Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Selen Korad Birkiye ile söyleşi: Sahne metnini sahneye uyarlamak...


Son yıllarda yazılan eserler dışındaki her şey bizim için saf haliyle okunmak için yazılmış eserler konumuna düşmüş durumda. Çünkü onları sahneleyebilmeniz için bir sahne metni haline getirmeniz gerekiyor.

Selen Korad Birkiye ile söyleşi:


Sahne metnini sahneye uyarlamak...

 

Ece KARAAĞAÇ

 

Edebiyat okurları onun adını pek fazla işitmese de tiyatronun perde arkasında çalışan, gizli kahramanlarından biri Selen Korad Birkiye. Devlet Tiyatroları’nın yanı sıra birçok özel tiyatronun oyunlarında da imzası bulunan, metinle sahne arasında köprü kuran bir dramaturg o. Selen Korad Birkiye ile sahneye uyarlanabilen ve uyarlanamayan metinleri konuştuk.



Tiyatro ne zaman edebiyatın konusu olur? Veya tam tersinden düşünecek olursak ne zaman edebiyatın konusu olmaktan çıkar?

 

Kuramsal olarak bütün oyunlar sahnelenmek için yazılmıştır. Benim tezim bu. Tabii ki tiyatro tarihinde okunmak için yazılan birtakım metinler de söz konusu ama temel olarak dramın kökeninde bu yatıyor. Ama günümüze geldiğimizde çok farklı bir noktayla karşı karşıya kalıyoruz. Son yıllarda yazılan eserler dışındaki her şey bizim için saf haliyle okunmak için yazılmış eserler konumuna düşmüş durumda. Çünkü onları sahneleyebilmeniz için bir sahne metni haline getirmeniz gerekiyor. Racine ve Shakespeare de dahil olmak üzere hiçbirini olduğu gibi sahneleyemiyorsunuz. Çünkü oradaki referanslar, oradaki anlatılan dünya, oradaki konuşma dili, orada kurgulanan durum artık sahneyi izleyen seyirci için yeterince tatmin edici bir şey değil. O yüzden ben artık hemen hemen tüm metinlere öncelikle okunmak için yazılmış, sonrasında sahneleme çalışması yapılması gereken metinler olarak bakıyorum.


Bir taraftan da Harry Potter and The Cursed Child oyununun metninin yayımlanır yayımlanmaz çok satanlar listelerine girmesi gibi “ters yönde” gelişmeler de var. Bu açıdan Türkiye’deki oyun okuma kültürünü nasıl görüyorsunuz? Yoksa sadece sahnelemek için oyun arayan ekipler mi oyun okuyor?

 
Tam da öyle. Hatta sahnelemek için oyun arayan ekiplerin pek çoğu da eski bildikleri oyunları okuyor. Ama sonuç itibariyle okuyorlar. En azından içlerinde yabancı dil bilenler özellikle İngilizce yazan ülkelerin oyunlarını tarıyorlar. Bizdeki tiyatro da İngilizce ağırlıklı son 50 yıldır. Ondan evvel de Fransızca ağırlıklı bir çeviri ve etkilenimden bahsedebiliriz.

 

 

Bir yandan da Türkiye’de genç bir oyun yazarları kuşağı var. Bu yeni yazar kuşağı hakkında ne düşünüyorsunuz?

 
6-7 yıl evvelki tiyatro sezonu beni inanılmaz heyecanlandırmıştı. İşte beklediğim patlama bu demiştim.  İnanılmaz oyunlarla karşılaşmıştım. Bu metinlerin bazıları ekip çalışmasıyla ortaya çıkan prodüksiyonlardı. İngiltere’de yazarların çok sık yaptığı bir şeydir bu; 70’lerden beri bu şekilde çalışılıyor. Bir yazar bir metni ortaya çıkardığında bu nihai hali olmuyor, onu ekiple birlikte prova sürecinde tekrar tekrar sahne metni haline getirmeye çalışıyor. Bu büyük bir avantaj. Sahneye döküldüğünde neyin fazla gelip neyin eksik kaldığını prova sürecinde test edebilme şansına sahiplerdi. Bu bugüne kadar tiyatro sanatında uygulanmış en iyi formül. Dolayısıyla bu yöntemle gelişen metinlerin de bence tiyatroyu yakalama vasfı var. Bu başlamadan evvel Türkiye’de, tiyatroyu çok iyi kavrayan tiyatrocu yazarlar kuşağı vardı. Şimdi onlara hem tiyatronun içinden gelip hem ekiple çalışan yazarlar kuşağı eklenince burada inanılmaz iyi bir yöne doğru gidildi. Ama şimdi bakıldığında daha iyi bir noktaya gidilmiş mi derseniz, hayır. Belki bu kadar çabuk olması da beklenmemeli.


Bir de edebiyat uyarlaması tiyatro metinleri var. Son günlerde edebiyat uyarlaması tiyatro oyunlarını da daha sık görür olduk. Siz tiyatronun edebiyata bu göz kırpışını nasıl buluyorsunuz?

 
O kadar iyi ki! 2001 sezonuydu sanırım, biz Devlet Tiyatroları’nda bir edebiyat uyarlamaları sezonu yapmıştık. Ama burda bir sanat dalını başka bir sanat dalıyla ifade etmeye çalışıyorsunuz; elbette kayıplar olacaktır, okumayla aynı tadı vermeyebilir. Ama bu sefer de romanın kanavasının başka bir sanat dalında nasıl yorumlandığını görebilme şansı olacaktır. Bu yaratıcı ekip açısından son derece meydan okuyucu bir şey bence, çünkü kendi yorumlarını sahneye taşımak durumundalar ama bir taraftan romanın derinliğini ne kadar verebilirler? Seneler evvel Anna Karenina sahnelenmişti Kenter Tiyatrosu’nda. Anna Karenina’da, o metinde, diğer uyarlamalardan farklı olarak ilk defa Anna Karenina dışında Hakan Gerçek’in oynadığı Levin karakteri anlatıcıydı, hikaye onun gözünden tiyatroya aktarılmıştı. Ondan evvel hem sinema versiyonlarında, hem tiyatro versiyonlarında biz sadece Anna Karenina’nın çizgisini görürdük. Anna Karenina’nın çizgisi ne? Acıklı bir aşk öyküsü. Ama Levin'i de ikinci anlatıcı olarak soktuğunuzda Rusya’da farklı etik değerlerle yaşayan başka bir insanın gözünden bir Rusya portresiyle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla ikisinin bir sahnede bir araya gelmesi bizim için inanılmaz katmanlar ortaya çıkarıyor. Bu durumda uyarlayıcının rolü çok önemli bir noktaya geliyor romanı tanıtmak açısından.


Burada romanı tiyatroya uyarlayan kişinin kendi okuma deneyimini aktardığını da söyleyebiliriz o zaman.

 
Kesinlikle! Anna Karenina’nın uzunluğuyla sahnedeki iki saatlik bir zaman dilimini yan yana düşününce bunun ne kadar zor olabileceğini anlayabilirsiniz. Ya da Savaş ve Barış’ı uyarlarken 350-400 karakteri olan bir hikayeyi kaç karakterle sahnede ortaya çıkaracaksınız? Goethe’nin Şövalye Götz von Berlichingen adında üç saatlik oyunda tam 57 mekan var! Steven Spielberg filmi gibi! Oradan bakıldığında bunun sahneye aktarılmasının imkanı yok o dönemin şartlarında, şimdi bile çok zor. Dolayısıyla bu açıdan bakınca Savaş ve Barış gibi bir romanı uyarlarken üslubun da uygun seçilmesi, belki gerçekçi üsluptan başka bir üsluba geçiş yapılması, içeriğin değiştirilmesi ve dönüştürülmesi söz konusu olacaktır.

 

 


 

 

Görsel: Ece Zeber

 

 




Toplam oy: 150

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Söyleşi

Tarkan Kaynar ile söyleşi:


"Hayvanlar her zaman ilacım olmuştur."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.