Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş



Toplam oy: 522

Bu dünya baştanbaşa aslı olmayan bir masal gibidir. Yeryüzünde yaşayan tüm canlılar eninde sonunda ölümle yüzleşir. Çünkü yeryüzünde her ne varsa geçici ve ölümlüdür. Mezarlıkların kapısına, şehrimize veya tesisimize “hoş geldiniz” gibi büyük harflerle yazılan Al-î Îmrân süresinin 185. ayetindeki gibi “Her canlı, ölümü tadacaktır.”

İnsanoğlu çağlar boyunca ölüm karşısında hep çaresiz kaldı. Bu yüzden de ölüme bir sürü anlam yükledi. Böylece bir nebze de olsa kendini avutmaya çalıştı. Fakat bu çaresizliği onun peşini hiç bırakmadı. Kil tabletler üzerine yazılmış neredeyse “yazı” kadar eski olan Gılgamış Destanı, Kral Gılgamış’ın ölümsüzlük peşinde koşarken yaptığı yolculuğu anlattır. Gılgamış Destanı bilinen en eski edebi metinlerden biridir. Gılgamış’ı bu ölümsüzlük yolculuğuna çıkartan da Can Dostu Enkidu’nun ölümüdür. Tüm insanlar ölüm karşısında çaresiz olduğu gibi Gılgamış da Enkidu’nun ölümü karşısında çaresizdir. Enkidu’nun ölümünü kabullenmediği için gömülmesine de gönlü razı olmaz. “Ta ki burnundan kurtçuklar düşene kadar” İşte bu son, Gılagmış’ın yüreğini yakar ve yüreğinin toprağına ölüm korkusunun tohumunun atar. O günden sonra da ölümden korkmaya ve günlerce bozkırda başıboş dolaşmaya başlar.  Kendi sonunun da Enkidu gibi olacağını düşünür. Bu korkunun verdiği huzursuzlukla da ölümsüzlüğün peşine takılır. Utanapişti’nin yanına kadar gider. Fakat çıktığı bu uzun yolcuktan Uruk’a yine eli boş döner.  Ve destanın şu ilk dizelerini yazarak hikâyesini anlatmaya başlar. “Bitkin, fakat yatışmış olarak / Kazıdı mezar taşının üstüne / Başından geçen her şeyi!”

Gılgamış’ın bu ölümsüzlük arayışına karşı “Ölüm bir varmış bir yokmuş” adlı kitabında Saramago bu sefer ölümsüzlüğü Saramagovari bir şekilde sorgular. Roman “Ertesi gün hiç kimse ölmedi.”cümlesiyle başlar. Bu şekilde adı bilinmeyen bir ülkede ölüm faaliyeti tümünden durur. Yani bir anlamda ölüm meleği tatile çıktığı için herkes ölümsüz olur. Ölümün durmasıyla ve insanların ölümsüzleşmesiyle birlikte Saramago bu sefer kurumların varlığını sorgular. Ölümün bir an önce geri gelmesini nedense en çok kilise ister. Eğer diğer dünya yoksa, işlevinin sona erdiğinin farkındadır. Artan yaşlılığı, hastanelerde biriken hastaları ve tüm bunların bileşeniyle birlikte doğan kaosu anlattır.

1998 yıllında Nobel Edebiyat Ödülü alan Portekiz edebiyatının dünyaca tanınan ünlü romancısı Jose Saramago, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş adlı romanında insanların ölümsüzlük istekleriyle de bir şekilde alay eder. Saramago’nun okuyucuları onun bu üslubuna yapancı değiller. Yine “Kısırdöngü” adlı hikâyesinde bir başka şekilde ölümü sorgular. Bu öyküde ölümden korkan ve mezar taşı bile görmeye tehamülü olmayan bir kralı anlattır. Kral kaçtığı ölümü ve onu hatırlatan her şey görmemek için merkezi mezarlık fikrini geliştirir. Ülkedeki tüm ölüler mezarlarından çıkarılıp bu merkezi mezarlığa taşınır.

Saramago’nun olağanüstü düş gücünü ve keskin mizahını diğer eserlerinde olduğu gibi bu iki eserde de görmek mümkündür.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çağımız insanının zihnine, her şeyden ve herkesten kaçıp doğanın kucağına sığınmak yerleşmiş bir kere. Artan şehirleşme ve beraberinde gelen modern sorunlar, insanlarda, yaşadığı yerlerden kaçıp gitme isteği uyandırıyor ister istemez. Mutlu değiliz yaşadığımız yerlerden, sevmiyoruz her gün gördüğümüz insanları. Ve tüm bu tıkanıklıktan bize geriye kalan tek şey ise, stres…

Türkiyeli okurlar Sofi Oksanen’i, Stalin’in İnekleri ve Araf isimli romanlarından hatırlayacak.

Çoğu roman ve öykünün, gerçek hayatın aksine, bir odağı bulunur; olaylar bu odak doğrultusunda, bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde akar ve hikaye, odağa hizmet etmeyen detaylardan temizlenmiştir.

Edebiyatımızın modernleşme döneminin en büyük etkileri hiç kuşkusuz Fransız edebiyatından; Osmanlı’nın Fransa ile olan siyasi ilişkileri edebi ilişkileri de beraberinde getirmiş. Victor Hugo, Corneille, Racine, Molière, Chateaubriand, Lamartine, sonrasında Théodore de Banville, Alfred de Musset, François Coppée, Sully Prudhomme ve daha niceleri...

“İstersen her yer, her şey kitap!” Böyle diyor Antikçağ. Artık kullanmaya epey alıştığımız bir nesne olarak kağıdın, hatta usul usul aktığı dijital ortamın dışında kitap, birçok malzemeyle yapılıyordu: taş, keten, hayvan derisi... Hatta ahşap ve bugünkü yordamından farklı biçimde ağaç kabuğuyla bile. Dağda ve çölde ne varsa.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.