her şeyden ve herkesten kaçıp doğanın kucağına sığınmak yerleşmiş bir kere. Artan şehirleşme ve beraberinde gelen modern sorunlar, insanlarda, yaşadığı yerlerden kaçıp gitme isteği uyandırıyor ister istemez. Mutlu değiliz yaşadığımız yerlerden, sevmiyoruz her gün gördüğümüz insanları. Ve tüm bu tıkanıklıktan bize geriye kalan tek şey ise, stres…

Türkiyeli okurlar Sofi Oksanen’i, Stalin’in İnekleri ve Araf isimli romanlarından hatırlayacak.

Çoğu roman ve öykünün, gerçek hayatın aksine, bir odağı bulunur; olaylar bu odak doğrultusunda, bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde akar ve hikaye, odağa hizmet etmeyen detaylardan temizlenmiştir.

Edebiyatımızın modernleşme döneminin en büyük etkileri hiç kuşkusuz Fransız edebiyatından; Osmanlı’nın Fransa ile olan siyasi ilişkileri edebi ilişkileri de beraberinde getirmiş. Victor Hugo, Corneille, Racine, Molière, Chateaubriand, Lamartine, sonrasında Théodore de Banville, Alfred de Musset, François Coppée, Sully Prudhomme ve daha niceleri...

“İstersen her yer, her şey kitap!” Böyle diyor Antikçağ. Artık kullanmaya epey alıştığımız bir nesne olarak kağıdın, hatta usul usul aktığı dijital ortamın dışında kitap, birçok malzemeyle yapılıyordu: taş, keten, hayvan derisi... Hatta ahşap ve bugünkü yordamından farklı biçimde ağaç kabuğuyla bile. Dağda ve çölde ne varsa.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.