Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

İrili ufaklı, sarılı yeşilli limonlar



Toplam oy: 160
Jo Cotterill // Çev. Zeynep Kürük
Genç Timaş
Limon Kütüphanesi’nde dostluk, kötü bir durumla başa çıkma, acı çekme, depresyon, yalnızlık, mutluluk gibi durum ve kavramları Calypso’nun hikayesi vasıtasıyla ele alıyor Jo Cotterill.

Calypso on yaşında. Annesini beş yıl önce kanserden kaybetmiş. Babasıyla yaşıyor. Anneanne ve dedesi öldüğünden, babasının ailesi de yıllar evvel Avustralya’ya taşındığından babasından başka kimsesi yok. İki kişilik bir aile fikrini zaman zaman sorgulasa da, babasının “içindeki manevi gücü bul, diğer insanlara ihtiyacın yok, yalnızken de mutlu olabilirsin, kendinin en iyi arkadaşı olmalısın,” telkinlerini kulağına küpe edip okuldaki çocuklarla arkadaşlık kurmaktansa kitapların dostluğunu tercih ediyor. Vaktinin çoğunu bir zamanlar annesinin atölyesi olan, sonradan Calypso’nun kütüphanesine dönüştürülen odada, ona annesini hatırlatan yağlıboya kokularını içine çekerek ve kitap okuyup hikayeler yazarak geçiriyor.
Calypso’nun babası titiz bir düzeltmen. Bilgisayarla arası pek iyi değil, genellikle kütüphanesinde tomar tomar kağıdın arasına gömülüp kah işini yapıyor, kah “Limonun Tarihçesi” kitabını yazıyor. Calypso’ya pek yansıtmamaya çalışsa da eşini kaybetmenin acısıyla baş edebildiği söylenemez. Çamaşır, bulaşık, temizlik, alışveriş ve yemek, hepsi Calypso’nun sorumluluğunda. Yemek dediysek, genellikle fasulye konservesi ve peynir ekmek… Oysa Calypso’nun hayalinde arkadaşları gibi hazır sofralara oturup bol soslu fırın tavuk yemek var.

 

Bir gün okula Mae adında yeni bir kız gelip Calypso’yla arkadaş olmak istiyor. Calypso başlangıçta reddetse de, tıpkı kendisi gibi kitap kurdu olan, kelimeleri sevdiğini söyleyen ve her kelimenin ayrı bir tadı olduğunu düşünen Mae’ye çok geçmeden ısınıyor. Yalnızca kelimelerden ve kitaplardan bahsetmekle yetinmeyip birlikte hikaye yazmaya girişen ikili dost olsalar da Calypso’nun içine sinmeyen bir şeyler var.

 

Mesela Mae’yi evlerine davet etmeyi pek istemiyor, çünkü evleri Mae’lerin tertipli, sıcak evine hiç mi hiç benzemiyor. Üstüne üstlük bir de babası var, babasının kendisiyle pek ilgilenmediğini hatta yaptıklarının farkında bile olmadığını Mae’ye anlatmaktan korkuyor.

 

Gelgelelim bir gün, annesinden yadigar kitapları Mae’ye göstermek için babasının kütüphanesine girdiğinde olanlar oluyor. Annesinin kitaplarının durduğu dolapların kapaklarını teker teker açtıkça gördüğü tek şey limonlar. Kitapların yerinde irili ufaklı, sarılı yeşilli limonlar var. Bir limon kütüphanesi!

 

 

 

“ 'Ben normal miyim peki?' diye sordum açıkça.


İrkildi, kırmızı keçeli kalemi havada asılı kalmıştı. 'Yani, bana normal görünüyorsun.'


'Sözlüğün var mı?'


Kolunu uzattı ve yanındaki raftan kalın bir kitap aldı. Doğru sayfayı bulmamız biraz sürdü.


    'Normal' diye devam etti. 'Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgün, aşırılığı olmayan, uygun.'


    'Yani alışılagelen bir şey normal oluyor' dedim. 'Yani insanların çoğunun gözü mavi ise, kahverengi gözler normal olmaz.'


    'Kahverengi gözler de yaygındır.' diye itiraz etti Mae. 'Bu sadece tek bir normal var anlamına gelmez.' ”


Limon Kütüphanesi’nde arkadaşlık, dostluk, üzüntüyle ya da kötü bir durumla başa çıkma, normal olan ve normal olmayan, acı çekme, depresyon, yalnızlık, mutluluk, manevi güç gibi durum ve kavramları Calypso’nun hikayesi vasıtasıyla ele alan Jo Cotterill, kararlılıklarıyla ve yaratıcılıklarıyla çocuklara örnek olabilecek karakterler yaratmış. Kitapta, Calypso’nun ya da Mae’nin konuşmalarının aralarına serpiştirilen Pollyanna’dan Heidi’ye, Anne Frank’ın Hatıra Defteri’nden Siyah İnci’ye, Yalancılar ve Casuslar’dan Orman Kitabı’na sayısız çocuk edebiyatı eseri de, kitabı okuyacak çocuklara (ve klasik deyişle, içindeki çocuğu koruyanlara) yazardan tavsiye.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Akif Kaynar

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Havalar ısındı, çiçekler böcekler derken evlilik mevsimi geldi çattı. Binbir türlü hayallerle birçok çift, dünya evine girecekler. Zaman zaman düşünüyorum; bu kadar fazla kişi evlenirken, bir yandan da o kadar fazla evlilik yürümüyor. İşte tam da nedenlerini anlamaya çalışırken, yakın bir zaman önce, hayatıma bir çift giriverdi ve evliliğin nasıl yürüdüğü üzerine kafa patlatmamı sağladılar.

Bugün uluslararası bir şöhret sahibi olan Haruki Murakami, Rüzgârın Şarkısını Dinle’de yazarlığa adım atışının hikayesini anlatıyor. Kısa ve sıcak bir anlatı.

Roman ve öykülerinin yanı sıra nitelikli çevirileriyle de tanıdığımız Fuat Sevimay, bu kez Hep Kitap’ın “Atölye” serisinden, çeviriye ve çevirmenliğe dair bir kılavuzla karşımızda: Çeviri’Bilirsin!: Edebiyatın Gizli Kahramanlığı Hakkında Notlar.

Bir arkadaşımın arkadaşının anlattığı hikayede, kırklarına doğru bir sanat akademisinde çalışmaya başlayan, ilerleyen aylarda da öğrencilerin resim bilgisiyle kendi eksiklerini karşılaştıran bir memur yaşıyormuş. Bu görevli zamanla, işi hızlandırmak için ünlü tabloların kötü kâğıda basılı görüntülerini toplayan, topladıkça haletiruhiyesini dağıtan bir karaktere dönüşüyor.

1987 Haziran’ı, 16 yaşımdayım; Ankara’dan Tire’ye, anneannemin evine gelmişiz. Şimdi takvime bakınca, Ramazan bayramı için gelmiş olmamız gerektiğini anlıyorum.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.