Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Haber

Haber

SabitFikir'in mart sayısı çıktı: Edebiyatta taşra ve kent



Toplam oy: 49

Maksim Gorki 150 yaşında! 28 Mart 1868'de Nijniy Novgorod'da dünyaya gelen Gorki, Türkiye’de özellikle Ana adlı romanıyla popüler oldu ve sevildi. Gorki’nin eserleri Türkiye’de okunmaya başladığında, nüfus, şehirlerden çok köylerdeydi; bugünse tam tersi bir durum söz konusu.

 

İşte SabitFikir’in Mart 2018 tarihli sayısında Gorki’nin modern hikayeciliğin kurucularından Çehov’la mektuplaşmasında bir taşralı olarak kente bakışından yola çıkarak -bugünlerde de gündemde olan, sosyal ve siyasal olarak daha da yoğunlaşan- “taşra ve kent” meselesini edebiyat açısından ele alalım istedik. Bülent Usta, dosya yazısında, çok sayıda kaynağa değinerek “taşralılık” ve “kentlilik” kavramlarının izini sürüyor.


SabitFikir orta sayfalarının vazgeçilmezi KararsızOkur infografiği de, her zamanki gibi kapak konusunu destekliyor: Murat Can Aşlak’ın hazırladığı ve Onur Atay’ın resimlediği KararsızOkur, bu ay, eserlerinde hem taşradan hem de kentten seslenen yazarlarda odaklanıyor!

 

 

Güncel meseleler ve güvenilir kitap eleştirileri için…

 


Tam da Foucault’nun Cinselliğin Tarihi adlı çalışmasının yarım kalan cildinin Fransa’da yayımlandığı ve tartışıldığı dönemde, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan kalan belgeler arasında bulunan “Suad’ın Mektubu” başlıklı müsveddeler de kitap olarak yayımlandı. Güncel sayfalarında Ceyhan Usanmaz, işte bu iki gelişmeden yola çıkarak yarım kalan kitapları hatırlatıyor. Aysu Önen de Tiyatro sayfasında, bu sezon sergilenen iki Tennessee Williams oyununu –Kızgın Damdaki Kedi ve Arzu Tramvayı- değerlendiriyor. Fotoğraf bölümünde Merih Akoğul’un bu ayki “konuğu” ise, yazı ve fotoğraftan gelen iki farklı pratiği kitaplarında başarıyla birleştiren Münir Göle.


SabitFikir’in bu sayısında ayrıca Elena Ferrante, John Kenney, Sarah Moss, Georgi Gospodinov, Paul Bowles, Ertürk Akşun, Thomas Bernhard, Juan Gabriel Vásquez, Özgün Çiçek ile Irmak Ertuna Howison, Amin Maalouf, Ernesto Sabato, Emin Nedret İşli ve Buket Tahmaz Savaş’ın yeni yayımlanan eserlerini, güvenilir eleştirmenler Özge Uysal, Elif Şahin Hamidi, Seda Ateş, Gökçe Gündüç, A. Ömer Türkeş, Yılmaz Şener, Ali Bulunmaz, Melisa Kesmez, Ezgi Hamzaçebi, Sedat Demir, Mert Tanaydın, Armağan Ekici ve Ece Çavuşlu yorumluyor.


BaşkaDünyalardan bölümü, bu aydan itibaren farklı bir formatta hazırlanmaya başladı: BaşkaDünyalardan sayfasında artık yalnızca kitap eleştirileri yer almayacak, Yankı Enki ile Alican Saygı Ortanca özellikle korku, bilimkurgu ve fantastik edebiyat türlerindeki her alandan son gelişmeleri/haberleri aktarıyorlar. Kahraman Çayırlı da, Marslı romanıyla ve özellikle de bu romandan aynı adla uyarlanan filmle ünlenen yazar Andy Weir’ın yeni romanı Artemis’i inceliyor. ÇizgiRoman sayfasında Levent Cantek de, polisiyenin kraliçesi sayılan Agatha Christie’nin “gerçek hayatı”nda odaklanan Agatha çizgi romanını ele alıyor.


Özel Kütüphaneler bölümünde ise bu ay, özgün fotoğraflar eşliğinde Kadın Eserleri Kütüphanesi’ni tanıtıyoruz. Bünyesinde “kadın” odaklı belgeleri bulunduran Kadın Eserleri Kütüphanesi’ni özellikle mart sayısında ziyaret etmemiz, elbette bir tesadüf değil!


SabitFikir'in kapak illüstrasyonu Fatih Öztürk’e ait. Ancak çizimler bununla sınırlı değil; iç sayfalarda dikkatli gözler, çok sayıda yetenekli ve genç çizerle de karşılaşıyor.

 

 

 

 


 

 

Editörden // Davete icabet etmek

 

2000’li yılların hemen başında, bazı önemli riskleri göze alarak Antalya’dan İstanbul’a gelişimde, Anton Çehov’un Maksim Gorki’ye yazdığı mektubun da etkisi olmuştu. Çehov, Gorki’ye taşradan ayrılmasını, edebiyat çevresine yakın olmak için Moskova’ya veya Petersburg’a yerleşmesini öneriyordu söz konusu mektubunda. Gorki reddetmişti belki ama Çehov’un büyük şehir davetine ben icabet etmiştim! Şimdi buradan durup baktığımda çok da kötü bir karar olmadığını düşünüyorum ama Gorki’nin değil de Çehov’un sözünü dinlememin tek nedeni, büyük ihtimalle yalnızca bir “bahane”ydi. İşte şimdi de, 28 Mart 1868 doğumlu Maksim Gorki’nin, doğumunun 150. yılını “bahane ederek”, edebiyatta taşra ve kent konusunu irdeleyelim istedik SabitFikir’in mart sayısında. Bülent Usta’nın da dosya yazısında altını çizdiği gibi, “Türkiye’nin modernleşme sürecinden ve modernleşmeye dair tartışmalardan ayrı düşünülemez taşra ve kent. Bu tartışma da her zaman bir hayat-memat meselesi olageldiğinden, Doğu-Batı, gelenek ve modernleşme arasında yaşanan çatışmalar, yazılan ilk romanlardan günümüze edebiyatımızın değişmeyen temalarından biri oldu.”


Bir taraftan da, son zamanlarda, şehirlerden bir an önce kaçmamızı öneren –sözüne güvenilir– tanıdıklarımızın sayısı artmaya başladı. Üstelik Gorki’nin cümleleri daha bir “anlamlı” sanki artık: “Tekrar kentteydim; iki katlı, beyaz, tabuttan farksız, kalabalık bir evde kalıyordum. Ev yeniydi, ama birden zenginleşince önüne geleni tıkınmaya başlamış, yağlanmış sıska bir fakiri andırıyordu. Sokağa yan duruyordu, her katında sekiz pencere vardı, evin ön yüzü olması gereken yerde ise her katta dört pencere... Alt katın pencereleri avlunun dar bir geçidine, üst katın pencereleri ise avlu duvarının üzerinden çamaşırcı bir kadının küçük evi ile çamurlu yamaca bakıyordu. (...) İnanılmaz derecede sıkıcı, pis bir yerdi burası. Sonbaharın havası bu çöplü, vıcık vıcık toprağı bozmuş, ayakkabılara yapışan sarı bir zifte çevirmişti. Bu kadar küçük bir alanda bu kadar çamur daha önce hiç görmemiştim; tertemiz tarlalardan, ormanlardan sonra kentin bu köşesi hüzünlendiriyordu beni.” (Maksim Gorki, İnsanlar Arasında, çev. Ergin Altay, Can Yayınları, 2014.)

 

 

 


 

 

 

Dosya yazısından...

 

Nurdan Gürbilek’in “Taşra Sıkıntısı” başlıklı yazısında bahsettiği, gün boyu evin penceresinden karşı arsaya yığılı kalasları seyreden, evde kalmış kızın sıkıntısı, kentlerde, kentlilerde yok muydu? Gürbilek’in de altını çizdiği gibi, asıl olan dışta kalma, daralma deneyimiydi; köy, kasaba, kent fark etmiyordu. Aynı yazının devamında taşrayı bir varoluş sorunu olarak da tarif eder Gürbilek: “Ancak taşrada bulunmuşların, hayatlarının şu ya da bu aşamasında taşranın darlığını hissetmişlerin, hayatı bir taşra olarak yaşamışların, kendi içlerinde bir şeyin daraldığını, benliklerinin bir parçasının sapa ve güdük kaldığını, giderek bir taşradan ibaret kaldığını hissedenlerin anlayabileceği bir sıkıntı.”

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Haber Yazıları

Antoine de Saint-Exupéry'nin Küçük Prens'in ilk kez yayımlandığı 1943 yılından hemen önce, 1942'de yazdığı bir aşk mektubu birkaç nedenden dolayı edebiyat dünyasının gündeminde.

Bazı romanlar anlattığı şehirlerle özdeşleşir. Yıllar içinde o şehrin haritasını yeni baştan yazdığı bile olur bu romanların. Dublin ve Ulysses ilişkisi böyledir mesela.

Daily Mail'ın siyasat sayfalarının editörü Senan Molony'nin gazetecilik dışındaki ilgi alanlarının başında Joyce'un Ulysses'i geliyor.

DOT’taki çalışmalarıyla tanıdığımız Murat Daltaban’ın yönetmenliğini üstlendiği Eugène Ionesco uyarlaması oyun Gergedanlar (Rhinoceros) İskoçya'dan dört ödülle döndü.

George R.R. Martin geçtiğimiz günlerde kişisel blog'unda duyurduktan sonra, tüm ajanslara haber düşmeye başladı. HBO, Game of Thrones evrenini devam ettirecek "spin-off" dizilerden ilki konusunda ciddi adımlar atmıştı artık.

 

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.