Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Fikri Sabit

Fikri Sabit

Sevilmek isteyen bir hikaye ile karşılaşan hikaye-sever



Toplam oy: 583
Wayne C. Booth
Metis Yayınları
Kitap, eleştiri denen şeyin bize dayatıldığı gibi, asla bilimsel bir şey olamayacağını anladığımızda içimizi saran hüsran duygusunun yersizliğini vurguluyor.

Hem yazarla hem de hikayeyle okur arasındaki o netameli, belki de hiç olmayan bölgede inatla duran; kimi zaman eleştirdiği kimi zaman da eleştirmediği, eleştiremediği için hiç sevilmeyen; yine de mumla aranan eleştirmen... İster istemez zihnimizde sevimsiz bir yer etmiş bu kişi, için için biliriz ki edebiyat denen dünyanın en oyuncu karakteridir.

Doymak bilmez bir hikaye düşkünü, iflah olmaz bir şekilde yazardan rol çalmakta ustalaşmış, kitap aşıran bir öğrenci gibi kayırılabilecek bir tür hikaye hırsızıdır… Aslında ne eleştiriye ne de eleştirmenin karakterine dair bir yorumda bulunan ünlü mü ünlü edebiyat eleştirmeni Wayne C. Booth düşündürüyor bana bunları.

 

Nasıl düşündürmesin, tuğla kıvamındaki hanidir klasikleşmiş eseri Kurmacanın Retoriği, sayfalar boyunca büyük bir edebi heyecan ve hazla dopdolu. Dışarıdan bakılınca birkaç sayfa sonra sıkılıp bir kenara bırakacağınız ve kütüphanenizin bir köşesinde bir gün yeniden hatırlanmayı bekleyen kitaplar arasına katılacak bir çalışma gibi görünen bu kitap yazardan ve okurdan başka bir bölgede kendini var etmeye çalışan edebiyat eleştirmeninin bir kalesi gibi. “Sevilmek isteyen bir hikayeyle karşılaşmak isteyen gerçek bir hikaye-sever zihnin ürünü”, sadece edebiyat eleştirmenlerine ve edebiyat eleştirisine ilgi duyanlara bırakılmayacak bir çalışma…

 

Bugün eleştirmenler arasında artıyor gibi görünen panikten bizi en iyi koruyacak şey iyi hikaye mirasımızın zenginliğidir diyor Wayne C. Booth. Eleştiri denen şeyin bize dayatıldığı gibi, asla bilimsel bir şey olamayacağını artık iyiden iyiye anladığımızda içimizi saran hüsran duygusunun yersizliğini vurguluyor. Edebiyat ne mutlu ki gelişme denen şeyden nasibini almayacak. “Bilgimizin büyük bir kısmı dile getirilmemiş durumda, çok azı tanımlanabilmiş, bildiklerimizin de çok azını özetlememiz mümkün oluyor. Ama edebiyat incelemelerinin indirgenemez karmaşıklıkları ve akışkanlıkları sayesinde bir büyük zafer kazandık: İçimizden herhangi biri, yaşı ya da cehalet seviyesi ne olursa olsun sanatı başkalarının pratiğinden öğrenmekle kalmayıp sanatın kendisini icra edebilir.” Booth neticede sezarın hakkını sezara vermiş gibi görünüyor. Gelin bunu nasıl yaptığına kısaca bir göz atalım.

 

Kurmacada 'anlatmak ve göstermek' üzerindeki ayrımlar ve tartışmalar üzerinde duruyor yazar ilkin. Yazarın sesinin ve yargısının yapıt üzerindeki dolaşımını, yapıtı var ediş şeklini ele alıyor, daha çok da erken dönem anlatılardaki otoriter sesin, anlatımın izinden gidiyor. Homeros gibi yazarların izini sürüyor. Açık açık duyulan yazar sesine ve yargısına yönelik eleştirel tepkinin, bunu el altından yapana duyulan takdirin anlamsızlığını vurguluyor. Çünkü ne olursa olsun, nasıl yazılırsa yazılsın bir hikaye, yazarın yargısı daima mevcuttur, nasıl bakacağını bilen biri için daima göz önündedir. Ancak bu temel eleştiri biçiminin bizi yazarın dille ilişkisine ve hikaye içinde kendini gizlemek ve göstermek istediği anlarda değiştireceği kılıklara götürüyor elbette.


Kurmacanın Retoriği'nin büyük bir bölümü genel kurallara ayrılmış. Edebiyat için kabuledilegelen genelgeçer kurallar üzerinde ince ince duruyor Booth: “Hakiki roman gerçekçi olmalıdır”, “Tüm yazarlar nesnel olmalıdır”, “Hakiki sanat izlerkitleyi umursamaz” gibi edebi dogmaları iyice sarsıyor. Ayrıntılara fazla girmeyeceğim ama Booth’un özellikle zımni yani ima edilen yazarın yargılarının ve duygusunun bizzat büyük kurmacaların ana malzemesi olduğunu gösterme biçimi etkileyici. Ayrıca okuru umursayarak yazma üzerine bugün gerçek edebiyat eseri-çoksatar kitap arasındaki temel çatışmaya dair çok etkileyici bir tartışma kanalı da açtığını söylemeden geçmek istemem.


Bir edebiyat eseri gücünü nereden alır? Booth’un temel çıkarımı bir hikayenin ya da romanın neden iyi olduğunu açıklayan temel kuralların geçersizliği... Başta da dediğim gibi artık klasikleşmiş olan Kurmacanın Retoriği'nde edebiyat eleştirisi üzerine bir tür devrim yapıyor Booth. Kayıtsız kalmak mümkün değil.

  

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Fikri Sabit Yazıları

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.

Eren Aysan, Hande Gündüz, Gaye Boralıoğlu, Şebnem İşigüzel, Menekşe Toprak ve Latife Tekin. Bu yıl hemen tüm edebiyat ödülleri kadın yazarlarımızın! Her şeyi bir yana koyup edebiyat adına ne kadar sevinçli bir yıl içinde olduğumuzu konuşacağız kanımca uzun bir süre.

Kadının yaratıcı gücünün, doğurganlığının önüne geçmek için yazılan bütün hikayelerde erkeğin kadını ve kendisini öldürüp kendisini kendisinden yeniden doğurması var. Âdem Havva’yı kaburgasından yaratıyor, Athena babasının kafasından doğuyor. İsa, kadınlardan doğup berbat ettiğimiz bu hayat için ölümü ve yeniden doğuşu müjdeliyor.

Yaşar Kemal bir destandı, gözlerini hayata kapadı, hepimizin başı sağolsun. Şimdi bizim için, şimdi dilimiz, sözümüz, edebiyatımız için yas zamanı. Bu, Anadolu’nun, bu halkın yası. Şimdi dilden dile, sözden söze bir destan dolaşıyor içimizde. Yaşar Kemal, bir destandı, dünya üzerindeki son büyük destan anlatıcısıydı. Orta okuldan terk, “romancı olan ilk köylü” yazarımızdı.

Geçtiğimiz günlerde zaman bize nitelikli okurun kendi kendisinin eleştirmeni olması gerektiğini söylüyor demiştim.

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.