Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Uykusuzluk, Kafka’nın sırrı olabilir mi?




Toplam oy: 34

Yazarların daima geceleri el ayak çekildikten sonra yazmaya başladığı düşünülür. Sanatçıların ve yaratıcı bir uğraşıyla meşgul kişilerin en verimli olduğu saatin de gecenin çıt çıkmayan, sadece düşüncelerin akışının tıkırtısının duyulduğu gece saatleri olduğu türlü çalışmalarla da savunulmuştur. Özellikle de şık bir evde, karanlık bir odada, sarı masa ışığının altında kalemle “bildungsroman*” yazmak her genç yazarın fantazisidir.


Dönüşüm’de “sabah bunaltıcı düşlerinden uyandığında kendini hamam böceği olarak bulan” Gregor Samsa karakterini bulan Franz Kafka da geceleri yazan bir yazar olmasıyla bilinir. Hatta günlüklerinde “Uyku” der Kafka, “en masum mahluktur, uykusuzluksa insanı en günahkar kılan şey."  Her ne kadar uykuya olumsuz bir anlam atfetmiş olsa da Kafka, uykusuz dakikalarını yaratıcı olarak kullandığını da saklamaz. Milena’ya mektuplarında şöyle der: “Uyurken beni terk eden ruhun belki de bir daha geri dönmeyeceğinden korkuyorum.”


Kafka’nın uykusuzluk sorunu sadece edebi bir sansasyon olmanın da ötesine geçip araştırmacıların da ilgisini çekti. Alman yazarın sınırda kişilik bozukluğundan mustarip olduğunu düşünenler de oldu, ancak doktorlar Antonio Perciaccante ve Alessia Coralli’nin yaptığı çalışma, Kafka’nın eserlerinin pek çoğunu yazarken rüyavari bir durumun içinde olduğunu ortaya koydu. Kafka’nın yazma tarzı, bilimsel bir şekilde incelendi.

 

Nöroloji dergisi The Lancet’ta yayımlanan çalışmada Kafka’nın hepimizin uykudan önce hissettiği rüyanın farkında olma durumunu yaşadığını belirten yazarlar, Kafka’nın günlüğündeki “Uykuya dalmadan önce dahi beni uyanıklığa sürükleyen, uyumama izin vermeyen şey, rüyalarımın gücüydü,” ifadesini alıntılıyor. Kafka’nın yazımının bir bakıma terapötik bir nitelik taşıdığını dile getiren araştırmacılar Perciaccante ve Coralli’ye göre “bu, hipnagojik halüsinasyonun, uykuya dalmadan hemen önce deneyimlenen güçlü bir görsel halüsinasyonun berrak bir tanımı gibi.”

 

 

Bununla birlikte Kafka’nın yazma sürecinin aslında çok da keyifli ve havalı geçmediğini biliyoruz. Uykusuzluğunun gölgesinde kelimeleri peş peşe getiren yazar, mektuplarından birinde “Yazmadığım zaman bayağı yorgun, üzgün, sıkıntılı hissediyorum; yazdığım zamansa korku ve kaygıya kapılıyorum,” diye anlatıyor hislerini.

 

Gelgelelim araştırmacılar Kafka’nın uykusuzluğunun sıradan olmadığı görüşünde. Zaten Alman yazar bunu “normal koşullarda neredeyse erişilemeyecek bir derinlik” sözcükleriyle bizzat ifade ediyor.

Yazarın yaşam tarzı ve ruhsal hastalıklarının yanı sıra hakkında yazılan biyografik metinlere ve eserlerine dair edebi yorumlara bakan Perciaccante ve Coralli, Kafka’nın entelektüel çalışmalarını bile isteye gece vakti, uykuya dalmadan önceki o tuhaf ruh halindeyken yazdığının kesin olduğunu söylüyor.

En meşhur eseri Dönüşüm’ün “aynı zamanda niteliksiz uyku, kısa uyku süresi ve uykusuzluğun ruhsal ve fiziksel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine dair bir metafor anlamına gelebileceğini” belirten ikili, uykusuzluğun, Kafka’nın eserlerindeki temel tema olduğu görüşünde.

Aksini savunanlar olsa da, Kafka uykusuzluk çekmeseydi, en çok bilinen eserlerini yazamayabilirdi. Çünkü onun yazma biçimi kendine hastı.

 

 

CS

 


 

*Bildungsroman: Ana karakterin ahlaki ve psikolojik gelişimini konu alan roman

 


Kaynak: Open Culture

 

Görsel: Servet Kesmen

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Bilinç Yumağı: “Işık Karanlıkta Parlar”

 

Cem Kalender’in Klan isimli romanı yayımlandığı günden beri okurun ilgisini çeken, duyurdukları ve duyumsattıklarıyla farkını ortaya koyan bir ilk roman.

Edebiyat tarihi bildiğimiz, tanıdığımız yerler kadar sadece hayal dünyamızda var olan yerler de ihtiva eder. Bu yerler kimi zaman içinde yaşadığımız dünyanın kimselerin bilmediği bir köşesinde kurulmuştur, kimi zamansa çok uzaklarda bir yerlerde. Fakat bu yerlerin kimileri vardır ki onların ortak özelliği okurlarının o yerleri görmek, o hikayelerin bir parçası olmak istemesini sağlamasıdır.

Kitaplarla haşır neşir olanlar bilirler ki, kütüphanenizdeki kitapların sayısı arttıkça bir düzeni sürdürmek de gittikçe zorlaşır. Kitaplar raflara sığmaz olur, gittikçe üst üste yığılır ve en sonunda işler içinden çıkılmaz bir hal alır. Peki bu krizi olumlu bir duruma dönüştürmek mümkün mü?

 

Yeni yıl yeni kitaplar demek hiç kuşkusuz. Belki de uzun zamandır çevrilmesini beklediğimiz o kitabı 2018 içinde Türkçede görebileceğiz nihayet ya da nicedir yeni bir roman yazsa diye beklediğimiz o ismin yeni romanını okuyabileceğiz sonunda. Sürpriz ilk kitaplarla, yeni isimlerle de karşılacağız hiç kuşkusuz....

İstanbul Ataşehir’de, gökdelenlerin arasında bir vahadan farksız Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi (NGBB). Girişte, duvarlarında bahçenin tarihçesinin anlatıldığı levhaların sıralandığı bir tünelden geçiyorsunuz ve adeta bir zaman tüneli gibi, sizi bambaşka bir zamana ve mekana çıkarıyor o uzunca tünel.

 

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.