Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Onulmaz bir açlık



Toplam oy: 46
Haruki Murakami // Çev. Ali Volkan Erdemir
Doğan Kitap
Murakami'yi halihazırda takip edenler değil, yazarın geniş külliyatına başlamaktan çekinenler için de ilgi çekici bir okuma vaat ediyor Fırın Saldırısı.

Murakami'nin Türkçedeki son öyküsü Fırın Saldırısı, Murakami sevenleri sevindireceğe benziyor. Müellifin aynı tema üzerinde farklı zamanlarda yazdığı iki öyküden ve öyküye eşlik eden harika illüstrasyonlardan müteşekkil olan bu kitap, yalnız Murakami'yi halihazırda takip edenler değil, yazarın geniş külliyatına başlamaktan çekinenler için de ilgi çekici bir okuma vaat ediyor. Diğer yandan kitap, öykülerin hacimce kısalığına karşın yüksek temposu, metaforları, göndermeleri ve dildeki maharetiyle öykü atölyelerinde de ders olarak okutulmaya, üzerinde çalışılmaya layık bir eser. Şu açılış paragrafı mesela: "Karnımız açtı. Hayır, açlık demek yetmezdi buna. Sanki uzay boşluğunu yutmuştuk. Nereden çıkmıştı bu açlık hissi? Elbette yiyeceğimizin olmamasından. Neden yiyeceğimiz yoktu? Çünkü yiyecek karşılığında verecek değerli bir şeyimiz yoktu. Neden değerli bir şeyimiz yoktu? Sanırım hayal gücümüzün eksikliğinden kaynaklanıyordu değerli bir şeyimizin olmaması. Hayır, değil, belki de karnımızın aç olmasının nedeni, doğrudan hayal gücü eksikliğimizdi."

 

"Fırın Saldırısı I" adlı öykü, ilk gençlik çağındaki anlatıcı ve arkadaşının onulmaz bir açlık ve çaresizlikle bir fırın soymaya karar vermeleriyle açılıyor. Planlar yaparak fırına giden iki genç, tecrübesizlik ve ürkeklikle, fırındaki yaşlı hanımın siparişlerini tamamlayarak çıkmasını beklemeleriyle kara mizaha açılıyor. Ardından fırını soyma girişimleri, yaşlı fırıncının teklifiyle hayli absürt bir hal alıyor. Klasik müziğe fena müptela fırıncı, gençlere hırsızlık yapmaları halinde lanet edeceğini, ama oturup Wagner'in uvertürlerini dinlerlerse istedikleri kadar ekmek alarak çıkıp gidebileceklerini söyler. Dinledikleri operalar ise manidar, Tannhauser ve Uçan Hollandalı. İkisinin de olay akışı birer lanet ve kehanet üzerinden belirleniyor.

Murakami ikinci öyküde de “lanet” temasını sürdürüyor. Bu kez, fırın soygununa karışan kahramanımız evlenmiş, gecenin bir yarısı karısıyla birlikte büyük bir açlıkla uyanmışlardır. Evde yiyecek bir şey olmayışı üzerine kahraman, gençliğinde başından geçen hikayeyi anlatır. Bunun üzerine dikkat çekici biçimde hikaye “saçma”ya açılan bir noktaya taşınır. Genç kadın ipleri ele alarak bu lanetin üzerlerinden kalkması için yarım bıraktıkları işi bitirmeleri gerektiğini söyleyerek kar maskeleri ve tüfekle döner. Absürt ton sokaklarda açık fırın arama süreci ve nihayetinde bir McDonalds'ı soymalarıyla zirveye varır.

 

Türk edebiyatında “lanet” ve “kehanet” kendine has bir literatür geliştirmediğinden bize uzak gelse de, Ortaçağ Batı edebiyat geleneği kadar Uzak Doğu'nun kültüründe de kolektif hafızada kendine yer bulur. Murakami'nin seçtiği bu tema, motivasyonunu tam da buradan alarak kara mizaha ve yer yer absürte açılır. Diğer yandan, öykü akışı içine yerleştirdiği sembollerle, absürd görünen bu hikayeyi insan psikolojisindeki karşılıklarına bağlayarak belki büyülü gerçekçi diyebileceğimiz bir havzaya dahil eder. Bu nedenle, hacimce kısa olsa da Fırın Saldırısı dil lezzeti, temposu ve sembolleriyle ilham verici bir okuma sunuyor.

 

 


 

 

Murakami'nin Tuhaf Kütüphane kitabıyla ilgili yazı için tıklayınız!

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alman edebiyatının efsaneleşmiş yazarı Unica Zürn’ün parçalı metinlerden oluşan otobiyografik romanı Yasemin Adam, yakın bir zaman önce Türkçede de yayımlandı. Takıntının, deliliğin, mutsuzluğun, uyumsuzluğun, şizofreninin, sanrıların, hayallerin öne çıktığı roman kurtulmanın, mutluluğun, iyileşmenin ve ideal aşkın imkansızlığını kapkara bir dille anlatıyor.

Feminist farkındalığın aksesuvarlaşıp yakalara takılan rozetler, sloganlı tişörtler, pembe berelerle süslenmesi, anaakım tarafından sahiplenilmesi, edebiyattan destek alması, sosyal medyayı ele geçirmesi, popüler kültürün ta kendisi olması gözleri fazla kamaştırdı. Buna rağmen Batı’da feminizmler kavga ediyor. Farklı feminist dalgalar arasında bir nesil çatışması var.

Çağımız insanının zihnine, her şeyden ve herkesten kaçıp doğanın kucağına sığınmak yerleşmiş bir kere. Artan şehirleşme ve beraberinde gelen modern sorunlar, insanlarda, yaşadığı yerlerden kaçıp gitme isteği uyandırıyor ister istemez. Mutlu değiliz yaşadığımız yerlerden, sevmiyoruz her gün gördüğümüz insanları. Ve tüm bu tıkanıklıktan bize geriye kalan tek şey ise, stres…

Türkiyeli okurlar Sofi Oksanen’i, Stalin’in İnekleri ve Araf isimli romanlarından hatırlayacak.

Çoğu roman ve öykünün, gerçek hayatın aksine, bir odağı bulunur; olaylar bu odak doğrultusunda, bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde akar ve hikaye, odağa hizmet etmeyen detaylardan temizlenmiştir.

Söyleşi

Zeynep Şen

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.