Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


İstanbul Okurken ekibi ile söyleşi: İki durak arası kitap


Bizim kitap okuyanları yüceltmek, vaktini başka bir şey yaparak geçirenlerle (telefonda oyun oynamak, vs.) karşılaştırmak veya 'Herkes kitap okusun!' mesajı vermek gibi dertlerimiz yok.

İstanbul Okurken ekibi ile söyleşi: İki durak arası kitap

 

Elif BEREKETLİ

 

Toplu taşıma araçlarında kitap okuyan insan sıradan bir kitap okuru değildir; çoğu insanın gözünde bir gelişmişlik figürüdür, her kitapseverin gönlünü çelen bir detaydır, toplu taşımaya bir başka hava, bir dinginlik katar. Üstelik insanların ne okuduğundan okuma tavırlarına, indikleri-bindikleri duraklara kadar pek çok yorum geçer aklınızdan; toplu taşımada kitap okuyan insan merakınızı celbeder. Velhasıl, gergin, rahatsız, dalgın suratlardansa, herhalde herkesin, özellikle de kitapseverlerin tercihidir toplu taşımada kitap okuyan insanlar görmek. Belki de yalnızca kısa bir süredir, geçen eylül ayından bu yana İstanbul'da toplu taşımada kitap okuyan insanları fotoğraflayıp yayımlayan İstanbul Okurken projesinin başarısını böyle açıklamak lazım. İnternette kitapseverlerin gitgide daha çok beğenip paylaştıkları bu görsellerin hikayesi ne peki? Nasıl oldu da İstanbul'un toplu taşıma araçlarında kitap okuyan insanların fotoğrafları bir anda bir internet fenomenine döndü?

 

Bir sivil toplum kuruluşunda proje koordinatörlüğü yapan Gizem Kendik, bir dergide fotoğraf ve sosyal medya editörlüğü yapan kardeşi Didem Kendik ve görsel iletişim tasarımcısı Deniz Cem Önduygu birkaç yıl önce Goodreads'de tanışıyor ve İstanbul Okurken'in temeli o dönem bilmeden de olsa atılmış oluyor. Kendileri de İstanbul'un toplu taşımasında çok zaman geçiren ve bu yolculuklarda okumayı seven bu üçlü uzun süre bu projeye başlamayı konuşmuş. Yurtdışından benzer örneklerin olması elbette fikir vermiş, ancak asıl ortaya çıkma nedenlerinin “kendi durumlarını belgeleme isteği” olarak tarif ediyorlar. “Biz de toplu taşımada etrafımızda gördüğümüz okuyucuların ne okuduklarını merak ediyorduk, biraz da bu dürtüyle okunan kitapların bilgisini de belgelememize dahil ettik,” diyor İstanbul Okurken ekibi.

 

“LÜTFEN AZ ÖNCEKİ GİBİ DOĞAL HALİNİZDE OKUMAYA DEVAM EDİN”


 

Proje sürekli toplu taşımada seyahat eden üç kişilik bir ekibe ait olunca fotoğraf çekmek için çoğunlukla özel mesai harcamaya gerek kalmadığını söylüyor İstanbul Okurken ekibi, söylediklerine göre işe gidiş eve dönüş yolculuklarında yaptıkları çekimler işlerini görüyor. Toplu taşımanın çok kalabalık olduğu anlarda herkesi fotoğraflamanın mümkün olmadığını söylüyor ekip, ayrıca sabahları uykulu olduklarında da yerlerinden kalkamadıklarını. Fotoğrafladıkları her kitabı ve okuru sitelerine koyuyorlar, kitaba göre seçim yapmıyorlar. Kullandıkları ekipman ise Canon Mark III, 50 mm f/1,4.

 

Okuyan birine rastlayınca o anki duruma (kalabalık, açı, vs.) göre ya çekim öncesinde ya sonrasında kısaca projeden bahsedip izin istiyorlar, üzerinde iletişim bilgilerinin bulunduğu bir kitap ayracı veriyorlar. “Böylece kendisi de fotoğrafının nasıl kullandığını görebiliyor, kararını değiştirirse bize bildirebiliyor. Yine kişi izin verirse okuduğu kitabın kapağını da ayrıca fotoğraflayarak o bilgiyi de not almış oluyoruz,” diyor ekip. Fotoğraf öncesi konuştularsa herhangi bir şekilde poz vermesini talep etmiyorlar, “Lütfen az önceki gibi doğal halinizde okumaya devam edin” diyerek çekim yapıyorlar. Tabii iş fotoğraf çekmekle bitmiyor; fotoğrafların kitap isimleriyle birlikte düzenli bir şekilde İstanbul Okurken sitesine ve sosyal medya kanallarına yüklenmesi, etkileşim sorularının hazırlanması gibi sosyal medya yönetim işleri, raporlama ve planlama gibi proje yönetim işleri için özel mesai harcayıp, toplantılar yapıyor ekip.

 

“E-KİTABA ÇOK ENDER RASTLIYORUZ”

 

Kamusal alanda kitap okumak özel alanda okumaktan çok farklı elbette. Dikkatinizi bölebilecek onlarca unsur var, ayrıca her türlü tehlikeye karşı daha savunmasızsınız. Ancak toplu taşımada okumanın, diğer kamuya açık yerlerde (bir kafede ya da parkta) okumakla kıyaslandığında da farkları var. Bu farkların ilgilerini çektiğini söylüyor İstanbul Okurken ekibi: “İnsanlar toplu taşımada mecburen vakit geçiriyorlar, ve bunu (genelde) her gün yapıyorlar. Kendi tercihiyle, evde okumaktan, dışarı çıkıp bir parkta okumaktan farklı bir durum bu, ve bizim ilgimizi bu durum çekiyor; toplu taşıma okuyucuları çoğunlukla bunu her gün yapan insanlar, günlük koşturmacalarına böyle bir pratiği dahil etmiş insanlar.”

 

Kimi dönemlerde, mesela terör gibi, toplumsal tehlike anlarında ya da hafta sonlarında okuma davranışlarının değişip değişmediğini, yahut değişik bölgelerde okunan kitapların özelliklerini fark edip etmediğini söyleyebilecek kadar verinin henüz ellerinde olmadığını söylüyor ekip, fakat 100 fotoğrafta kitap türü tercihine baktıklarında 75’inin kurmaca, geri kalanın kurmaca-dışı olduğunu belirtiyorlar. 100 kitabın 57’si çeviri, 39’u Türkçe yazılmış, 4’ü yabancı dilde. Kadınlar ve erkekler ise şu an aynı sayıda. 82 genç, 18 orta yaşlı / yaşlı var.

 

Ekibin verdiği bilgiye göre kısa motor yolculuklarında daha çok dergiye ve gazeteye rastlanıyor; vapurlarda, metro ve Marmaray gibi daha kalabalık yolculuklara nazaran daha çok gazete okunabiliyor. Facebook sayfalarında sordukları soruya cevap olarak da takipçileri en rahat vapurda ve metroda okuyabildiklerini belirtmişler. “Elektronik okuma aygıtlarına çok ender rastlıyoruz. Bu yüzden bazen sosyal medyada şikayetler duyuyoruz, 'E-kitapları okuma saymıyor musunuz?' diye – tam tersi, çok ilgimizi çekiyor, ama pek göremiyoruz,” diyorlar.

 

“'HERKES KİTAP OKUSUN!' MESAJI VERMEK GİBİ BİR DERDİMİZ YOK”


 

Bu verilerin ekip için özel bir anlamı var çünkü okumaya elverişli toplu taşıma yolculukları için neler yapılabileceğine dair bir rapor ortaya çıkarmak istiyorlar. Yurtdışında benzer işi yapan diğer projelerden onları ayıran nokta da onların görüşüne göre bu. “Önümüzdeki dönemde toplu taşımada okuma hikayelerine yer vermek istiyoruz” diyor ekip: “Yine ilerleyen dönemde yeterli toplu taşıma okuruna ulaştığımızda onların görüşlerini alarak ortaya çıkardığımız bir rapor hazırlamayı düşünüyoruz. İlerleyen dönemlerde hangi hatlarda ne kadar ve hangi türde kitapların okunduğuna dair bir okuma haritası oluşturma fikrimiz de var.”

 

Proje beklediklerinin çok üstünde bir ilgi görmüş, gelen tepkilerin ise neredeyse hepsi olumlu. Projeyi böyle algılayanların aksine; projenin yaratıcıları Kendik kardeşler ile Deniz Cem Önduygu “Bizim kitap okuyanları yüceltmek, vaktini başka bir şey yaparak geçirenlerle (telefonda oyun oynamak, vs.) karşılaştırmak veya 'Herkes kitap okusun!' mesajı vermek gibi dertlerimiz yok,” diyor; “En azından toplu taşımada okumayı biraz normalleştirmek gibi bir işlevi olabileceğini kestiriyorduk; şimdi de bir farkındalık yarattığını, toplu taşıma okuyucularını iyi hissettirdiğini ve bu konuda ilginç tartışmalara kaynak olduğunu gözlemliyoruz.”

 

Peki proje İstanbul ile mi sınırlı kalacak? Görünüşe göre yalnızca kısa bir süreliğine İstanbul ile sınırlı kalacaklar. Nitekim diğer illerden projeyi uyarlamak isteyen insanlarla yazışma halinde olduklarını söylüyorlar ve iyi bir yöntem tasarlayabilirlerse talep gelen şehirlerde de bu sistemi devam ettirmek istediklerini söylüyorlar. Biriktirdikleri bütün bu bilgileri ve çektikleri fotoğrafları bir kitapta toplamak da hayalleri arasında.

 

 


 

 

İstanbul Okurken'i takip etmek için:


http://www.istanbulokurken.com/

www.facebook.com/istanbulokurken

www.instagram.com/istanbulokurken

www.twitter.com/istanbulokurken

 

 




Toplam oy: 0

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

Kerem Yücel ile söyleşi:


“İyi bir fotoğraf her zaman kendini anlatabilir.”


Ece Karaağaç

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.